Korkudan ölerek, soğuktan donarak kelimeler arıyoruz

Eduardo Galeano’yu çok geç tanıdım. Belki de doğru zamanda, bilmiyorum. Küçük hikayeler yazıyor. Japonlar’ın birkaç satırlık kısa şiirleri gibi. Az ama öz… Yüreğe dokunan, çok çarpıcı yazılar.

“Bizler zamanın ayakları ve ağızlarıyız” diyor Galeano. Ama zaman, rüzgar gibi estiğinde, ayak izleri de silinir. Zamanın yolculuğu ise ancak zamanın ağızlarından dinlenir.

“Zamanın Ağızları” kitabında, aşk, çocukluk, su, toprak, kelimeler, görüntüler, müzik, göç, iktidar ve korku gibi çeşitli konularda hikayeler anlatıyor. Hikayelerindeki kahramanlar önce varlar; ama sonra yoklarken bile onları hatırlayan kişilerin hikayelerinde yaşamaya devam ediyorlar. Bütün hikayeler aslında tek bir hikaye anlatıyor: Zamanın hikayesini…

“Hala aynı durumdayız: Korkudan ölerek, soğuktan donarak kelimeler arıyoruz” diyor.

Zamanın Ağızları kitabında sevdiğim hikayelerden birini paylaşmak istiyorum.

 

 

İlk Dersler

Köstebeklerden tünel kazmayı öğrendik.

Kunduzlardan dok yapmayı öğrendik.

Kuşlardan ev yapmayı öğrendik.

Örümceklerden dokumayı öğrendik.

Aşağı yuvarlanan kütükten tekerlek yapmayı öğrendik.

Yüzeyde salınan kütükten gemi yapmayı öğrendik.

Rüzgardan yelkeni öğrendik.

Peki kötü alışkanlıkları kim öğretmiş olabilir bize? Hem cinsimize acı vermeyi ve dünyayı hor görmeyi kimden öğrendik.

 

Eduardo Galeano Açık Radyo’da Aslı Pelit’in sorularını yanıtlarken, ilginç bir anekdot anlatıyor;

Aslı Pelit: Siz, hafıza ve tarih hakkında yazıyorsunuz ve diyorsunuz ki; Latin Amerika’nın en büyük problemi amnezi, bununla ne söylemek istediğinizi açıklar mısınız?

Eduardo Galeano: Hafıza beni çok ilgilendiriyor. Ama müze gezmek gibi değil, yani, o eski sakin geçmişin pasif ve estetik vizyonu beni ilgilendirmiyor. Beni yaşanan tarih, o anılar ilgilendiriyor. Geçmişi bugünden kurtarmak, gelecek günlere doğru, geleceğe doğru bakmak. Bir yerli geleneği var ki, sadece Amerika’nın bazı bölgelerinde devam ediyor hâlâ, mesela Kanada ve ABD sınırındaki adalarda. Ve aynı zamanda, Meksika’nın Maya bölgesinde, Chiapas’da. Bu çok ilginç bir yerli geleneği ve “yaşayan anılar” terimini anlatmak için çok uygun: Kabilenin yaşlı seramikçisi, usta, artık gözleri bulutlanıp elleri titrediği için emekli olmadan önce, bir tören yapar. O törende usta son ve en önemli şaheserini yapar, mükemmel bir çanak. Ve o çanağı en genç seramikçiye verir. Ama genç o çanağı, odasında yüksek bir yere koyup da her sabah bakmak için almaz,  eline aldığı anda yere fırlatıp onu kırarak binlerce parçaya böler! Daha sonra o ufacık parçaları toplar ve kendi yapacağı çanağa ekler yavaş yavaş. Bu tip anılar, hayatın devam etmesine yarayan anılardır.

 

Yazar: Eduardo Galeano

Çevirmen: Bülent Kale

Sayfa Sayısı: 353

Yayınevi: Çitlembik Yayınları

 

Kimdir?

Tam adı Eduardo Germán Hughes Galeano. 3 Eylül 1940 Montevideo doğumlu Uruguaylı gazeteci ve yazar. Çocukluğunda futbol oyuncusu olmak ister, gençliğinde birçok farklı işte çalışır. 14 yaşında ilk politik çizgi romanını, Sosyalist Parti’nin haftalık yayın organı El Sol’a satar. Gazetecilik kariyerine 1960’larda Marcha’da editör olarak başlar, 1973’te bir askeri darbe nedeniyle Uruguay’ın iktidarı değişince hapse atılır ve sürgüne yollanır. Arjantin’e yerleşir ve kültür dergisi Crisis’i kurar. 1976’da Videla rejimi, askeri bir darbe ile, Arjantin’de iktidara gelince ülkeden İspanya’ya kaçar. Burada ünlü triyolojisi, Memoria del fuego “Ateş Anıları”nı kaleme alır.

Galeano genel olarak Latin Amerika’daki örneklerden yola çıkarak dünya sorunlarından bahsediyor. Kölecilik, kadın taciri ve artan suç oranı irdelediği sorunlar arasındadır. Kitaplarında çoğunlukla gazete haberlerini kullanarak örneklendirmeler yapar. 1985 yılından beri doğduğu kent olan Montevideo’da yaşamaktadır.

Eserleri:

  • Ateş Anıları
  • Latin Amerika’nın Kesik Damarları
  • Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri
  • Biz Hayır Diyoruz
  • Tepetaklak
  • Zamanın Ağızları
  • Yürüyen Kelimeler
  • Kucaklaşmanın Kitabı
  • Gölgede ve Güneşte Futbol
  • Söz Mezbahası, Görüşmeler, Gözlemler, Görünümler
  • Aynalar

 

 

Galeano’nun “Kucaklaşmanın Kitabı” adlı eseri için çizdiği özel desen…

 

Kaynaklar: wikipedia.org

http://evvel.org/yasayan-anilar

 

Eriyen zaman!

Emekli zabıt katibi Dedem, bakkala giderken bile takım elbise giyer ve mutlaka yakasına çiçek takardı. Çiçek bulamazsa yeşil bir yaprak.

Anneannem evde biri hastalandı mı, pencerenin önüne çiçek koyardı. Bütün mahalle anlardı ki evde hasta var. Çocuklar sessizce oynardı sokakta, kimse gürültü yapmazdı. Komşular ellerinde bir tencere çorba “geçmiş olsun”a gelirdi.

Çok değil, 25-30 sene önce… İnce ruhlu insanlar çağıydı.

Bu kadar ince düşünen bir toplum, nasıl oluyor da şimdi daha yeşil ışığın yanmasını beklemeden sarı ışıkta korna çalmaya başlıyor, en küçük bir ihmalde kavga çıkarıyor, küfretmek için fırsat kolluyor.

İnsanlar apartmanlarda karşı komşusunun varlığından bile bihaber, çocuk yaştaki öğrenciler öğretmenlerini bıçaklıyor, bir başka çocuk para vermeyen ninesinin boğazını kesiyor, hava kararınca insan sokağa çıkmaya korkuyor, “neden bakıyorsun lan”lı kavgaların sonu cinayetle bitiyor.

“Pencere önüne bıraktığı çiçekle mesaj veren toplumdan, sarı ışıkta isyan eden topluma geçiş sendromu”na tutulduk.

Maalesef yakasına çiçek takan adamlar yok artık. Hastalanınca pencere önüne çiçek koyan ince ruhlu kadınlar anılarda yaşıyor.

Ülkenin Başbakanı ve ana muhalefet lideri hoşgörü sultanı Mevlana’yı anma törenlerinde yan yana oturuyor ama birbirlerini görmezden geliyor, konuşmuyor, tokalaşmıyor.

Salvador Dali’nin Belleğin Azmi* tablosunda anlatmaya çalıştığı gibi, zaman hızla eriyor. Ve, zaman erirken ruhları da eritiyor.

 

* Belleğin Azmi (1931), Salvador Dalí’nin meşhur gerçeküstü eseri

La persistencia de la memoria (1931) adıyla da bilinen Belleğin Azmi (Eriyen Saatler olarak da anılmaktadır), Salvador Dalí’nin en ünlü tablosudur.

1932 yılında 250 ABD Doları karşılığında satılan tablo, 1934 yılından bu yana New York’taki Çağdaş Sanat Müzesi’nde sergilenmeketdir.

Ünlü gerçeküstü tablo eriyen cep saatlerini konu almaktadır. Bu, Dalí’nin o yıllardaki ‘yumuşaklık’ ve ‘sertlik’ anlayışına ışık tutmaktadır.

Yapıt her ne kadar Dalí’nin sanat yaşamındaki Freudçu evrenin bir örneği olsa da, sanatçının bilimsel evreye geçişinden 14 yıl önce yapılmıştır. Dalí’nin bilimsel temelli yapıtlar vermeye başlaması 1945 yılındaki atom bombası kullanımına dayanmaktadır.

Tablonun ortasında “canavar” biçiminde bir insan figürü gözlenebilmektedir. Dalí’nin birçok yapıtında kullandığı bu nesne, sanatçının kendini betimlemesi olarak da algılanmaktadır. Resmin sol alt köşesindeki turuncu saat karıncalarla kaplanmıştır. Dalí; karınca görüngesini, ölümü ve kadın üreme organlarını simgelemek amacıyla da kullanmıştır.

Yapıtın (Mona Lisa’ya benzer biçimde), tamamlandıktan kısa süre sonra kırmızı şarapla ıslatıldığı söylenmektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org