#Soma da bir delikanlı…

Soma’da yerin altında bir delikanlı… Adı Cemal Yıldız… 19 yaşında…  

Televizyonda felaket haberleri arasında gördüm adını… Önce alt yazı geçti televizyonlar, sonra fotoğrafı…

Somalı ağabeyleri, amcaları ile beraber ekmek parası için inmiş madene…

Artık hayatta değil…

Cemal, bir daha güneşi de, yıldızları da göremeyecek… Top oynayamayacak… Aşık olamayacak… Bir kızın elini tutamayacak…

Oysa sabah ne umutlarla binmişti kim bilir kendisini canavarın ağzına götüren asansöre…

***

“Yine bir kömür
kütürdedi sobada
kayıp bir madencinin
kalbi rastgeldi
atıverdi sıcak odada” diyor ya Sunay Akın.

Yine bir kömür kütürdedi…

Ama bu defaki çok fena…

 

Kediler ile ilgili doğabilecek problemlerden otel yönetimi sorumlu değildir!

Severek takip ettiğim Yazar Yekta Kopan bu twiti atana kadar sorun yoktu;

Aynı günlerde Antalya’nın lüks otellerinden birinin asansöründe aşağıdaki ilanı görünce küçük bir şaşkınlık yaşadım. “Hayvan dostu şehir” olmak için yırtınırken, otel yönetiminin uyarısı tuhafıma gitti doğrusu.

 “Kedileri, kucaklamayınız, beslemeyiniz.

Kediler ile ilgili doğabilecek problemlerden otel yönetimi sorumlu değildir!”

Kediler hayatımızın her anında yanımızda, etrafımızda, zararsızca dolaşıyor. 

Hiç kedim olmadı. Ama,

 “Bir kedim bile yok” diyerek de sızlanmadım hiç.   

  

Antalya Tophane’de Yat Limanı manzarası eşliğinde özgürce dolaşan sarman kedi…

 

 Kaş’ta ara sokaklarda dolaşırken karşıma çıkan, bir restoranın kapısındaki kedi…

  

Antalya Soba Müzesi’nin mışıl mışıl uyuyan kedisi…

  

Ressam Rezzan Ganiz’in kedileri…

 

Blogger Arzu Taşkın’ın twitter’da ünlü yaptığı yaramaz kedisi…

 

 

Kedi anlama kılavuzu diye bir kitap bile var mış

 

Şair Sunay Akın’ın “Kedi Kırıkları” şiiri ile bu mevzuyu bitiriyorum.

Ortancasıyım üç kardeşin
hiç tatmadığı için
acırken ağabeyime
kıskanç gözlerle bakarım
iki insan sıcaklığı üstünden
dünyaya gelen
kardeşime

Kutsal kitaplarda
aramam boşuna
bir işaret
bilirim ki kuşların
silah sesinden
ürkmediği gün kopacak
kıyamet

Bilemezsiniz yüreğime neler olduğunu
nasıl ki bir korsanın
denize attığı rom şişesini
limana demirleyen geminin
çapasıyla kırdığından
hiçkimsenin haberi
olmuyorsa

Birbirinin üstüne
ters çevirerek içimdeki iskemleleri
uzaklaşırım aranızdan
çarşıda kaybolan bir çocuğun
elinde soğuyan
anne sıcaklığı
hızıyla…

 

 

İçimdeki Türkiyem

Kendinizi bir yabancıdan dinlemeyi sever misiniz?

Aslında O’na yabancı demek ne kadar doğru bilemiyorum. Uzun süredir aramızda ve bizi bizden iyi tanıyor, tanıtıyor. Anadolu’nun ruhunu, seslerle notalarla evrenselleştiriyor.

O artık bizden biri; Piyanist ve besteci Anjelika Akbar.

Akbar her ne kadar müzisyen kimliği ile tanınsa da, yeni çıkarmış olduğu “İçimdeki Türkiyem” kitabıyla yazmakta da usta olduğunu kanıtladı.

ATAV Başkanı Nizamettin Şen ve değerli ağabeyim Hüsamettin Oğuz’un twitter’da yazışmalarına tanık olduktan sonra kısa sürede edindim ve bir çırpıda okudum. Tüm dostlara tavsiye ediyorum.

1993 yılında Türk Vatandaşlığına geçen Anjelika Akbar, “İçimdeki Türkiyem”de ülkemizde geçirdiği yılları, konserlerinde yaşadıklarını, anılarını, Akdeniz’le tanışmasını, eşini, çocuklarını, dostlarını, kısaca yüreğinden ve aklından geçenleri bizimle paylaşıyor.

İstanbul, Antalya ve Ankara arasında gidip gelen sanatçının, kentlerimiz ve Türk insanı hakkındaki yorumları, aslında çok iyi bildiğimiz ama bir türlü dile getiremediğimiz kusurlarımızı, yüzümüze büyük bir ustalıkla, adeta bir ayna gibi tutuyor.

O kadar içten ve samimi ki, sanatçının niyetinin kusurlarımızı yüzüme vurmak olmadığını, aklından geçenleri, hissettiklerini ve Türkiye’yi belki de bizden daha fazla sevdiğini anlıyorsunuz.

Piyano çaldığı zamanlarda, her defasında alt kattaki komşusunun tacizlerine maruz kalan sanatçı, öfkeli komşusunu sakinleştirmek için “su” adlı bir beste yaptığını anlatırken, belki de bize çözüm odaklı olmamız ve empati yapmamız konusunda bir mesaj verdiğini hissediyorsunuz.

Kitabın bir yerinde, ilk kez geldiği İstanbul’da kentsel mimarinin çirkinliği karşısında şaşırdığını belirtirken, “Bu kentin başmimarı yok mu?” diye sorunca, “sahi bizim kentlerimizin niye bir başmimarı yok. Bu soru niye bizim aklımıza gelmedi diye hayıflanıyorsunuz.”

Antalya’da denizle tanışmasını öyle güzel anlatıyor ki, yanı başımızdaki güzellikleri hoyratça harcadığımızı düşünmeden edemiyorsunuz.

Ben en çok limon ve mandalina ile ilgili yazdıklarını sevdim.

Geldiği ülkede bir limon damlasının ne kadar değerli olduğunu anlattığı satırları okurken, “Boğazından lıkır lıkır geçen suyun kıymetini bil” diyen şair İlhan Berk aklıma geldi. 

Bu gezegenimizi korumamız lazım, hep birlikte!

Usta şair Sunay Akın, kitabın arka kapağında Anjelika Akbar için şunları yazmış;

“Kozmik Fantezi” Anjelika Akbar’ın 9 yaşında bestelediği eserinin adı. Beste, uzayın derinliklerine doğru yola çıkan bir aracın içindeki insanları anlatıyor. Astronotlar bir yıldızdan ötekine gezip, yeni hayatlar ararken fark ediyorlar ki; geride bıraktıkları dünyalarından daha güzeli yoktur evrende. Dünya’yı özlediğini anlayan astronotlar geriye dönerler… Bestenin son notalarında, uzay gemisinin penceresinden görülen bir ödül beklemektedir onları: Dünya…

9 yaşındaki Anjelika’yı beste yapmaya iten, uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin’in şu sözleridir: “Dünya gezegenimiz o kadar güzel ki, mavi gelin gibidir. Dünya’dayken bu gezegen bize çok büyük ve güçlü gelir; ama uzaydan çok kırılgan, korunması gereken bir şey gibi görünüyor. Sanki avuca sığacak kadar küçük! Bu gezegenimizi korumamız lazım, hep birlikte!”

Küçük Anjelika’da “mutlak kulak” tespit edilmiştir; duyduğu tüm eserlerdeki notaları anında bilen, dünyada çıkan tüm seslerin hangi notaya denk geldiğini o an söyleyen bir yetenek…

İşte o müthiş yetenek, tam 20 yıl önce soludu bizim ülkemizin havasını ilk kez ve bir daha da dönmedi kendi gezegenine… 20 yıldır bestelerini bizim gökyüzümüzden indirdiği yıldızlarla yazıyor. Türkiye onun içinde ve o Türkiye…”

İçimdeki Türkiyem

Yazar: Anjelika Akbar

Sayfa Sayısı: 279

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları