Demiryolu…

Yılın son gününe bu şiir düştü. Erich Kästner’in “Demiryolu Mecazı”…

Yaşam olabildiğine basit, biz olabildiğine karıştırıyoruz. Yol olabildiğine düz ve pürüzsüz, biz kendi önümüze labirentler kuruyoruz.

Anna Mouglalis’in fotoğrafına bakarken şunlar geçiyor kafamdan;

Basit, gürültüsüz bir yaşam istiyorum.

Homeros gibi bir limon ağacanın altında, ya da ihtiyar balıkçı gibi küçük bir sahil kasabasında, kitap yazmak ve o dev balığı yakalamak…

Basit, gürültüsüz, telaşsız,

ölümü beklemek.

Nokta.

 

Demiryolu…

Hepimiz aynı trende oturuyoruz

Ve seyahat ediyoruz zaman içinde rastgele

 

Dışarı bakıyoruz; yeterince gördük.

Hepimiz aynı trende gidiyoruz

Ve hiçkimse bilmiyor, ne kadar uzak?

 

Bir yolcu uyur; bir diğeri yakınır;

Üçüncüsü çok konuşur.

İstasyonlar anons edilir

Yılların içinden hızla ilerleyen tren,

Ulaşmaz hiçbir zaman hedefine.

 

Yerleşiyoruz.Toparlanıyoruz.

Bir anlam veremiyoruz.

Acaba yarın nerde olacağız?

Biletçi bakıyor kapıdan içeri

 

Ve kendi kendine tebessüm ediyor boynunu eğip.

 

O da bilmiyor nereye gitmek istediğini

Susuyor ve dışarı çıkıyor.

Kulakları tırmalayan siren ötüyor!

Tren yavaşlıyor ve sessizce duruyor

Ölüler iniyorlar.

 

Çocuğun biri iniyor; Anne haykırıyor.

Sessiz duruyor ölüler,

Geçmişin peronunda.

Tren yoluna devam eder, zamanla akıp gider.

Ve kimse bilmez, neden?

 

Birinci sınıf hemen hemen boş.

 

Göbekli bey oturuyor gururlu

Kırmızı yumuşak koltuğunda ve ağır ağır soluyor.

O yalnız ve bunu çok hissediyor

Çoğunluk tahtada oturuyor.

 

Hepimiz aynı trende seyahat ediyoruz

 

Muhtemel geleceğe doğru.

Dışarı bakıyoruz; yeterince gördük.

Hepimiz aynı trende oturuyoruz.

 

Ve çoğumuz yanlış vagonlarda

 

 

Erich Kästner

Çeviri: Cemil Serbest

 

Defteri kapat şiir sokakta!

Sözün bittiği yerde şiir başlıyor… Medyanın sustuğu yerde duvarlar konuşuyor…

Penguen izlemekten sıkılan gençler meramını şiirlerle anlatıyor…

Kimi düzene kafa tutuyor kimi sevgilisine sitem ediyor, aşkını anlatıyor…

Şu sıralar yolunuz Antalya’nın tarihi Kaleiçi’ne düştü mü hiç?

Düşerse dikkat ediniz!

Kaleiçi’nin loş sokaklarında duvarlar şiirlerle aydınlanıyor.

#ŞiirSokakta #şiirkampüste #şiirheryerde”

Ben en çok şunu sevdim; #defterikapatşiirsokakta

 

 

 

 

 

 

 

 

Soru…Sorular…Sor

1

“Eski aşklar” yazıyor kitabın bir yerinde,

Aşklar eskir mi?

Kimin bir sızısı yok ki

Kimin unutmak istediği bir kadın?

Kimin bir kıymık yok ki, çıkarmaya kıyamadığı yüreğinden.

2

“Eski aşklar” yazıyor kitabın bir yerinde,

Aşklar eskir mi?

Kimin bir yarası yok ki

Kimin unutmak istediği bir adam?

Kimin bir hançer yok ki, çıkarmaya kıyamadığı sırtından.

3

“Eski aşklar” yazıyor kitabın bir yerinde,

Aşklar eskir mi?

Kimin bir günahı yok ki

Kimin unutmak istediği bir yalan?

Kimin bir duası yok ki, istemeye utandığı tanrıdan.

4

“Eski aşklar” yazan tüm kitapları yakmalı.

İnsan olan yerlerim çok ağrıyor

 

 

 

 

 

 

Birhan Keskin’in şiirlerinde ruhuma iyi gelen bir şey var.

Şiirlerini okurken, onca gürültü ve patırtıya rağmen, birden bir sahil kıyısında deniz kabukları toplarken buluyorum kendimi.

Sanki sevdiğim kadının dizlerine yatmışım, başımdaki ağrıyı dindirmek için saç diplerime masaj yapıyor.

O’nun şiirleri acının panzehiri gibi, zehrin kendisinden yapılan.

 

 

Aksın, içimde bir nehir gibi
Dolanan keder
Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
Bende durmasın
İçimde öyle çok ki, her gidenden
biriktirdiğim melekler / Enstrümental’den

 

 

 

 

Kim anlayacak bu kor işaretleri?

Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.

Ovada ve dağda saklı bir mavi için

düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı,

çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara./ Karınca’dan

 

 

 

Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
Ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.

Bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
Bıraktın, unuttum, unutuldum. / Ağrı’dan

 

Şairin dediği gibi “insan olan yerleriniz çok ağrıyorsa” Birhan Keskin okumanın tam zamanı.

 

 

Y’ol

Birhan Keskin
Sayfa Sayısı: 80
Baskı Yılı: 2006
Yayınevi: Metis Yayıncılık

Mekanın cennet olsun būyūk usta

Şiiri severim
Kitapları da severim
Şiir kitaplarını daha çok severim.

Hayat arkadaşım, būyūk şair Can Yücel’in ölümünden sonra yayınlanan “Mekanım Datça Olsun” kitabını hediye etti.


Başucumdan eksik etmeyeceğim bir kitap daha.

Büyük usta’nın sadece şiirleri değil, el yazıları, resimleri, tabloları da var.

 

Kitaptan bu satırlar çok hoşuma gitti.

“Işığın yolları var
Kimi limona
Kimi badem ağ’cına
Kimi yeni çapalanmış toprağa düşüyor.”

Ve
“Flaş” şiirinden..

“Gōkgūrūltūsūnden korkup yamacıma sokulan sevgilim
Sarıl bana, sarıl, ōp, ōp, ōp beni dedim
Baksana Allah yıldırımlarıyla resmimizi çekiyor!”

İş Bankası Yayınları’ndan.