Ellerin büyüsü

Sanatla ilgilenmenin, bir insanın dünyaya bakışını, estetik duygusunu güçlendirdiğine inanırım. Sanatla ilgilenen insan “dünyaya güzel bakar” diye düşünürüm hep. Sanat eseri koleksiyonu yapan insanlara hep imrenmişimdir. Hele ki avukat, doktor, mühendis gibi meslek sahipleriyse.

Muratpaşa Belediyesi tarafından Değirmenönü Kültür Merkezi’nde bir sergi açıldı. Adı “Ellerin Büyüsü”.

Sosyal medyada dolaşan davetiyelerde “Picasso, Salvador Dali, Abidin Dino”nun isimleri yazınca inandırıcı gelmemişti. Pek çok arkadaşım gibi “Reprodüksiyon ya da taklittir” diye düşündüm.

“Bizim Değirmenönü’ne Picasso tablosunun gelme ihtimali yok”tu çünkü.

Fena halde yanılmışım.

 

Sergiyi büyük bir merak ve heyecanla gezdim.

“Ellerin Büyüsü” adlı koleksiyonun sahibi Alman Profesör Hans Zilch’in dünyaca ünlü bir cerrah, uzmanlık alanın ise “eller” olduğunu öğrendim.

Profesör Zilch, 30 yıl boyunca “el” ile ilgili sanat eserleri biriktirmiş. Ortaya “Ellerin Büyüsü” adlı şahane koleksiyon çıkmış. Profesör Zilch, “Elin oluşması gelişmesi ile büyük beyinin oluşması gelişmesi çok paralellik gösteriyor. Beyin ve el, insanın kişiliğini belirlemede çok önemli iki organ. Bu gerçek benim koleksiyonumun ana temasını oluşturuyor” diyor.

Büyük şair Nazım da demiyor mu “Bu dünya öküzün boynuzunda değil / bu dünya ellerinizin üstünde duruyor” diye?

Pharmactive Firması’nın sponsorluğunda Antalya’ya gelen sergide: dünyaca ünlü sanatçıların 70 eseri yer alıyor. Büyüleyen eller arasında; Auguste Rodin, Pablo Picasso, Eugene Delacroix, Man Ray, Salvador Dali, Le Corbusier, JosephBeuys ve Georg Baselitz ile 13 Nisan’da kaybettiğimiz Nobel ödüllü edebiyatçı Günter Grass ve Amerikan sinemasının önemli yönetmenlerinden David Lynch’in çalışmaları da var. Türk resim sanatının önemli isimlerinden Abidin Dino ve Bedri Rahmi Eyüboğlu (kendi el ve ayak izleri) ile, Antalya’da yaşayan gazeteci-yazar, ressam Fikret Otyam’ın 30 yıl önce ıssız bir Anadolu köyünde çektiği çok özel bir fotoğrafı da yer alıyor.

28 Mayıs tarihine kadar açık sergiyi gezmenizi, özellikle çocuklarınızla gitmenizi öneriyorum.

Eriyen zaman!

Emekli zabıt katibi Dedem, bakkala giderken bile takım elbise giyer ve mutlaka yakasına çiçek takardı. Çiçek bulamazsa yeşil bir yaprak.

Anneannem evde biri hastalandı mı, pencerenin önüne çiçek koyardı. Bütün mahalle anlardı ki evde hasta var. Çocuklar sessizce oynardı sokakta, kimse gürültü yapmazdı. Komşular ellerinde bir tencere çorba “geçmiş olsun”a gelirdi.

Çok değil, 25-30 sene önce… İnce ruhlu insanlar çağıydı.

Bu kadar ince düşünen bir toplum, nasıl oluyor da şimdi daha yeşil ışığın yanmasını beklemeden sarı ışıkta korna çalmaya başlıyor, en küçük bir ihmalde kavga çıkarıyor, küfretmek için fırsat kolluyor.

İnsanlar apartmanlarda karşı komşusunun varlığından bile bihaber, çocuk yaştaki öğrenciler öğretmenlerini bıçaklıyor, bir başka çocuk para vermeyen ninesinin boğazını kesiyor, hava kararınca insan sokağa çıkmaya korkuyor, “neden bakıyorsun lan”lı kavgaların sonu cinayetle bitiyor.

“Pencere önüne bıraktığı çiçekle mesaj veren toplumdan, sarı ışıkta isyan eden topluma geçiş sendromu”na tutulduk.

Maalesef yakasına çiçek takan adamlar yok artık. Hastalanınca pencere önüne çiçek koyan ince ruhlu kadınlar anılarda yaşıyor.

Ülkenin Başbakanı ve ana muhalefet lideri hoşgörü sultanı Mevlana’yı anma törenlerinde yan yana oturuyor ama birbirlerini görmezden geliyor, konuşmuyor, tokalaşmıyor.

Salvador Dali’nin Belleğin Azmi* tablosunda anlatmaya çalıştığı gibi, zaman hızla eriyor. Ve, zaman erirken ruhları da eritiyor.

 

* Belleğin Azmi (1931), Salvador Dalí’nin meşhur gerçeküstü eseri

La persistencia de la memoria (1931) adıyla da bilinen Belleğin Azmi (Eriyen Saatler olarak da anılmaktadır), Salvador Dalí’nin en ünlü tablosudur.

1932 yılında 250 ABD Doları karşılığında satılan tablo, 1934 yılından bu yana New York’taki Çağdaş Sanat Müzesi’nde sergilenmeketdir.

Ünlü gerçeküstü tablo eriyen cep saatlerini konu almaktadır. Bu, Dalí’nin o yıllardaki ‘yumuşaklık’ ve ‘sertlik’ anlayışına ışık tutmaktadır.

Yapıt her ne kadar Dalí’nin sanat yaşamındaki Freudçu evrenin bir örneği olsa da, sanatçının bilimsel evreye geçişinden 14 yıl önce yapılmıştır. Dalí’nin bilimsel temelli yapıtlar vermeye başlaması 1945 yılındaki atom bombası kullanımına dayanmaktadır.

Tablonun ortasında “canavar” biçiminde bir insan figürü gözlenebilmektedir. Dalí’nin birçok yapıtında kullandığı bu nesne, sanatçının kendini betimlemesi olarak da algılanmaktadır. Resmin sol alt köşesindeki turuncu saat karıncalarla kaplanmıştır. Dalí; karınca görüngesini, ölümü ve kadın üreme organlarını simgelemek amacıyla da kullanmıştır.

Yapıtın (Mona Lisa’ya benzer biçimde), tamamlandıktan kısa süre sonra kırmızı şarapla ıslatıldığı söylenmektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org