Kafka’nın Prag’ı

Bir şehri tutkuyla severseniz, o şehir sizi hiç unutmaz.

Dünyaya hep sizden bahseder.

Köprülerindeki heykeller gelene geçene hep sizi anlatır.

Kartpostallara adınız yazılır.

Tıpkı Kafka’nın Prag’ı gibi.

Hangi vitrine baksanız, tişörtlerde zayıf bir adamın fotoğrafı.

Tahta masasına kapanmış bir şeyler karalıyor. Yüzünde endişe ve keder.

Kaldırımda bir dilenci, “O’nun gibi” diyor , “O’nun gibi acı çekiyorum, lütfen bayım, acımı dindirmek için bir şarap parası.”

Bir insanın kaderi, bir şehrin kaderi olmuş.

Prag’ın her kaldırımı edebiyat, şiir, aşk ve hüzün kokuyor. Bu yüzden yürüyerek gezmeli. Ağır ağır..

Prag’la ilgili ne yazsam hep bir şeyler eksik kalacak.

Prag’ı ikiye bölen Charles Köprüsü’nde bir martı takıldı gözüme… Bir görme engelli keman çalıyordu. Öyle güzel çalıyordu ki, martının kanatlarına takılıp birkaç yüz metre yukarı çıkıp aşağıyı seyretmeye başladım.

Ne çok “keşke” vardı aşağıda. Tam da Kafka’nın “Bir kafes, kuş aramaya çıkmış” dediği yerdeydim.

*** 

Az öte de Nazım Hikmet, Bedri Rahmi’ye hikayeler anlatıyordu, duyuyordum;

“Pırağ’da Üç Leylek Lokantası’nda buluşurduk.

Şimdi, bir yol kıyısında, gözlerim kapalı duruyorsun

Sen bir ölüm boyu benden uzak.

Belki Pırağ’da Üç Leylek Lokantası yok,

ben uyduruyorum…”

***

Kadife Devrim’in yapıldığı büyük bulvarın ortasına lavantalar ekmişler… Her yer devrim kokuyordu.

***

Dünyanın en çok bira içilen kentinde, astronomik saat nedense hep geçmişe yol alıyordu.

***

Başka bir Çek yazar Milan Kundera’nın dediği gibi “Varolmak dayanılmaz ve hafifti…”

 

 

 

Yaşama Dair Küçük Notlar – 3

Prag’da kaldığımız otelde sabah kahvaltısı için restorana indiğimizde, hareketli bir Michael Jackson şarkısı çalıyordu. Şaşırmakla birlikte oğullarım Efe ve Ege bu şarkıyı çok sevdiği için gülümsedim.

Daha sonra garsona sabahın köründe Michael şarkısı çalmalarının sebebini sorduğumda, “Michael Jakson son dünya turnesine Prag’dan başlayarak bize jest yapmıştı. O’nu cok seviyoruz” yanıtını verdi.

O zaman anladımki bir şehrin vefası böyle bir şey.

Antalya vefalı bir şehir mi?

 

Akvaryumdaki Stalin

Prag’da ünlü Charles Köprüsü’nde 60 küsur heykelin her birinin önünde durup fotoğraf çektirip, sokak sanatçılarıyla keyifli bir gün geçirdikten sonra, hararetle tuvalet ararken, kendimizi eski bir binanın geniş avlusunda, havada asılı duran tabancalara bakarken bulduk.

Bir arkadaşımızın çığlığıyla kendimize geldik. Gözleri faltaşı gibi açılmış, “İçeride ceset var” dedi.

Bakımsızlıktan dökülen odaya girdiğimizde şaşkınlıktan küçük dilimizi yuttuk. Dev bir akvaryumun içinde bir erkek cesedi. Dikkatlice bakınca bunun cansız bir manken olduğunu anladık. (Stalin’e benzediğini belirtmeliyim.)

Binanın Prag’daki genç sanatçılara tahsis edildiğini öğrendik. Çöp kutusunun üstünde bir birlerine sarılan çift ise serginin en masum eserlerinden biriydi.

Kültür – sanat kenti olmak böyle bir şey olsa gerek. Tuvalet ararken kendinizi bir sergide buluyorsunuz!