Kelebek ömrüyle şereflendirildiğiniz şu hayattan gelip geçerken!

2017’ye girerken, yoksulluk ve sevgisizlik, evrende toplu iğne başı kadar bile yer kaplamayan küçük mavi gezegenimizi, bir kanser hücresi gibi ağır ağır yiyip kemiriyor…

31 Aralık günü ille de bir “dilek ve temenni”de bulunmak gerekiyorsa, Yazar Nermin Yıldırım’dan çok sevdiğim bir alıntıyı paylaşmak isterim;

“Kelebek ömrüyle şereflendirildiğiniz şu hayattan gelip geçerken, kumda yürüyen salyangozlar gibi ardınızda iz bırakınız.

Hayatınıza giren, çıkan, hep kalan ve sadece bir süreliğine misafir olan kim varsa, onlar da sizde izler bıraksın. Latif, şirin, tatlı izler olsun hepsi. Hiçbiri acıtmasın…

Hepinize tek saniyesini dahi unutmak istemeyeceğiniz; her anını mutlulukla, neşeyle, gönül ferahlığı ve iç huzuruyla anacağınız şahane bir ömür dilerim.”

Sevgiyle…

 

 

Unutma Dersleri!

www.egoistokur.com okumaktan keyif aldığım bloglardan. Edebiyat dünyasıyla ilgili çok şey öğreniyorum. Tavsiye ederim.

Nermin Yıldırım’ı da egoistokur sayesinde tanıdım ve çok sevdim.

Son kitabı “Unutma Dersleri”, aşka, hayallere, aklın ve kalbin cilvelerine dair, çok acıklı, pek neşeli, rengârenk bir serüven…

 

 

Kitaptan’tan bir bölüm;

“Hatırlamanın şaşkınlığı kalbin acısına karışmıştı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzlere katlanamıyordum. Bakar kör, duyar sağır, düşünür aptaldım; acı çekmekten başka işe yaramıyordum. Yıllarca iyi niyetlerinden şüphe duymadan dinlediğim şarkıların hepsi birlik olmuş bana onu hatırlatmaya çalışıyordu; radyoyu kapatıyordum. Üzerime bir kazak geçirecek olsam, daha evvel onun yanında da giydiğimi anımsıyor; cenabet kazağı dolabın en karanlık dehlizlerine saklıyordum. Neye elimi atsam, onunla ilgili bir hatıra hortluyordu; cüzamlıya dokunmuşum gibi elimdekinden uzaklaşmaya bakıyordum. Canım hiçbir şey yemek istemiyordu; yemek masasında çatal bıçak yerine sigara ve kül tablası kullanıyordum. (…) Aşk için ağlamak budalalıktı ve budalalardan müteşekkil bir halay ekibi kurulsa, mendili kapıp halay başı olmayı hak ettiğimi düşünüyordum. Olur olmaz yerde gözlerim sulanıyordu, kimselere görünmemek için nereye kaçacağımı şaşırıyordum. Aşk acım, kâğıt mendil ve sigara baronlarını büsbütün zengin etmişti. Bense akıldan, gönülden ve kilodan yana epey fakirleşmiştim. Sürekli onu düşünmek hastalığından mustariptim. Kıvrımları arasında zerrece fosfor kalmayan beynimin, sadece onu düşünebilen kısmı iş görüyordu. Direnç şurubu, unutma hapı, dirayet şerbeti gibi bir şey olsa da çabucak eski sükûnetime kavuşsam diyordum, ama mümkün değildi. Acınacak haldeydim. Bana acıyanlar arasında başı yine ben çekiyordum. Hayatın her alanında umutsuzca kaybederken, bir tek halay başı kariyerimde emin adımlarla ilerliyordum.” (sayfa 18)

http://egoistokur.com/category/roman/