Kurallar Kitabı

Kuralları kim sever ki? Ama bu kurallar başka. Merthan Demir’in “Kurallar Kitabı” eğlendiren, düşündüren, kolay okunan, keyifli bir kitap. Yakamoz Yayınları’ndan çıktı, 192 sayfa. Tavsiye olunur.

KURAL 273: Yaralarının olması değil, birilerinin o yaralarına merhem olmaması acıtır canını. Eğer sadece varlığı ile yaralarının acısını unutturan birileri varsa hâlâ hayatında henüz kaybetmiş sayılmazsın. Öyleyse kaybetmemeye çalış!

kurallark1

KURAL 89: Kendi içindeki boşluğu doldurmadan başkalarının boşluklarına yama olma!

or

 

 

 

Her Güne Bir Oyun

Önümüzde tam 365 gün var. 365 muhteşem gün. Eğer, her günden sadece bir ânı dondurup saklamam mümkün olsaydı, yani çiçek kurutur gibi kurutabilseydik eğer zamanı ya da kışlık reçel hazırlar gibi eritip kavanozlayabilseydik veya ne bileyim, işlemeli mendillere sarıp kaldırabilseydik; ben her günden, çocuklarımın güldüğünü gördüğüm o anı alıp saklamak isterdim. Birlikte oynanan bir oyundan, birlikte yapılan bir sohbetten, birlikte geçen bir zaman diliminden sonra karşılarına geçip gözlerindeki o bakışları kalbime kaydettiğim anları saklamak isterdim.

Bu takvim, bütün bir yıl boyunca bana ve size yardımcı olsun diye… Çocuklarımızın bizden istediği şey aslında pahalı ve renkli oyuncaklar değil… Çeşit çeşit kurslar, oyun alanları, etkinlik merkezleri, çizgi filmler vs. değil… Aslında sadece bize ihtiyaçları var. Birlikte geçecek kısa ama dopdolu anlara, göz göze geldiğimizde kendilerini önemli hissettikleri anlara ihtiyaçları var.

Her gün için bir kısa mutluluk anı var bu takvimde. Önerilerin altına iki küçük kutucuk koyduk. Oynayınca birlikte gidip işaretlemeniz için. Böylece yıllık bir performans değerlendirmesi yapabilirsiniz. Diğer kutucuğa 5 üzerinden puan verebilirsiniz. Sevdiğiniz oyunları daha sonra tekrar oynarsınız böylelikle. Bu oyunları oynamak ve birlikte gidip işaretlemek keyifli bir rutine dönüşebilir evinizde. Yalnız siz gizlice bir gün önceden bakın, ertesi gün için hazırlık yapmanız gerekiyorsa yapın.
Ve tüm çocuklar adına, ufak bir ricam var sizden. Oynamak için oynamayın. Kendinizi vererek, orada bulunmanızın tadını çıkararak, eğlenerek oynayın. Anlıyorlar…

ATS_2804sb

Yazar: Şermin Çarkacı
Sayfa Sayısı: 28
Yayınevi: Elma Yayınevi

Hayat kusursuzluk hariç her şeydir!

Çok çarpıcı ve derin bir cümle… Daha önce benzer bir cümleyi sevgili arkadaşım Elif kullanmıştı.. Duvardaki seramik tablonun çatlaklarına bakıp, “Hayat gibi” demişti… “Kusursuz değil”…

Sanki hepimiz kusursuz olma yarışına girmiş gibiyiz…

Güzel bir kitap okudum… Laurent Gounelle’in “Mutlu Olmak İsteyen Adam” adlı kitabı…

Aynı yazarın “Tanrı Daima Tebdili Kıyafet Gezer”ini de beğenmiştim.

Kitabı okurken elimden kalem düşmedi… İlginç anekdotları not aldım, bolca satırın altını çizdim…

Onlardan bir kaçını paylaşmak istiyorum…

Şansa inanır mısınız?

….Avrupa’da çok tuhaf bir deney yapıldı. Bazıları kendilerini şanslı gören, bazıları ise görmeyen gönüllüler bir sınava tabi tutuldu. Her birine bir gazete veriliyor ve içinde yayımlanmış fotoğrafların tam sayısını birkaç dakika içinde hesaplamaları isteniyordu. Birkaç sayfa sonra, gazetenin tam ortasında büyükçe bir ilanla karşılaşmışlardı ve ilanda iri puntolarla şöyle yazıyordu; “Saymaya gerek yok: Bu gazetede 46 fotoğraf var.”

Şanslı olduklarını düşünen insanların hepsi bu mesajı okuyunca saymaya son vermişler. Gazeteyi kapatıp araştırmacıya “kırkaltı fotoğraf var” demişler. Peki sizce, şanssız olduklarını düşünenler ne yapmış?

Gazetenin sonuna kadar saymaya devam etmişler. Ama onları ilanı neden dikkate almadıkları sorulduğunda hepsi birden “İlan mı, ne ilanı?” demiş. Hiçbiri ilanı görmemiş.

Siz de herkes kadar şanslısınız ama belki de karşınıza çıkan fırsatlara dikkat etmiyorsunuz.

“Bebeklerden öğrenecek çok şeyimiz vardır. Yürümeyi öğrenen bir çocuğa bakın. İlk seferde başardığını mı sanıyorsunuz? Tam ayakta durmaya çalışırken, hop düşüverir. Acı bir yenilgidir bu, ama yine de derhal yeniden başlar. Yeniden doğrulur, yeniden düşer! Bir bebek yürümeyi öğrenmeden önce ortalama iki bin kez düşecektir.”

 

Eğer hiçbir şeyden vazgeçmezseniz, seçmekten kaçınırsınız. Seçmekten kaçındığınızda, istediğiniz hayatı yaşamaktan kaçınmış olursunuz.”

Hayat başkalarına açılmaktır, kendi içimize kapanmak değil. Başkalarıyla bağ kurmayı sağlayan her şey olumludur.

İnsanları yalnızca bizim ideallerimize uygun davrandıklarında sevmek sevgi değildir… Sevgi dolu bir ailede bile herkes kendi hayatını yaşamalıdır.

Başkalarıyla ilgili şeyler hakkında genelleme yapmaya son verildiğinde ve herkes, aslında kendisini aşan bir bütünün, insanlığın ve hatta daha ötesinde evrenin parçası olsa bile birey olarak ele alındığında, yaşamın içine doğru büyük bir adım atılmış olur.

Üzerine dikkatimizi verdiğimiz şey genişler ve büyür. Eğer projektörleri bir kişinin meziyetlerine çevirirseniz, bunlar önemsiz bile olsa giderek büyür, üstün olana dek gelişirler. Size, sizin niteliklerinize ve kapasitenize inanan insanların çevrenizde olması bu yüzden önemlidir…

Para nasıl kazanılıyor ve nasıl harcanıyor?

Para bütün hayalleri, yansıtmaları, korkuları, nefretleri, hasedi, kıskançlığı, aşağılık komplekslerini, büyüklük komplekslerini ve daha bir çok şeyi somutlaştırır.

Özlem duyulan maddi düzey ne olursa olsun, ona erişildiğinde daha fazlası istenir. Bu gerçekten de sonsuz bir yarıştır.

Para eğer en iyi yanlarımızı vererek yeteneklerimizi uygulamaktan kaynaklanıyorsa sağlıklıdır. Bu durumda onu kazanana gerçek bir tatmin sağlar. Ama eğer başkalarını, örneğin müşterileri ya da iş ortaklarını suistimal ederek kazanılmışsa, bu durumda, sembolik olarak, negatif enerji denebilecek şeyi yaratır.

Şamanlar buna “Huşa” derler. Bu Huşa tüm dünyayı aşağı doğru çeker, ruhları kirletir ve sonuçta soyulanı da soyguncuyu da mutsuz eder. Soyguncu bir şey kazanmış gibi hissedebilir kendini, ama onun içinde biriktirdiği şey, daha fazla mutlu olmasını engelleyecek bu Huşa’dır. İnsan yaşlandıkça bu yüzden okunur, üstelik biriken servet ne olursa olsun, bu böyledir… Oysa ki, kendindeki en iyi şeyi vererek ve başkalarına saygı göstererek para kazanan kişinin kendisi de serpilip gelişerek zenginleşir…

 Maddi mal biriktirmekle yetinilirse, o zaman yaşam anlamını yitirir. İnsan yavaş yavaş kurur.

Başarılı bir hayat nedir?

  “….Başarılı bir hayat, kişinin arzularına uygun sürdüğü, daima kendi değerleriyle uyum içinde hareket ettiği, yaptığı şeye elinden gelenin en iyisini kattığı, olduğu haliyle uyum içinde yaşadığı bir hayattır. Ve mümkünse, kendimizi aşma fırsatını elde ettiğimiz, kendimizden başka bir şeye kendimizi adamadığımız ve insanlığa çok mütevazı da olsa, küçücük de olsa bir şey kattığımız bir hayattır. Rüzgara bırakılmış küçücük bir kuş tüyü. Başkalarına bir gülümseyiş.”

 

 

 

Laurent Gounelle “Mutlu Olmak İsteyen Adam”

Pegasus Yayınları.

Yazarın gözleri ve Kafesteki Kalp!

Kadın edebiyatçıları çok önemsiyorum. Bana göre kadınlar yaşamı ve duyguları anlatmakta daha ustalar.

Kadınların sevinçleri de acıları da, barışı da savaşı da erkeklerden daha iyi dile getirdiklerini düşünüyorum.

Yazar Kezban Şahin Taysun’u tanıdığımda henüz kitapları yayınlanmamıştı. Bugün herkesi çarpan şahane cümleleri içinde damıtıyor ve birikiyordu muhtemelen.

“… Gözlerindeki sonbahardan, bağbozumu havasından çok etkilenmiştim yıllar önce. Daha sonraki birkaç karşılaşmamızda daha hep aynı kızıl yapraklar vardı gözlerinde.”

Sonra bir gün kitapçıların raflarında gördüm adını.

 

Potkal Kitap Yayınları’ndan çıkan “Kafesteki Kalp”, kadınların çektiği acılara, baskılara dair özel bir roman.

Bir kadın pek çok ayıbın günah keçisi gösterildiğinde, kendi doğrularını bulabilme ve uygulama konusunda ne kadar şanslı olabilir? Çözüm nedir? Ayıp olmasın diye, vicdanı olmayan hazır doğruları kabul etmek midir yoksa kendine ayıp etmeden yaşamayı öğrenmek midir?

“…Yaydan fırlayan bir ok gibi saplanır, kuru iftira! Üzerine değen kötü sözcüğün gölgesinde kıvrandığını algılarsın. Sana yakışmayan bir olayın içine çekilmişsindir. Onu uyduranlar kıvranmandan keyif alırlar. Parçalara ayrılmış çaresizliğin yaşatır onları. Kimse leke almak istemez aslında. Adın değişir, yeni sıfatlar alırsın! Kız kurusu Nesrin, kötü Alev, dul Sedife gibi…”

Üç kadın; Gülşen, Meriç ve Emine onları yok sayan hazır doğrular karşısında nasıl davranacaklardır? Gülşen, yolculuğu sırasında kendisine yöneltilen zor soruların yanıtlarını bulacak mıdır? “Kafesteki Kalp” sizi farklı bir yolculuğa davet ediyor.

Yazar Kezban Şahin Taysun’un Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan kitabının adı ise “Aynadaki Göz.”

Yazar Kezban Şahin Taysun’un bir çok edebiyat ödülleri aldığını okudum çeşitli yayınlarda.

Günümüz Türkiyesi’nde belki de “kadın” olmaktan daha zor “kadın yazar” olmak.

Yeni öykülerini sabırsızlıkla bekliyorum,

Ve merak ediyorum;

“Dünya 20’den fazla döndü güneşin etrafında. Onun gözlerindeki mevsim aynı mevsim mi?”

 

Serinlik ateşten bile yükselir

On sekizinci yüzyıl Japonya’sında bir gece, öküz saatinde, küçük bir oğlan çocuğu, saf bir konsantrasyon hali içinde oturur. Fuji Dağı’nın eteklerinde, paravan duvarların gerisinde ve tütsü dumanının kıvrımları arasında, İwajiro, sevgili annesinden öğrendiği bir bağlılık hareketi olarak bir Zen sutra’sı okur. Yirmi yıl sonra, aynı dağın kıyısında, zirve patlayıp onun etrafına alev ve erimiş kaya yağdırırken de tam bir dinginlik içinde oturacaktır. Cehennemi ilk görüşü değildir bu. Bu adam, Zen tarihinin en büyük öğretmenlerinden biri olan Hakuin olacaktır. Hakikat arayışı onu babasına meydan okumaya, ölümle yüzleşmeye, aşkı bulmaya çağıracaktır – ve onu kaybetmeye.

Gece Kayığı, onun çarpıcı yaşamının hikâyesidir.

**

2015’in son kitabı oldu “Gece Kayığı”.

Uzakdoğu felsefesine meraklı olanların kesinlikle okuması gereken bir roman.

Çor çarpıcı ve derin bir cümle ile başlayıp sizi içine çekiyor:

‘Çocukluk adım İwajiro’ydu ve cehennem kapılarından ilk geçişimde sekiz yaşındaydım…’

**

Özellikle içindeki Japon şiiri “haiku”lardan çok etkilendim. Bunlardan biri şöyle;

Kulakla gördüğünde

Ve gözle duyduğunda

Kuşku yoktur-

Yağmurun süzülmesi gibi

Oluklardan, öylece.

**

Yazıyı kitapta beni en çok etkileyen satırlar ile, Zen ustası Kaisen Shoki’nin hikayesinin anlatıldığı bölüm ile bitireyim;

“..Kaisen, yüz kadar keşişle birlikte bir samuray savaşçısı olan Oda Nobunaga tarafından esir alınmış. Nobunaga onları düşmanlık etmekle suçluyormuş. Keşişler bir bahçeye sürülmüş, canlı canlı yakılmaları için etraflarına kuru dallar yığılmış ve ateşe verilmiş.

Alevler yükselirken bir keşiş Kaiser’e sormuş: Bu dünyada her şeyin bir sonu olduğuna göre, sonsuzluğu nerede bulacağız?

Burada, hemen gözlerinin önünde, tam da bu mekanda, diye yanıtlamış Kaisen.

Keşiş sormuş: Gözlerimin önündeki bu mekan nedir?

Alevler etrafını yalarken ve elbisesinin kenarını tutuştururken Kaisen demiş ki; Eğer egonu fethettiysen serinlik ateşten bile yükselir.

Ardından alevler onu yutmuş.

Serinlik ateşten bile yükselir.” s.120

 

Yazar : Alan Spence
Çevirmen : Alp Sanlı
Yayınevi : Koton Kitap
Tür : Roman

İnsan olan yerlerim çok ağrıyor

 

 

 

 

 

 

Birhan Keskin’in şiirlerinde ruhuma iyi gelen bir şey var.

Şiirlerini okurken, onca gürültü ve patırtıya rağmen, birden bir sahil kıyısında deniz kabukları toplarken buluyorum kendimi.

Sanki sevdiğim kadının dizlerine yatmışım, başımdaki ağrıyı dindirmek için saç diplerime masaj yapıyor.

O’nun şiirleri acının panzehiri gibi, zehrin kendisinden yapılan.

 

 

Aksın, içimde bir nehir gibi
Dolanan keder
Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
Bende durmasın
İçimde öyle çok ki, her gidenden
biriktirdiğim melekler / Enstrümental’den

 

 

 

 

Kim anlayacak bu kor işaretleri?

Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.

Ovada ve dağda saklı bir mavi için

düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı,

çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara./ Karınca’dan

 

 

 

Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
Ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.

Bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
Bıraktın, unuttum, unutuldum. / Ağrı’dan

 

Şairin dediği gibi “insan olan yerleriniz çok ağrıyorsa” Birhan Keskin okumanın tam zamanı.

 

 

Y’ol

Birhan Keskin
Sayfa Sayısı: 80
Baskı Yılı: 2006
Yayınevi: Metis Yayıncılık

Serenad

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.

1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad’da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.

Yazar:Zülfü Livaneli

Sayfa Sayısı: 484
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap

Atılı çizili satırlar koleksiyoncusu

 

Sevdiğim kitaplarda, sevdiğim cümlelerin altını çizerim. Çoğu kez yatağın  kenarındaki sehpanın üzerinden bir kalem alır, gelişi güzel, özensizce, önce bana dokunan cümlenin altını çizer, sonra kitap kapağının içine yazarım. Bazen aklımdan geçen cümlelerle, yazarın cümlelerinin seviştiğine bile tanık olurum. Sonra tekrar tekrar okurum…

İddia ediyorum dünyanın en büyük “altılı çizili satırlar koleksiyonu”na sahibim.

Şair Küçük İskender’in “Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir” adlı kitabı da severek okuduğum, okumaya doyamadığım başucumdaki kitaplardan biri.

Şairin izni olursa, şu satırların altını çiziyorum;

 

Kalbime çırak sevgilim

 

Xxx

Tırnaklarını yediğin şehre kış bir daha hiç gelmeyecek.

 

Xxx

Ben seni çoktan affettim

Sen sevdanı helal et

 

Xxx

Nara sor; hangi tanesini daha çok seviyor.

 

Xxx

Demokrasi senin saçlarından güzel olamaz

Xxx

 

 Yıldırım düştüğü ağaca eğilerek “üzülme” diyor

–          Ben de açarsın bir sonraki yaz.

Xxx

Ve bir tren alıp dumanını başka gecelerde başka istasyonlara gider.

 

  

Yazar:Küçük İskender
Yayınevi: Sel Yayıncılık

Moğol Kurdu

Temuçin’in kazandığı başarıların yankısı bozkırda dörtnala yayılıyor ve dün onu terk edenler bugün atlılarının ve okçularının arasına katılıyordu. Zeki ve sabırlı Temuçin’in içgüdüleri bir kurdunki gibidir. Yanında, her türlü güçlük karşısında dimdik ayakta kalmayı başaran sadık dostu Borçu, tüm dünyanın tanıdığı ve önünde korkuyla diz çöktüğü Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın, yani Temuçin’in büyüklüğünün en yakın tanığı olacaktır.

Temuçin’in Moğol boylarını kendi sancağı altında toplaması yirmi yılını aldı; daha sonra fetihlere çıktı ve tutulmaz atlılarıyla, Çin ve İran gibi İmparatorluklara diz çöktürdü, kendi ordusundan on kat daha kalabalık orduları bozguna uğrattı ve alınmaz denilen kaleleri alarak, görkemli uygarlıklara son verdi.

Borçu’nun anlattığı bu öykü bize, ‘Gog ve Magog topraklarından çıkan felaketin’, yani bütün halkları tek bir kağanın egemenliği altında toplayarak aralarındaki anlaşmazlıklara son vermeyi başaran Cengiz Han’ın ruhu ve dehası konusunda fikir veriyor. Aynı zamanda Kağan’ın kan kardeşi olan saf ve sadık Borçu, bu destandan bir de aşk romanı çıkarıyor.

Temuçin’in kadınlarını ve atlarını başkalarından, hatta en sadık dostundan nasıl kıskandığını yaşayarak öğrenecektir. Homeric adını kullanan yazarın diğer eserleri Ourasi le roi faineant, I’ Aventure da Mazeppa ve 1992’de yayımlanan Oedipe de cheval’dir.

Yazar:Homeric
Çevirmen:Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 452
Baskı Yılı: 2008
Yayınevi: Doğan Kitap

Puslu Kıtalar Atlası

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman.

 

Yazar:İhsan Oktay Anar

Sayfa Sayısı: 238
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık