Kaş’ım gözüm!

Antalya’nın Kaş İlçesi, renkli sokakları, denizi, yosun kokulu meydanı ve komşuları ile kendine has bir tatil beldesidir. Bir kere gittiniz mi müptelası olusunuz.

Kaş üzerine ne yazılsa eksik, ne söylense yarım…

Akdeniz’in tüm mavilerini toplasanız, Kaş mavisini bulamazsınız,

Akdeniz’in tüm yeşillerini toplasanız, Kaş yeşilini,

Akdeniz’in tüm denizlerini, yosunlarını toplasanız, Kaş’ın kokusunu bulamazsınız.

Bir sevgiliyi bırakır gibi bırakırsınız Kaş’ı ardınızda…

Bir sonraki buluşmanın hasretini çekersiniz.

Bir sevgiliyi özler gibi özlersiniz.

Böyle bir sızıya hazır mı kalbiniz?

 

 

 

 

 

Esaret altındaki Prometheus

1990’lı yılların başında gazetecilik mesleğinin ilk basamaklarını çıktığım günlerde, sevgili meslektaşım Yusuf Özkan ve Jan Paçal ile sene de en az bir defa Belediye İşhanı’nın duvarındaki “Prometheus”u esaretten kurtarır, Belediye Sarayı’nın bahçesinde her yağmurda ortaya çıkan toprağa gömülü heykellerin haberlerini yapardık.

12 Eylül askeri darbesi sonrası, sıkıyönetim hükümetinin işgüzarlarınca  Antalya’da bir çok duvar resminin üzeri kapatılmış, sokaklardaki onlarca heykel kaldırılmıştı. (Karaalioğlu Parkı içindeki Büyükşehir Belediye Tiyatrosu’nun yanındaki alan bugün otopark. Ve iddia ediyorum kazılsa bir sürü heykel çıkacaktır.)

70’li yılların sonu…. Hafta sonları güzel havalarda ailecek Karaalioğlu Parkı’na giderdik. Hıdırlık Kulesi’nin yanına lunapark kurulurdu.

Atatürk Caddesi’nde yürürken Dönerciler Çarşısı’nın oraya gelince, karşıya, Belediye İş Hanı’nın üzerindeki şahane resme bakardık. Babam her defasında bıkmadan insanlara ateşi armağan eden Prometheus’un hikayesini anlatırdı.

 

Antalya Festivali etkinlikleri kapsamında 1976 yılında ressam Orhan Taylan’ın girişimiyle “Plastik Sanatlar Sempozyumu” düzenlendi. Çeşitli sanat dallarından sanatçılar Antalya’ya davet edildi. Diledikleri malzemelerle Antalya kenti ve halkı için bir sanat eseri yapmaları istendi. Büyük bir heyecanla ellerine fırçalarını alan ressamlar kentin çeşitli noktalarında kendilerine tahsis edilen yerlerde duvar resimleri ve heykeller yapmaya başladılar.

Ressam Orhan Taylan, Belediye İşhanı’nın duvarına Mitoloji’deki “Prometheus’un İnsanlara Ateşi Getirmesi” efsanesini resmetti. 12 Eylül’den sonra Kenan Evren’in emri üzerine bu şahane duvar resminin üzeri boya ile kapatıldı. Yerine eski galeri müdürü Esen Emekçil’in bakırdan yaptığı Atatürk rölyefi kondu. 2000’li yıllarda yapılan son restorasyon sırasında bu eser de kaldırılarak üzerine yine Ulu Önder Atatürk’ün özdeyişi yerleştirildi.

O gün çocuk aklımla anlayamamıştım resmin neden silindiğini. Çok sonra gazetelerde okudum.

 

Antalya’da 1973-1980 yılları arasında Belediye Başkanlığı yapan Selahattin Tonguç “Prometheus” resminin silinişinin trajik öyküsünü gazetecilere şöyle anlatıyordu;

“O günlerde Ege Ordu Komutanı olan Evren, bu resim nedir diye sordu. Ben de şaka olsun diye ‘şapkalı bir Türk köylüsü’ olduğunu söyledim. Bazı arkadaşlar da Bülent Ecevit’e benzettiler. Paşa, ‘Hayır onlar değil’ yanıtını verdi. ‘Siz kime benzetiyorsunuz’ diye sordum. Bana ‘Stalin’e benziyor’ dedi. Ben de ‘Tanımıyorum, beraber arkadaşlık yapmadım. Siz de Stalin’in resmi varsa bana da gönderin, ben de öğreneyim nasıl biri olduğunu’ diye konuştum.

Yerime atanan General Mıhçakan tarafından 1982 yılında resmin üzeri boya ile kapatıldı. Bir gün sonra yağmur yağdı ve resim tekrar ortaya çıktı. Buna çözüm arayan askerler, üzerini tekrar beyaz boya ile kapatıp siyah yazılarla ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ yazdılar. Stalin’e benzediği iddia edilen o resmin fotoğrafı ise ilerleyen yıllarda kartpostal oldu ve bayramlarda binlerce Antalyalı sevdiklerine o resmi gönderdi, tebrik kartı olarak kullandı.”

 

Dönerciler Çarşısı’nın önünden her geçişimde başımı kaldırıp Belediye İşhanı’nın duvarına bir kez bakarım. Çünkü göremesem de biliyorum, Prometheus orada ve hala esaret altında.

 

Sürgün

Her şairin bir sonbaharı var…

“Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar.. “ diyor Cahit Zarifoğlu.

“Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç..” diyor Hasan Hüseyin Korkmazgil.

“Geldin mi, iyi yollarından yürüyüşler sızdıran sonbahar..” diyerek karşılıyor, Edip Cansever.

 

 

Sonbaharda sahil kasabaları, yaprak dökmüş nar ağaçları gibi gözüküyor gözüme… Çırılçıplak…

Uzak yakın fark etmiyor, sonbaharla beraber tüm sahil beldelerine bir sessizlik çöküyor…

Dalgalar kumlardaki ayak izlerini birer birer silerken, sokaktaki tüm gölgeler de birer “Sürgün”e dönüşüyor…

Gazipaşa/Eylül 2013