Sedir Ağacı

Toroslar’ın zirvelerinde ne zaman bir Sedir ağacı görsem, mutlu oluyorum. Çünkü onlar binlerce yıllık kadim uygarlıkların kültür değerlerini, hayallerini ve inançlarını günümüze taşıyorlar. Sediri gördüğünüzde, önce bir seyredin uzaktan o güzel endamını, sonra dokunun ona, eğer katranı sızmışsa dışarıya mis gibi kokusunu çekin içinize. Hititlerin de dediği gibi “sedir ağacının tatlı kokusunu duyun.”

Sedir ağacı, bilimsel adını aldığı, bayrağına da nakşedildiği Lübnan’ın dağlarında hemen hemen hiç kalmadı. Ne şanslıyız ki Toros Dağlarında, memleketim Elmalı’da sedir ormanları tüm haşmetiyle varlığını sürdürüyor.

Elmalı – Kaş – Finike tarafından nazar değmesin harika sedir ormanları var. Antalya’dan Kaş – Kalkan – Fethiye tarafına sahilden değil de yayladan yolculuk ederseniz şayet bu çok özel ağaçları görebilirsiniz. Zaten rakım yükseldikçe ve zirvelere doğru tırmandıkça, çam ağaçlarının yerini sedir ağaçlarının aldığını hemen fark edeceksiniz.

Ve iri gövdeleriyle yüzlerce yıldır varlığını sürdüren bazı “baba katran”ların, çok eski çağlardan beri bu ormanları mesken tutmuş efsanelerini kulağınıza fısıldadığını duyacaksınız.

orhan444

Okuduğum bir kaynakta çok ilginç bilgilere rastladım.

“Kutsal kitaplarda sedir ağacı, büyüklüğün, kuvvetin, şan ve şerefin, kraliyetin, maneviyatın, şiddetin, takdirin, zenginliğin, yayılış kudretinin sembolü olarak kabul edilmiştir.

Ağacın cins adı olan Cedrus’un kökeni Arapça’da “güç ve kuvvet” anlamına gelen “kedroum” ya da “kedre” ile kozalaklı ağaç anlamındaki “kedros” sözcükleridir. Günümüzde kullanılan “kudret” kelimesinin de aynı kökten geldiği görülmektedir. Anadolu’da halen kullanılan “Dağların kadısı katrandır” sözüyle sedir ağacı kudretli, yargılayıcı ve takdir edici konumdaki erkeksi bir güçle özdeşleştirilmektedir. Hititler döneminden beri Sedir ağacı erkek tanrılarla özdeşleşir. Sedir ağacının kudretli erkek tanrılarla özdeşleşmesinin nedeni çok açıktır: Toros Sediri 1000 yıl kadar yaşayabilir, 40 metre boya 2 metre çapa ulaşabilir. Anadolu’da anıt ormanlar da oluşturan anıt ağaçlardan biridir. 1200-2000 metre yüksekliklerde yetişir. Çok kar yağan alanları seven bir ağaçtır. 1000 yıl yaşayabiliyorlarsa onlarda mutlaka tanrısal bir güç olmalıdır diye düşünmüş olmalıdır Anadolu insanı.

Hititler zamanında Toros Sediri (Cedrus libani) dinsel törenlerde tütsü olarak kullanılırdı. Hititler, tanrıları kaybolduğunda evlerinin önündeki yolda güzel kokulu bitkileri yakarak tanrıyı cezbetmeye çalışırlardı. Kral Murşili, kaybolan Bereket Tanrısı Telepinu’yu geri getirmek için (kıtlığı önlemek için) yaptığı duada “..Sedir ağacının tatlı kokusunu duy, evine, toprağına geri dön…bunlar seni getirsin…” demektedir.

Hititler ayrıca sedir ağacından elde ettikleri sakızı şarap ile karıştırırlar, şaraplarını sedir kokulu içerlerdi.

Antik çağlarda Toros sediri gemi yapımında da kullanılan çok makbul bir ağaçtı. Sedir eski Mısır’da saraylar, tapınaklar, lüks binalar, binaların kapı ve pencerelerinin yapımında, içinin süslenmesi ve döşemesinde ve mobilya yapımında kullanılmıştır. Firavunlarla yüksek düzeydeki devlet adamlarının tabutları sedirden yapılmıştır.

Mısır firavununa yazılan bir mektupta, ağacın yaşadığı yer hakkında “orası göğü tırmalayan.. sedirlerle kaplıdır” denilerek Toros Dağları tanımlanmaktadır.

Altay Türkleri için Sedir ağacı tanrıya dua edilecek yerdir. Sedir ağacı antik çağın yedi harikasından biri olan Efes Artemis Tapınağı ile Gordion Kral Mezarları yapımları gibi pek çok alanda kullanılmıştır.

Sümerlerin Gılgamış destanında da geçen bir ağaçtır sedir.

Tevrat’ta; Hz. Adem’in ölümünden hemen önce tanrıdan merhamet yağını dilediği ve bunun için de oğlu Şit’i görevlendirdiği, Şit’in cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldığı ve babasının ağzına koyduğu, Adem gömüldükten sonra tohumların yeşererek zeytin, sedir ve selvi ağacına dönüştüğü belirtilmektedir.

kaynak:

https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/04/01/erkek-tanrilarin-agaci-sedir/

Kaş’ım gözüm!

Antalya’nın Kaş İlçesi, renkli sokakları, denizi, yosun kokulu meydanı ve komşuları ile kendine has bir tatil beldesidir. Bir kere gittiniz mi müptelası olusunuz.

Kaş üzerine ne yazılsa eksik, ne söylense yarım…

Akdeniz’in tüm mavilerini toplasanız, Kaş mavisini bulamazsınız,

Akdeniz’in tüm yeşillerini toplasanız, Kaş yeşilini,

Akdeniz’in tüm denizlerini, yosunlarını toplasanız, Kaş’ın kokusunu bulamazsınız.

Bir sevgiliyi bırakır gibi bırakırsınız Kaş’ı ardınızda…

Bir sonraki buluşmanın hasretini çekersiniz.

Bir sevgiliyi özler gibi özlersiniz.

Böyle bir sızıya hazır mı kalbiniz?

 

 

 

 

 

Kediler ile ilgili doğabilecek problemlerden otel yönetimi sorumlu değildir!

Severek takip ettiğim Yazar Yekta Kopan bu twiti atana kadar sorun yoktu;

Aynı günlerde Antalya’nın lüks otellerinden birinin asansöründe aşağıdaki ilanı görünce küçük bir şaşkınlık yaşadım. “Hayvan dostu şehir” olmak için yırtınırken, otel yönetiminin uyarısı tuhafıma gitti doğrusu.

 “Kedileri, kucaklamayınız, beslemeyiniz.

Kediler ile ilgili doğabilecek problemlerden otel yönetimi sorumlu değildir!”

Kediler hayatımızın her anında yanımızda, etrafımızda, zararsızca dolaşıyor. 

Hiç kedim olmadı. Ama,

 “Bir kedim bile yok” diyerek de sızlanmadım hiç.   

  

Antalya Tophane’de Yat Limanı manzarası eşliğinde özgürce dolaşan sarman kedi…

 

 Kaş’ta ara sokaklarda dolaşırken karşıma çıkan, bir restoranın kapısındaki kedi…

  

Antalya Soba Müzesi’nin mışıl mışıl uyuyan kedisi…

  

Ressam Rezzan Ganiz’in kedileri…

 

Blogger Arzu Taşkın’ın twitter’da ünlü yaptığı yaramaz kedisi…

 

 

Kedi anlama kılavuzu diye bir kitap bile var mış

 

Şair Sunay Akın’ın “Kedi Kırıkları” şiiri ile bu mevzuyu bitiriyorum.

Ortancasıyım üç kardeşin
hiç tatmadığı için
acırken ağabeyime
kıskanç gözlerle bakarım
iki insan sıcaklığı üstünden
dünyaya gelen
kardeşime

Kutsal kitaplarda
aramam boşuna
bir işaret
bilirim ki kuşların
silah sesinden
ürkmediği gün kopacak
kıyamet

Bilemezsiniz yüreğime neler olduğunu
nasıl ki bir korsanın
denize attığı rom şişesini
limana demirleyen geminin
çapasıyla kırdığından
hiçkimsenin haberi
olmuyorsa

Birbirinin üstüne
ters çevirerek içimdeki iskemleleri
uzaklaşırım aranızdan
çarşıda kaybolan bir çocuğun
elinde soğuyan
anne sıcaklığı
hızıyla…