İlgi çekici üç şey!

Viyana’da ilk durağımız Avusturyalı mimar-ressam Friedensreich Hundertwasser’ın restore ettiği “Hundertwasser Evi”ydi. Doğada hiçbir şeyin düz çizgileri olmadığından hareketle, alışageldiğimiz düz binaların insan doğasına uygun olmadığını düşünen mimar, farklı yöntemler deneyerek, dış duvarlarda veya evin içinde engebeli yapılar, asimetrik çizgiler, hiçbiri birbirine benzemeyen pencereler, rengarenk mozaikler ve olabildiğince bitkiden oluşan binalar tasarlamış. Kim böyle bir evde yaşamak istemez ki?

 

Emniyet’in nefis bir afiş çalışması;

Kaplumbağaların ömrü neden uzun olur?

 

Greenpeace’nin yavru balık kampanyasının afişi.

Ben buna “Elde var; hiç” diyorum.

Yavru balık yakalandığında…

Balıkçıların kendi aralarında konuştukları garip bir lisanları var. Örneğin balık ağlarını tamir eden kişiye “Merhamet” adını takmışlar.

Kaleiçi’nde bizi balığa götüren Recep Kaptan’a sordum; “Neden balık ağı tamircisi değil de Merhamet?”

Tam yanıtını vermedi ama şöyle izah etti: “Artık balık ağlarını tamir eden o kadar az kişi kaldı ki. Üstelik parayla yapmazlar bu işi. Bir nevi keyfine kalmıştır. Canı isterse oturur tamir eder, keyifsizse öldürsen bakmaz yüzüne. O yüzden biz bu kişilere Merhamet diyoruz.”

 

Balıkçıların dinlemeye doyamadığınız hikayeleri vardır.

 

Yüzlerce defa balığa çıkarsınız, her seferinde farklı bir hikaye anlatırlar.

Çok balıkçı tanıdım. 

Yakaladıkları balıkları satarak karınlarını zor doyuran, hafta sonları yorgun ve uykulu gözlerle balığa çıkardıkları “Keyifçi”lerin verdiği üç beş kuruşla mazot parasını denkleştiren, kocaman yürekli balıkçılar tanıdım.

 

Balıkçılar “Merhamet”li adamlardır.

Yazımıza konu olan kötü adamlara “balıkçı” demek, bu güzel insanlara hakaret olur. Denizi kurutan, balık neslini katleden çirkin adamlar asla balıkçı olamazlar.

 

 

Greenpeace’ten Kıyı Balıkçısı Kenan Kedikli” imzasıyla bir mektup düştü posta kutuma. Serde amatör balıkçılık var. Hepsi bir yana, “denizsiz yaşayamam” sözünü yaşam felsefem haline getirmişim. Uzak duramam hiç Antalya’dan, Konyaaltı’ndan, Lara’dan. Belki de bu yüzden tam da yüreğime dokundu bu mektup.

Rahmetli Babamla balığa gitmedim hiç ama büyüklerimden öğrenmiştim “küçük bir balık yakalandığında öpüp denize geri bırakmayı” .

Ege ve Efe ile zaman zaman kıyıda balık yakalarken, tuttuğumuz küçük balıkları çoğu kez öpüp denize geri bırakmıştım onların şaşkın bakışları arasında.

 

İşte bu yüzden “Kıyı Balıkçısı”nın mektubunu dostlarla paylaşmak istedim;

Yavru balık yakalandığında “öpmeden salma denize” derdi babalarımız.
Öperek salardık denize, kırlangıç, kalkan, pisi ve onlarca balığın yavrusu, heyecanla bakardık arkalarından, huzurlu ve saygılı.
Deniz işyerimizdi, balıklar ekmeğimiz. Zengin olamazdık belki ama aç da kalmazdık. Onlar beslenebiliyorsa, onlar üreyebiliyorsa, onların yavruları hayatta kalıp yaşamını devam ettirebiliyorsa, biz de varlığımızı devam ettirebiliyorduk. Kaderimiz kaderleri idi, kaderleri kaderimiz.

Önce uskumruyu kaybettik, sonra kılıçları. Denizin kuru fasulyesi derdik istavrite, artık yok olmak üzere. Ağustos ayında başlardık lüfer tutmaya, gazlı lüks lambalarının ışığında, Ocak’ta, Şubat’ta kofanalarla dolardı livarlarımız. Orkinoslar koparırdı oltalarımızı, kızmazdık onlara. Saygı ve hayranlıkla seyrederdik kendilerini sudan fırlatışlarını. Büyüklerimiz zıpkın vurmazdı küçük kılıçlara. Palamut, kalkan, uskumru fakir balığıydı çocukluğumuzda. O kadar bol ve ucuzdular ki, sofralar şenlenirdi göç başladığında.

Balık yok oldukça, balıkçı köylerimiz, kasabalarımız da yok olmaya başladı. Bizler yok olmaya başladık, sessiz çaresiz. Biz küçük kıyı balıkçıları olarak bundan sonra sessiz kalmayacağız. Balıklarımızı da kendimizi de kurtarmak, çocuklarımıza, balıklarla dolu denizleri ve mesleğimizi miras bırakmak istiyoruz. Bu amaca birlikte yürür, sesimizi birlikte çıkarırsak ulaşabiliriz. Yavru balıkları kurtarmak küçük kıyı balıkçısını kurtarmak demektir.

Greenpeace’in yürüttüğü kampanyayı sadece balık stoklarını değil, küçük kıyı balıkçılarını da kurtarmak için bir adım olarak görüyor ve destekliyorum.

Bu çığlığa ses vermenizi ve kampanyaya destek olmanızı istiyorum.

Sevgiler.”

 

http://www.kacsantim.org/?utm_source=Newsletter&utm_medium=Text&utm_term=09-45&utm_content=09-01-2012&utm_campaign=Denizler