Ada’nın Kökleri

Büyüklerimiz “Çınar gibi ömrün olsun” der. Bu çınar tam 625 yaşında. Gökçeada’daki en yaşlı ağaç. Ülkemizin en batısı Gökçeada’nın ucunda Ege’yi selamlıyor. Piri Reis’i ya da Barbaros’u görmüş müdür bilinmez ama hala dimdik ayakta.

Bir Eylül ikindisinde gölgesinde oturduk, sert bir kuzey rüzgarı eşliğinde Ege’ye karşı çay içtik.

Anıt çınar, Pınarbaşı bölgesinde yer alıyor. Gökçeada’nın çeşitli bölgelerinde 5 adet daha anıt ağaç varmış. Çınarlı, Eski Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy’de. Üçünün 400, ikisinin ise 175 yaşında oldukları tahmin ediliyor. Bu ağaçlara gözümüz gibi bakmalıyız.

Adalarda zaman sanki daha ağır ilerliyor. Çınarın gölgesinde ya da Madam’ın Kahvesi’nde otururken zihniniz boşalıyor, sonsuz bir huzur ikliminde yaşadığınızı hissediyorsunuz. Ve ana karadaki o gündelik koşuşturmanın yarattığı stres, telaş, kaostan kurtuluyorsunuz.

1

Gökçeada’da dostlarla çok keyifli bir 48 saat geçirdik. Rumlar’dan kalma eski köyleri gezdik, geleneksel lezzetlerinden tattık. Mustafa’nın Kayfesi’nde sakızlı Türk kahvesi, Barba Yorgo’nun bağında reçine kokulu şaraplardan içtik.

Gökçeada üzerine çok şey yazılabilir, gitmek, görmek, havasını koklamak, yaşamak lazım.

Gökçeada’da ne yapılır derseniz listenin başına Poseidon’da gün batımını yazmalısınız. Türkiye’nin en batısında güneşi batarken izlemek çok keyifli. Poseidon’da tepeye adını veren bir restoran var. Tahta bir iskelenin üzerine kurulmuş. 8-10 masa zor sığıyor.

ada3

Restoranın mottosu “burada hayal kurmak serbest..” Gün batımını güzel bir yemekle taçlandırmak istiyorsanız tam adresi. Ama yer bulmak neredeyse imkansız. En az bir hafta önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Aklınızda bulunsun.

Bir de Efi Badem kurabiyesi ve soğuk sıkım zeytinyağlarından alın.

Genelde adalarda su sıkıntısı olur. Gökçeada’da şelale var. “Ada’nın kalbi adını verdiğim” Marmaros Şelalesi için ayrı bir yazı yazacağım.

ada2

Çınarla başladım bir çınar şiiri ile bitireyim.

Sosyal medyada çınar fotosunu paylaştıktan sonra sağolsun dostlardan çok sayıda mesaj geldi. Ustam Mustafa Uysal taaa Amerika’dan Nazım‘ın “Masalların Masalı” şiirini göndermiş. Bu şiiri ben de çok severim. Ustalara selam olsun;

“Su başında durmuşuz.

Su serin,

Çınar ulu,

Ben şiir yazıyorum.

Kedi uyukluyor

Güneş sıcak.

Çok şükür yaşıyoruz.

Suyun şavkı vuruyor bize

Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…”