İlk şarkılar, mor gelincik ve İstanbul Kırmızısı

Fazıl Say ve Serenad Bağcan’ın “İlk Şarkılar”ını Antalya Piyano Festivali’nin açılış konserinde Efe ve Ege ile beraber izlemiş, avuçlarımız patlayana kadar alkışlamıştık. Yaşamımız boyunca hatırlayacağımız müthiş bir konserdi.

O müthiş konserin albümü çıktı. Aylardır en çok satanlar listesinde bir numara. Acılarla yoğrulmuş ama bir o kadar da umutla beslenen sözler, her tınısında yüreğinize işleyen notalar.

Metin Altıok’un “Bir yarım umuttur elimizde kalan / Göğüslemek için karanlık yarınları” dizelerini Fazıl’ın notaları ve Serenad’ın sesinden dinlerken bana hak vereceksiniz.

Mor gelincik, çocukluk anılarım içinden çıkıp geldi.. 80’li yıllarda baharda ailecek pikniğe gittiğimizde dört bir yanda kırmızının yanı sıra eflatun, lila, mor hatta beyaz gelincikler olduğunu anımsıyorum. Yıllardır mor bir gelincik görmüyordum, Elmalı da çıktı karşıma, mutlu oldum.

 

 

Ferzan Özpetek filmlerini çok severim. “İstanbul Kırmızısı” romanını bir çırpıda okudum. Filmleri gibi, içinizdeki insana bir şeyler fısıldıyor, gülümsetiyor, öğretiyor, yaşama dair yeniden yeniden düşünmeye, adeta çaktırmadan isyana teşvik ediyor.

Yine bir çok satırın altını çizdim. Romanın bir yerinde kadın kahraman, esas oğlana şöyle diyor; “Uçurtma uçurmayı bilmeyen bir erkek, bir kadını mutlu edemez.”

Gezi’yi usta bir yönetmenin kaleminden okumak da keyifli.

Ve son söz: Hiçbir şey aşktan daha önemli değildir.