Kavaklarını övmekten, Kuru kuruya sevmekten, Ne çıkar ki memleketim

Antalya’dan Kaş’a, sahilden değil de eskilerin tabiriyle “yayla yolu”ndan gittiniz mi hiç? Doğası, insanları, kültürü ile müthiş bir zenginlik. Masal gibi bir coğrafya…

Şahsen yolum ne zaman Elmalı tarafına düşse heyecanlanıyorum.

Erenlerin diyarında yolculuk ederken her taş, her yaprak ayrı bir hikaye anlatıyor.

 

Beni her seferinde etkilemiştir;

Yol kenarındaki ihtiyarların ve çocukların bakışlarındaki samimiyet… Sedir ağaçları, Abdal Musa, Kıbrıs Çayı Tabiat Koruma Ormanı, Gömbe, Uçansu, Yeşilgöl, Akçay’a girerken yolun iki tarafında yolcuları selamlayan asırlık kavak ağaçları ve meyvesini cömertçe sunan elma bahçeleri…

 

***

Şiir seviyorsanız size çok özel bir yer tarif edeceğim. Mümkünse sonbaharda gidin.

Akçay’ın girişinde “Giledos Kavakları Şiir ve Dinlence Parkı”yla karşılaşacaksınız. Dev çınar ağaçlarının gölgelendiği park hem bedeninizi hem ruhunuzu dinlendirmeniz için… Türkiye’de bir eşi yok..

Kavaklar siz oturup dinlenirken; Nazım Hikmet’in “Kavak”, Pir Sultan’ın “Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan”, Yunus Emre’nin “Geldi Geçti Ömrüm Benim”, Mevlana’nın “Sevgide Güneş Gibi Ol”, Ataol Behramoğlu’nun “Ozan  Gibi”, Kazak Abdal’ın “Eşeği Saldım Çayıra”, Karacaoğlan’ın “İncecikten Bir Kar Yağar” ve Metin Demirtaş’ın “Akçaylı Elmacıların Türküsü” nü fısıldıyor.

 

Öyle sevdim ki bu parkı, Büyük Ozan Nazım Hikmet’in “Kavak” şiirinden iki dize hala dilimde;

Kavaklarını övmekten
Kuru kuruya sevmekten
Ne çıkar ki memleketim

Kara toprağa eğilip
Yüzümün terini silip
Bir tek kavak dikemedim.

 

Bu çok özel park; Akçay doğumlu Şair Metin Demirtaş’ın  emekleri ve Antalya İl Özel İdare Müdürlüğü, Elmalı Kaymakamlığı, Köylere Hizmet Götürme Birliği ve Akçay Belediyesi katkılarıyla yapılmış.

Yolunuz Akçay’a düşerse mutlaka ama mutlaka durup nefes alın…

 

İlk şarkılar, mor gelincik ve İstanbul Kırmızısı

Fazıl Say ve Serenad Bağcan’ın “İlk Şarkılar”ını Antalya Piyano Festivali’nin açılış konserinde Efe ve Ege ile beraber izlemiş, avuçlarımız patlayana kadar alkışlamıştık. Yaşamımız boyunca hatırlayacağımız müthiş bir konserdi.

O müthiş konserin albümü çıktı. Aylardır en çok satanlar listesinde bir numara. Acılarla yoğrulmuş ama bir o kadar da umutla beslenen sözler, her tınısında yüreğinize işleyen notalar.

Metin Altıok’un “Bir yarım umuttur elimizde kalan / Göğüslemek için karanlık yarınları” dizelerini Fazıl’ın notaları ve Serenad’ın sesinden dinlerken bana hak vereceksiniz.

Mor gelincik, çocukluk anılarım içinden çıkıp geldi.. 80’li yıllarda baharda ailecek pikniğe gittiğimizde dört bir yanda kırmızının yanı sıra eflatun, lila, mor hatta beyaz gelincikler olduğunu anımsıyorum. Yıllardır mor bir gelincik görmüyordum, Elmalı da çıktı karşıma, mutlu oldum.

 

 

Ferzan Özpetek filmlerini çok severim. “İstanbul Kırmızısı” romanını bir çırpıda okudum. Filmleri gibi, içinizdeki insana bir şeyler fısıldıyor, gülümsetiyor, öğretiyor, yaşama dair yeniden yeniden düşünmeye, adeta çaktırmadan isyana teşvik ediyor.

Yine bir çok satırın altını çizdim. Romanın bir yerinde kadın kahraman, esas oğlana şöyle diyor; “Uçurtma uçurmayı bilmeyen bir erkek, bir kadını mutlu edemez.”

Gezi’yi usta bir yönetmenin kaleminden okumak da keyifli.

Ve son söz: Hiçbir şey aşktan daha önemli değildir.

 

Annemin çocukluğunda saklambaç oynadığı sokaklarda tanıdık bir yüz aradık

Memleketimi Seviyorum

Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
……yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslar’dan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Elmalı’daki Ketenci Ömer Paşa Camii’ni bilir misiniz?

1600 yılında yapılmış. 4 asırdan fazladır gökyüzüne Ezan’lar yükselir minarelerinden.

Ömer beyin torununun çocukları (yani benim oğullarım) Efe ve Ege ile dolaştık Ketenci Ömer Paşa Camii’ni.

Bahçesindeki şadırvanda yüzümüzü yıkadık.

En zengin Kur’an yazmalarının bulunduğu Kütüphanesi kapalıydı, camından içeriyi seyrettik.

Sonra Helvacılar Sokağı’nı gezdik Elmalı’da… Bakırlara baktık, hepsi dost yüzlü, tanıdık, ahbap esnafla sohbet ettik. Kavrulmuş leblebinin enfes kokusu sindi üzerimize.

Şafak Kıraathanesi’nin önünde oturduk. Orta şekerli Türk kahvesi ile yorgunluk attık.

Aslına uygun restore edilen Elmalı evlerinin-konaklarının arasında dolaştık. Annemin çocukluğunda saklambaç oynadığı sokaklarda tanıdık bir yüz aradık.

Atatürk’ün emri ile Kuran’ın  Türkçe mealini hazırlayan büyük din alemi Elmalılı Hamdi Yazar’ın müzeye dönüştürülen Evi’nin önünde, asırlık çınar ağacının altında oturduk bir süre.

Karyağdı Cami’nin minaresine bu sene hiç kar düşmedi ne tuhaf.

Şen Mehmet’in yerinde Gazi Helvası yemeden dönmek olmaz… Biraz da hatıralar ve bu lezzetler değil mi, bizi kilometrelerce öteden çağıran.

Elmalı’dan Finike’ye giderken yol üzerinde Aykırtça diye bir durak var. Arykanda Antik Kenti’ne sapmadan hemen önce. Küçük bir pazar fakat Türkiye’nin en lezzetli portakalı ve meyveleri satılıyor. Dağlardan toplanmış keçi boynuzları, kekik, adaçayı, közlenmiş mısır, kömürde demlenmiş çay… Ve dağdan akan buz gibi suyun yüzünüze vuran serinliği tazelenmenizi sağlıyor.

Aykırtça’dan Finike’ye doğru giderken yol üzerinde Gökbük Köyü var. Tabelasından da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin en lezzetli narı bu bölgede yetişiyor.

Sözü yine usta’ya bırakıyorum;

Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla

zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra: ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir…

 

 

 

 Elmalılı hanımların yaptığı ve tarhanası, makarna ve eriştelerden satın alabilirsiniz.

Elmalı’nın leblebisi ve şekerlemeleri ünlü.

 Binbir derde deva Elma yağı..

 

*Yazıda geçen dizeler Büyük Şair Nazım Hikmet’in “Memleketimi Seviyorum” adlı şiirinden alınmıştır.