Marcus Aurelius’un çeşmesinden içtik

Hafta sonu direksiyonu, imparatorluğun en görkemli kentlerinden Sagalassos’a kırdık. Niyetimiz bin küsur yıl sonra yeniden akmaya başlayan meşhur Antoninler Çeşmesi’ni görmek.

Antalya – Burdur karayolunda, taş ocaklarının tozlarını yuttuktan, Çubuk Beli’nin zorlu rampasından tırmandıktan ve yol üstündeki meyve tezgahlarına göz attıktan yaklaşık 100 kilometre sonra, Ağlasun tabelasından sağa saptık.

Dağların arasında yılan gibi kıvrıla kıvrıla 16 kilometre gittikten sonra kendimizi yem yeşil bir belde de bulduk: Adı Ağlasun.

“Ağlamakla ilgisi yok”muş. Bilge ağabeyim Giray Ercenk söyledi. Adını Sagalassos’tan almış.

Yol üzerindeki bolca “Sagalassos” tabelasına rağmen, Ağlasun’un içinde karşılaştığımız misafirperver yöre sakinlerine sorarak, onların deyişi ile “harabeye” tırmandık.

Sagalassos, Roma İmparatorluğu’nun en yüksek kentlerinden biri. Araçla harabelere tırmanırken bunu çok net görüyorsunuz.

Kapıda 5’er lira ödeyip bizi oraya çeken Antoninler Çeşmesi’ni görmek üzere içeri girdik. (Bir küçük hatırlatma; çocuklara ve 65 yaş üstü vatandaşlarımıza ve Müze Kartlılara ücretsiz)

Milattan sonra 6. yüzyılda yaşanan büyük depremle birlikte büyük hasar gören ve suyu kesilen Antoninler Çeşmesi, tam 13 yıl süren kurtarma çalışmaları ile yüzyıllar sonra yeniden akmaya başladı.

Ben çeşmeyi görme özlemiyle en önde bizim turistlere mihmandarlık ederken, yolu hayli uzattım.

Önce uzun bir yürüyüşten sonra Neon Kütüphanesi’ne tırmandık. Hemen önündeki çeşmede soluklandıktan sonra antik tiyatroya çıktık. 9 bin kişilik tiyatro, antik tiyatrolar içinde en yükseğe kurulu olanı. Tiyatronun tepesinde oturup “nere de bu çeşme” diye hayıflanırken, karşı tepedeki turist grubunu fark ettim.

(Bu arada Neon Kütüphanesi’ni şans eseri görme fırsatımız oldu. Zira kapısı sürekli kilitli tutuluyor muş. Soğuk akşamlarda çobanlar, sürüleri ile antik kütüphaneye sığındığı için kütüphanenin kapısı kilitleniyor muş. Sadece turist rehberlerine girişte anahtar veriliyormuş. Bu nedenle kütüphaneyi görmek için girişte mutlaka anahtar isteyin. Yoksa mozaikleri görmek için bir turist grubunu beklemeniz gerekir.”

Sagalassos yürümekten hoşlananlar için ideal. Tıpkı Termessos gibi.

Antoninler Çeşmesi’ni görmek için hızlı adımlarla ilerlerken, ailemin hayli yorulan diğer fertleri, buldukları ağaç gölgelerinde harabe kalıntılarına uzanarak dinlenmeyi, çocuklar, böceklerle ve küçük kertenkelelerle oynamayı tercih etti.

Tüm sızlanmalarına kulak tıkadım ve görmek için can attığım Antoninler Çeşmesi’nin bulunduğu meydana doğru koşar adım çıktım.

Onlarca arkeoloğun yıllarca süren çabasıyla tam 3 bin 500 parçanın bir puzzle gibi birleştirilmesi sonucu, bin 400 yıl sonra yeniden ayağa kaldırılan Antoninler Çeşmesi karşımdaydı.    

Tadını çıkararak bir süre seyrettim. Acele etmeden hemen her açıdan fotoğraflarını çektim. Sonra kameramı bir kenara bırakıp, bin 400 yıl önce imparatorların su içtiği çeşmeden su içtim yüzümü yıkadım.

Bu mistik buluşmadan sonra aşağıya inip bu muhteşem yapıyı kendi gözleri ile görmeleri için, çocukları, eşimi ve annemi yaklaşık 100 metre yukarıdaki meydana davet ettim.

Hayran hayran seyrettik.

Annem çeşmeye sonradan yerleştirilen aslına uygun heykel replikalarını beğenmedi.

Orijinal çeşmenin mermer blogları ve sütunlarının arasında sütten çıkmış gibi duran replikalar sırıtıyor.

Ağlasun’a girişte kiremit fabrikaları dikkatimizi çekti. Sagalassos’ta dolaşırken kazılarda ortaya çıkan yapılarda da bolca kiremit ve tuğla kullanıldığını fark ediyorsunuz. Tahmin edeceğiniz gibi bölgede 2 bin senedir kiremit üretimi yapılıyor.

Sagalassos’tan hoş anılarla ve karnımız acıkmış olarak ayrıldık.

Ağlasun içinde Sosyete Usta’nın yerinde Burdur’un meşhur şişi ile karnımızı doyurduk. Yolunuz düşerse mutlaka ve mutlaka Sütlacın tadına bakmalısınız.

Ağlasun’un ortasında, dev kolları ve geniş yaprakları ile ilçeyi sanki korumasına almış gibi heybetli ulu çınarın gölgesinde bir süre dinlendik. Çevredeki çocuklar bin 300 yaşında dese de, anıt levhasında Bin yaşında olduğu yazıyor.

Bir süre Ağlasun sokaklarında dolaştık. Bahçelerden yollara sarkan meyve ağaçlarından kızılcık, elma, ceviz topladık.

Ağlasun, Batı Akdeniz’de şimdiye kadar gördüğüm en yeşil yer diyebilirim. 

Dev ceviz ağaçlarının gölgesinde Ağlasun ve Sagalassos’a veda ederken, büyülenmiş gibiydik.

 

Meraklısına birkaç bilgi;

Sagalassos; Antalya‘ya 110, Burdur‘a 33 km uzaklıkta, Ağlasun ilçesinin 7 km kuzeydoğusunda yer alan antik bir kent. Antik Yunan’da Pisidya‘nın başkenti olan bu şehrin çoğu yapısı kısmen ayakta kalabilmiş. Bunların en iyi durumda olanı ise tiyatro bölümü. Batı Toroslar‘ın bir parçası olan Ağlasun dağının güney eteklerinde, 1450–1700 m yükseklikteki meyilli bir arazi üzerine kurulu kentin kalıntıları, doğu-batı yönünde 2.5 km, kuzey-güney yönünde ise 1,5 km’yi kapsayan bir alana yayılıyor. İlk olarak, 1706‘da Fransız gezgin Paul Lucas tarafından keşfedilen Sagalassos’ta arkeolojik kazılar 1990‘da başlamış. Çeşmelerinin görkemiyle anılan Sagalassos, dünyanın en yüksek rakımlı, 9 bin kişilik tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla biliniyor. Sagalassos’ta bulunan ve Traian dönemine tarihlenen Ares, Herakles, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri Antik Dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılıyor.

Sagalassos antik  kentinin yazılı kaynaklardan bilinen tarihi, Büyük İskender’in M.Ö. 333  yılındaki fethi ile başlıyor. İskender’in ölümünün ardından kent, kısa bir süre  seleflerinin idaresinde kalır. M.Ö. 188-133 yılları  arasında Attaloslar’ın Bergama Krallığı’nın parçası olur. M.Ö. 129’dan itibaren  çeşitli Roma eyaletleri içine dâhil edilen Sagalassos, M.S. 5.–7.yy’larda,  ardı ardına gelen depremler ve özellikle Arap saldırıları ile bölgenin nüfus  yitirmesine paralel olarak terk edilme sürecine girer.

Sagalassos’ta 1990 yılından bu yana  Prof.  Dr. Marc Waelkens başkanlığında yürütülen, kazılarda pek çok yapı ve  eser ortaya çıkarılmış.

5  metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator Marcus Aurelius ve İmparator Hadrian’a ait büstler bu eserlerin en önemlileri. Dünyanın çeşitli kentlerinde de sergilenen bu iki büst ve daha bir çok eseri Burdur Arkeoloji Müzesi’nde görebilirsiniz. Koç Grubu ve Aygaz da Sagalassos kazılarına önemli destek sağlıyor.

 

(Kaynak: burdur.gov.tr, wikipedia, burdurmuzesi.gov.tr, sagalassos.com.tr)