Hemingway’in Bahçesindeki Ölü Yapraklar

Antalya Kültür Sanat, turistik kentimin dünyaya en açık penceresi.

Kentin, antik çağın mirası ile modern dünyanın kokuşmuşlukları arasına sıkışmış, somurtkan yüzünde, zoraki de olsa gülmeye çalıştıkça ortaya çıkan bir gamze gibi AKS.

Neredeyse işlerden arta kalan tüm zamanlarımı sıklıkla AKS’ın kafesinde ve sergilerinde geçiriyorum. Çevremdeki herkese de tavsiye ediyorum.

 Antalya Kültür Sanat, 2019 güz sezonuna ‘yeni/başka’ dünya tasavvurlarını yapıtlarına yansıtan üç sanatçının sergisiyle başladı. Kendi içinde birbirlerine gizli geçitleri olan ama üçü de birbirinden farklı üç sergi.

tayfun

AKS’nin üçüncü katından başlayarak her katta bir sergi var. Üçüncü katta; tuvallerinde gerçeküstü evrenler kurgulayan sanatçı Elvan Alpay’ın “Cennet Uzaklarda Bir Vaat mi?” adlı sergisi, ikinci katta; kurutulmuş yaprak, çiçek gibi ölü-doğa malzemeleri, doğadaki hallerinin aksine, organize bir biçimde kurgulayarak kompozisyonlar yaratan Tayfun Erdoğmuş‘un “Yeni Dünya Katmanları” adlı sergisi, birinci katta ise; resimlerinde boyanın kimyasına müdahale ederek yeni organik formlar elde eden Melek Mazıcı’nın  “Şeffaf Yansımalar” adlı sergisi.

Sergiyi açılışta sanatçılar Elvan Alpay, Tayfun Erdoğmuş ve küratör Haldun Dostoğlu’nun eşliğinde gezme fırsatı buldum. Harika bir deneyimdi.

Bazen size çok sıradan ve yapımı kolay gelen ya da baktığınız zaman hiçbir anlam ifade etmeyen bir eser, hikayesini sanatçıdan dinleyince, ya da sanatçısıyla tanışınca bambaşka bir yapıta dönüşüyor.

tayfun3

Sanatçı Tayfun Erdoğmuş’un yaprakları gibi. AKS’nin ikinci katında bir duvarı boydan boya kaplayan kirli beyaz, üzeri küçük kahverengi noktalarla bezeli eserin hikayesini dinlerken, kendimi bir anda ünlü yazar Ernest Hemingway’in Küba’daki evinin bahçesinde buldum. Yapıtlarında, doğada ölü halde bulunan yapraklar ve çiçekleri kullanan sanatçı, Hemingway’in bahçesindeki ölü yaprakları topladığını ve bazı eserlerinde bunları kullandığını anlattı.

Bu tablo Almanya’da bir galeride sergileniyor muş.

Sergi ve sonrasındaki söyleşi boyunca Hemingway’in bahçesindeki ölü yapraklara takılıp kaldım. Kim bilir Yaşar Kemal’in bahçesindeki ölü çiçekler ve yapraklardan nasıl bir tablo ortaya çıkar. Ahmet Arif’in, Nazım’ın. Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacının ölü yapraklarından nasıl bir tablo yapılır?

aks31

Galeri Nev İstanbul işbirliği hazırlanan sergilerde sanatçılar kendi “yeni / başka dünya tasavvurları”nı yapıtlarıyla ifade ederken, AKS, yaşamakta olduğumuz iklim krizine karşı  “yeni / başka dünyalar tasavvur etmeli ve yaşama biçimlerimizi değiştirmeliyiz”  fikrini bütün sezon etkinliklerinin ana eksenine yerleştirerek farkındalığa katkı yapmayı amaçlıyor.  Koyu Yeşil Belgeselleri kuşağı ağaç ve ormanı, AKS’ta Sinema distopya filmlerini merkeze alırken çocuk ve yetişkinler için iklim krizi farkındalığını artıracak atölyeler planlanıyor.

1 Aralık 2019 tarihine kadar devam edecek olan üç sergi, Pazartesi hariç her gün 11:00-19:00 arasında, Perşembe günü ise 11:00-21:00 arasında gezilebilir. Sergi girişleri Uzun Perşembe saatleri olan 19:00-21:00 arasında ücretsiz.

Unutma Dersleri!

www.egoistokur.com okumaktan keyif aldığım bloglardan. Edebiyat dünyasıyla ilgili çok şey öğreniyorum. Tavsiye ederim.

Nermin Yıldırım’ı da egoistokur sayesinde tanıdım ve çok sevdim.

Son kitabı “Unutma Dersleri”, aşka, hayallere, aklın ve kalbin cilvelerine dair, çok acıklı, pek neşeli, rengârenk bir serüven…

 

 

Kitaptan’tan bir bölüm;

“Hatırlamanın şaşkınlığı kalbin acısına karışmıştı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzlere katlanamıyordum. Bakar kör, duyar sağır, düşünür aptaldım; acı çekmekten başka işe yaramıyordum. Yıllarca iyi niyetlerinden şüphe duymadan dinlediğim şarkıların hepsi birlik olmuş bana onu hatırlatmaya çalışıyordu; radyoyu kapatıyordum. Üzerime bir kazak geçirecek olsam, daha evvel onun yanında da giydiğimi anımsıyor; cenabet kazağı dolabın en karanlık dehlizlerine saklıyordum. Neye elimi atsam, onunla ilgili bir hatıra hortluyordu; cüzamlıya dokunmuşum gibi elimdekinden uzaklaşmaya bakıyordum. Canım hiçbir şey yemek istemiyordu; yemek masasında çatal bıçak yerine sigara ve kül tablası kullanıyordum. (…) Aşk için ağlamak budalalıktı ve budalalardan müteşekkil bir halay ekibi kurulsa, mendili kapıp halay başı olmayı hak ettiğimi düşünüyordum. Olur olmaz yerde gözlerim sulanıyordu, kimselere görünmemek için nereye kaçacağımı şaşırıyordum. Aşk acım, kâğıt mendil ve sigara baronlarını büsbütün zengin etmişti. Bense akıldan, gönülden ve kilodan yana epey fakirleşmiştim. Sürekli onu düşünmek hastalığından mustariptim. Kıvrımları arasında zerrece fosfor kalmayan beynimin, sadece onu düşünebilen kısmı iş görüyordu. Direnç şurubu, unutma hapı, dirayet şerbeti gibi bir şey olsa da çabucak eski sükûnetime kavuşsam diyordum, ama mümkün değildi. Acınacak haldeydim. Bana acıyanlar arasında başı yine ben çekiyordum. Hayatın her alanında umutsuzca kaybederken, bir tek halay başı kariyerimde emin adımlarla ilerliyordum.” (sayfa 18)

http://egoistokur.com/category/roman/

 

 

 

 

 

 

 

 

Küçük bir sahil kasabasında çakıltaşlarına resim yapan adamın yalnızlığını istiyorum

Balkonda çayımı yudumlarken, bir yandan tüm iyimserliğimle etrafımda olup bitenlere kafa yoruyor, küçük anlamlar yüklemeye çalışıyorum.

Mesela; kırmızı saksıdaki biberiyenin tuhaf bir takıntısı var! Sürekli balkon demirlerine asılı olmaktan şikayet edip, sitenin bahçesine yerleşmek istiyor.

Beyaz saksıdaki fesleğen ise görevinin sadece sivrisinekleri kovmak olduğunun farkında ve zaman zaman başını okşayan evsahibesini çok seviyor.

**

Mesela yeryüzünde güçlü ile zayıfın, iyi ile kötünün, zengin ile fakirin savaşı artan bir şiddetle devam ederken, bilim insanlarının saatlerin 1 saniye geri alınması konusundaki ısrarlarına ve sarsılmaz inançlarına hayret ediyorum.

**

Elektronik posta kutuma bakıyorum, yüz kızartan bir istatistik düşmüş; 7 ilde sinema, 55 ilde tiyatro salonu yok.
54 il tiyatro için çok amaçlı salon kullanıyor, 1 ilde o da yok.

Sözde ekonomik kriz olduğu söylenen Moskova’da neredeyse her köşe başında bir tiyatro yada opera binası önündeki uzun kuyruklar gözümün önüne geliyor birden.

**

Cüce gezegen, 9 yıldır 3 milyar mil yol kat eden New Horizons uzay aracımız aracılığıyla dünyaya bir aşk notu göndermiş. Fotoğrafta görülen şekil sosyal medya kullanıcıları tarafından vakt-i zamanında gezegenlik statüsünden çıkarılan Plüton’a atıfta bulunularak, ‘incinmiş bir kalbe’ benzetilmiş.

**

Uzmanlar İtalyan ressam Leonardo Da Vinci’nin dünyaca ünlü tablosu ‘Mona Lisa’nın büyüleyici gülüşünün gizemini çözmeyi başardıklarını açıklamış. Figürün yüzündeki tebessüm gözlerden değil sadece dudaklardan kaynaklanıyor muş.

**

İstatistik haberlerini sevmem. Basit olanları en acı gerçeği yansıtırlar. İşte güzel ülkemden bir istatistik! Son 30 gün içinde 45 asker ve polis şehit olmuş.

**

Çaresizlik kötü bir şey. Elinden hiçbir şeyin gelememesi… Belki de sırf bu yüzden küçük bir sahil kasabasında çakıltaşlarına resim yapan adamın yalnızlığını istiyorum.

**

İşte tam da kafamdan bunlar geçerken, küçük bir sahil kasabasında, küçük bir mülteci çocuğun cansız bedeni kıyıya vuruyor.

**

Ve bir son dakika haberi!!!! Mars’ta su olma ihtimali varmış.

**

İnsanlık çok ilerledi, görünmüyor!

**

Balkonda çayımı yudumlarken…