İlk şarkılar, mor gelincik ve İstanbul Kırmızısı

Fazıl Say ve Serenad Bağcan’ın “İlk Şarkılar”ını Antalya Piyano Festivali’nin açılış konserinde Efe ve Ege ile beraber izlemiş, avuçlarımız patlayana kadar alkışlamıştık. Yaşamımız boyunca hatırlayacağımız müthiş bir konserdi.

O müthiş konserin albümü çıktı. Aylardır en çok satanlar listesinde bir numara. Acılarla yoğrulmuş ama bir o kadar da umutla beslenen sözler, her tınısında yüreğinize işleyen notalar.

Metin Altıok’un “Bir yarım umuttur elimizde kalan / Göğüslemek için karanlık yarınları” dizelerini Fazıl’ın notaları ve Serenad’ın sesinden dinlerken bana hak vereceksiniz.

Mor gelincik, çocukluk anılarım içinden çıkıp geldi.. 80’li yıllarda baharda ailecek pikniğe gittiğimizde dört bir yanda kırmızının yanı sıra eflatun, lila, mor hatta beyaz gelincikler olduğunu anımsıyorum. Yıllardır mor bir gelincik görmüyordum, Elmalı da çıktı karşıma, mutlu oldum.

 

 

Ferzan Özpetek filmlerini çok severim. “İstanbul Kırmızısı” romanını bir çırpıda okudum. Filmleri gibi, içinizdeki insana bir şeyler fısıldıyor, gülümsetiyor, öğretiyor, yaşama dair yeniden yeniden düşünmeye, adeta çaktırmadan isyana teşvik ediyor.

Yine bir çok satırın altını çizdim. Romanın bir yerinde kadın kahraman, esas oğlana şöyle diyor; “Uçurtma uçurmayı bilmeyen bir erkek, bir kadını mutlu edemez.”

Gezi’yi usta bir yönetmenin kaleminden okumak da keyifli.

Ve son söz: Hiçbir şey aşktan daha önemli değildir.

 

Üç güzel şey!

İtiraf edelim, alışveriş merkezlerine gittiğimiz kadar sinemaya, tiyatroya, konserlere gitmiyoruz. Evde televizyon başında yetenek avcılığı yapmak, sahte mücadeleleri seyretmek daha çok hoşumuza gidiyor.

Bir daha çal Sam

Bir arkadaşımızın daveti ile Antalya Devlet Tiyatrosu’nun ilk kez sahneye koyduğu “Bir daha çal Sam” isimli oyununu izlemeye gittik.

Woody Allen, 1972 yılında, Casablanca filminin ünlü “Play it again Sam” repliğinden yola çıkarak yazmış. Hayli komik ve eğlenceli.

Oyun sayesinde Antalya Devlet Tiyatrosu’nun birbirinden yetenekli oyuncularını tanıma fırsatımız oldu. Sedat Mayadağ adında bir genç var… Müthiş bir yetenek. Meltem Gülenç, Gökhan Tüzün, Gözen Müftüoğlu, Murat Bölük, Gökçehan Yazıcı hepsi oynadıkları rolün hakkını verdiler. Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde keyifli bir gece geçirdik.

Salonun dolu olması sevindiriciydi.

“Bir daha çal Sam” 21-22-23-24*-27-28-29-30 Kasım günleri sahneleniyor. İzlemenizi öneririm. Bu arada bir not; Yeni öğrendim Müze Kart sahipleri, Devlet Tiyatroları’na girişte tam yerine öğrenci bileti alabiliyor muş.

Avukatın resim koleksiyonu

Uluslar arası Antalya Piyano Festivali, kentteki en özel sanat etkinliği… Festival kapsamında her yıl bir de resim sergisi açılıyor. Bu yıl ki sergi çok hoşuma gitti. Antalyalı Avukat Mesut Özderin, kendi koleksiyonunu sergiliyor. Aralarında Fikret Otyam’ın da bulunduğu bir çok ünlü sanatçının eserleri festival boyunca AKM Fuayesi’nde sanatseverlerin izlenimine açık. Bir avukatın resim koleksiyonu yapması çok güzel bir şey. İtiraf edeyim ben her konser öncesi yarım saatimi sergiye ayırıyorum.

 

Garanti Karantina

Murat Menteş son dönemde favori yazarım. Arkadaşım Nusret tanıştırdı. Ruhi Mücerret’i keyifle okudum… İlk kitabı sanıyordum meğer geç tanımışım. Şiir kitabı bile varmış… yine Nusret’in kütüphanesinden “Garanti Karantina”yı okudum. Dil oyunlarını sevenlere öneririm.

“Siperde perende” adlı şiirinden

Kim der ki, “Mukadderat sicimi beni bağlamaz”

Askını, kaskını, maskeni taksan bile…

Namluların nazarı değdiği zaman

Azrail’in menzilinde kim sakarlaşmaz”

 

“Aceleci tefecinin ebediyet süsü verdiği anlar” isimli şiir şöyle bitiriyor;

Atomu yumrukla parçalayamam…

Allah büyüktür elbet bir kapı açar.

 

Bu iki örnek sanırım Murat Menteş şiiri hakkında bir fikir verecektir.

Şehirde müzik var, hayat var, aşk var…

Bazan oturduğum yerde

Kendikendime dalıp giderim,

Bulanık geçmişimle.

Genişleyen halkalar çizerim,

Bir düşün uyanık imgesine.

Gölünüze taş düşerim.

 

Sizse hep konuşursunuz

Sığınıp kof sözlere,

Kaçarak kendinizden

Uğuldayan hüznünüzle.

Telâşla geceyi bulursunuz.

Gözünüze yaş düşerim.

 

Metin Altıok’un ölümsüz şiiri “Düşerim”i, Fazıl Say’ın piyanosu, Serenad Bağcan’ın sesinden dinlerken tüylerim diken diken oldu… Hala mırıldanıyorum.

Gölünüze taş düşerim.

Gözünüze yaş düşerim. diye diye….

 

Ailecek 14. Uluslar arası Antalya Piyano Festivali’nin açılış konserine gittik…

Ergenlik yaşındaki çocuklara-pardon gençlere- protokol kurallarını, neden koyu renk giysi ile gitmek gerektiğini anlatmak çok zor. Efe ve Ege’de kırmızı – yeşil pantolonları, ayaklarında en sevdikleri futbol ayakkabıları ile gittiler festivalin açılış konserine. Protokolün ve sanat dünyasının tanınmış isimlerinin arasında kramponlu iki piyanist.

Gençlere fazla müdahale edip, her hareketlerini eleştirip, sanattan, eğitimden kısacası yaşamdan soğutmaktansa, seçimlerine saygı göstermek gerekiyor.

Fazıl Say’ın “Su” eseri müthişti. Ama bizi en çok, konserin ikinci bölümündeki “İlk Şarkılar” etkiledi. Serenad Bağcan’ın sesinden, ünlü ozanlarımızın ölümsüz eserlerini dinlerken kendimizden geçtik…

Konser arasında ünlü gazeteci İsmail Küçükkaya ile sohbet etme fırsatımız oldu. Efe ve Ege, hatıra fotoğrafı çektirdi. Konser sonrası Ege ve Efe için Fazıl Say’a ve Serenad Bağcan’a festival kitapçığını imzalattım. Bağcan, “Ben aynı zamanda gençlere yaşam koçluğu yapıyorum, onlara moral vermek lazım” diyerek sadece imzalamakla kalmadı, birkaç satır mesaj yazdı. Müzik, şiir, sanat dolu çok keyifli bir akşam oldu. Bu festivali Antalya’ya kazandıran ve yaşatan Kadir Dursun’a ne kadar teşekkür etsek az.

Birbirinden ünlü sanatçılar 1 ay boyunca Antalya’da olacaklar. Kaçırmamak lazım. 

http://www.antalyapiyanofestivali.com/14/festival-programi/