Pembe yelkenli

 

 

 

 

İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.

Her yaşta türlü tutkularım, hayallerim oldu.

35’inden sonra ise en büyük hayalim bir yelkenli teknem olması.

Aynı hayali paylaştığım dostlarımla, günlerce ders çalışıp sınava girip Amatör Denizci Belgesi (ehliyet) bile aldık.

Teknemin adını “suskun” koyacağım.

Suskun’un pembe yelkenleri olacak.

Niye böyle istediğim konusunda bir fikrim yok.

Bilinçaltımın bir oyunu.

Belki de daha önceki yaşamımda, Kaptan Jack Sparrow gibi sıra dışı bir korsandım.

Her neyse hayalimdeki “pembe yelkenli” bugün aniden karşıma çıkıverdi.

Dostlarla balık tutarken, Antalya Körfezi’nde pembe gelinlikli bir prenses gibi gözümün önünde belirdi.

Bir an inanamadım. Hadi canım dedim. Şaka mı bu.

Antalya Körfezi çok güzel gördü ama böylesini görmedi.

 

Şaka değildi.

Pembe yelkenli sanki hayallerimden çıkıp gelmişti.

Dünyanın en güzel kentinde, ‘sırtını denize dönenler”e inat.

640 kilometre sahili olupta, bir kez bile denize girmeyenlere inat.

Eşsiz güzellikteki kumsallarının oteller tarafından işgal edilmesine ses çıkarmayanlara inat gelmişti.

Balık tutmayı bıraktım, hayalimdeki tekneyi uzun uzun seyrettim.

Pembe yelkenli diğer tüm yelkenliler gibi bir gün Antalya’dan ayrılacak, yeni denizlere doğru demir alacak.

Ama ben hayal kurmaktan hiç vazgeçmeyeceğim.