Kelimeler!

“Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz”
Yunus Emre

Dünyanın en etkili sözlüklerinden Dictionary.com yılın kelimesi olarak “Varoluşsal”ı, Oxford, “iklim acil durumu” seçmiş.

“Dictionary.com”un açıklamasında; devam eden krizler, insan ve doğaya yönelik ciddi tehditler, önemli siyasi ve sosyal olaylar nedeniyle “varoluşsal” kelimesinin sözlükte en fazla aranan kelime olduğu belirtiliyor.

Eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in, ABD Başkanı Donald Trump’ı “varoluşsal tehdit” (existential threat) olarak nitelendirmesinin kelimenin kullanımını artırdığına işaret edilirken, Hong Kong protestoları, Notre Dame yangını, Dorian kasırgası ve ABD ile Çin arasındaki krizlerin de kelimenin aranma ve kullanım oranını fazlalaştırdığı aktarılıyor.

Sözlük yöneticilerinden John Kelly, kelimenin insanın hayatta kalma mücadelesine değindiğine dikkati çekerek, 2020 ABD başkanlık seçiminin aday adaylarından Vermont Senatörü Bernie Sanders ve İsveçli iklim aktivisti 16 yaşındaki Greta Thunberg’in iklim değişikliğini “varoluşsal” olarak değerlendirmesinin kelimeyi öne çıkartan unsurlar arasında yer aldığını ifade ediyor.

Tek kullanımlık kaşıktan el yapımı bir oyuncağa dönüşen Forky'nin hikayesini konu edinen "Oyuncak Hikayesi 4" filminin de "varoluşsal" kelimesinin kullanım ve arama sayısını artırdığını belirten Kelly, "Bu (film), bize varoluşsal tehditleri varoluşsal seçimlere çevirme fırsatı veriyor" değerlendirmesinde bulunmuş.
Tek kullanımlık kaşıktan el yapımı bir oyuncağa dönüşen Forky’nin hikayesini konu edinen “Oyuncak Hikayesi 4” filminin de “varoluşsal” kelimesinin kullanım ve arama sayısını artırdığını belirten Kelly, “Bu (film), bize varoluşsal tehditleri varoluşsal seçimlere çevirme fırsatı veriyor” değerlendirmesinde bulunmuş.

Sözlük, 2018’in kelimesi olarak “yanlış bilgi” anlamına gelen “misinformation”u seçmişti.

Oxford Sözlüğü’ne Göre Yılın Kelimesi: ‘Climate Emergency’

Her yıl geleneksel olarak yılın kelimesini seçen Oxford Sözlüğü, 2019 için “iklim acil durumu” anlamına gelen ‘climate emergency’ ifadesini seçti.
Her yılın en çok konuşulan kelimesini seçen Oxford Sözlüğü aynı zamanda “iklim acil durumu” ifadesini, “İklim değişikliğinin sebep olacağı geri döndürülemez hasarı durdurmak veya azaltmak için acil bir şekilde harekete geçilmesi gereken durum” olarak tanımladı.

Oxford, bu seçimle birlikte, hem iklim farkındalığındaki artışı yansıttıklarını hem de konuyu tartışırken nasıl bir dil kullanmamız gerektiğine odaklandıklarını belirtti.

‘İklim acil durumu’, kısa aday listesinde bulunan iklim krizi, iklim hareketi, iklim inkârı, yok oluş, ‘flight shame’ (karbon salımı nedeniyle uçakla seyahatin getirdiği suçluluk duygusu), küresel ısınma gibi ifadeleri geride bıraktı. Komitenin elindeki verilere göre ‘iklim acil durumu’ şeklindeki kullanım yüzde 10,7 oranında arttı. 2019 yılında ‘iklim’ kelimesi diğer bütün kelimelerden daha sık ‘acil durum’la ilişkilendirildi. Bu şekildeki kullanım o kadar yaygınlaştı ki, ikinci sırada gelen ‘sağlık’ kelimesinin üç katı kadar fazla kullanıldı.

Oxford, 2018’de politikadan günlük hayata pek çok alanda kullanılan ‘Toxic’i ‘(zehirli) yılın kelimesi olarak belirlemişti.

Okumanızı öneririm; “Kelimelerin İnsan Hayatındaki Gücü”

Ada’nın Kökleri

Büyüklerimiz “Çınar gibi ömrün olsun” der. Bu çınar tam 625 yaşında. Gökçeada’daki en yaşlı ağaç. Ülkemizin en batısı Gökçeada’nın ucunda Ege’yi selamlıyor. Piri Reis’i ya da Barbaros’u görmüş müdür bilinmez ama hala dimdik ayakta.

Bir Eylül ikindisinde gölgesinde oturduk, sert bir kuzey rüzgarı eşliğinde Ege’ye karşı çay içtik.

Anıt çınar, Pınarbaşı bölgesinde yer alıyor. Gökçeada’nın çeşitli bölgelerinde 5 adet daha anıt ağaç varmış. Çınarlı, Eski Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy’de. Üçünün 400, ikisinin ise 175 yaşında oldukları tahmin ediliyor. Bu ağaçlara gözümüz gibi bakmalıyız.

Adalarda zaman sanki daha ağır ilerliyor. Çınarın gölgesinde ya da Madam’ın Kahvesi’nde otururken zihniniz boşalıyor, sonsuz bir huzur ikliminde yaşadığınızı hissediyorsunuz. Ve ana karadaki o gündelik koşuşturmanın yarattığı stres, telaş, kaostan kurtuluyorsunuz.

1

Gökçeada’da dostlarla çok keyifli bir 48 saat geçirdik. Rumlar’dan kalma eski köyleri gezdik, geleneksel lezzetlerinden tattık. Mustafa’nın Kayfesi’nde sakızlı Türk kahvesi, Barba Yorgo’nun bağında reçine kokulu şaraplardan içtik.

Gökçeada üzerine çok şey yazılabilir, gitmek, görmek, havasını koklamak, yaşamak lazım.

Gökçeada’da ne yapılır derseniz listenin başına Poseidon’da gün batımını yazmalısınız. Türkiye’nin en batısında güneşi batarken izlemek çok keyifli. Poseidon’da tepeye adını veren bir restoran var. Tahta bir iskelenin üzerine kurulmuş. 8-10 masa zor sığıyor.

ada3

Restoranın mottosu “burada hayal kurmak serbest..” Gün batımını güzel bir yemekle taçlandırmak istiyorsanız tam adresi. Ama yer bulmak neredeyse imkansız. En az bir hafta önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Aklınızda bulunsun.

Bir de Efi Badem kurabiyesi ve soğuk sıkım zeytinyağlarından alın.

Genelde adalarda su sıkıntısı olur. Gökçeada’da şelale var. “Ada’nın kalbi adını verdiğim” Marmaros Şelalesi için ayrı bir yazı yazacağım.

ada2

Çınarla başladım bir çınar şiiri ile bitireyim.

Sosyal medyada çınar fotosunu paylaştıktan sonra sağolsun dostlardan çok sayıda mesaj geldi. Ustam Mustafa Uysal taaa Amerika’dan Nazım‘ın “Masalların Masalı” şiirini göndermiş. Bu şiiri ben de çok severim. Ustalara selam olsun;

“Su başında durmuşuz.

Su serin,

Çınar ulu,

Ben şiir yazıyorum.

Kedi uyukluyor

Güneş sıcak.

Çok şükür yaşıyoruz.

Suyun şavkı vuruyor bize

Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…”

 

 

“Geçip giden zamanları / Bir yerlerde bulsam”

Sevgili Ebru Çengeloğlu sosyal medyadan hoş bir sürpriz yaptı… 20 yıl önce Sabah Akdeniz için yaptığım “Piyazcı Mustafa” röportajının küpürünü paylaştı. Meğer “Antalya Piyazının Babası” yazım bugün restoranda Amerikan servisi olarak kullanılıyor muş. Hem hoşuma gitti, hem duygulandım. Mustafa ağabey rahmetli oldu. Bildiğim kadarıyla oğlu mesleği devam ettiriyor. Merak edenler için yeri İsmetpaşa Caddesi’nde.

Morsalkım

Japonya’da 144 yaşındaki bu morsalkım dünyanın en güzel 16 ağacından biri seçilmiş. İnsan bakmaya doyamıyor. Muhtemelen diken kişi hayatta değildir. Tanımıyorum ama bu morsalkımın hatırına cennette girmeyi hak ediyor.

dilek

Dilek Türkan

Muratpaşa’da Sanat var konserleri için Antalya’daydı… İnsanın derinlerine bir bıçak gibi saplanan ya da eski bir yarayı ince ince sızlatan büyülü narin bir sesi var. Üç müthiş albümü var; An, Suya Söyledim, Aşk Mevsimi.. tavsiye ederim.

Sesi hala kulaklarımda;

“…Sen gözlerimde bir renk,

kulaklarımda bir ses

Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın”

takvim

Aylardan Aphrodite

Antalya Tanıtım Vakfı ATAV’ın geleneksel Memleketim Antalya serisi masa takvimlerinin bu yıl ki teması “Antalya’nın Güneş Saçlı Kadınları”… Yılın her ayına antik çağın güçlü kadınlarından birinin adı verilmiş. Ocakta aşk tanrıçası Aphrodite, şubatta doğa tanrıçası Artemis, martta sağlık tanrıçası Hygieia var…. Çok hoş bir çalışma.

Ünlü kadın yazar Buket Uzuner twitter hesabından “Antalya Kadın Müzesi 2019’a Anadolu topraklarındaki kadın kültür mirasına saygı duruşu yapmış. Çağlar içinde Kadın ve Saç temalı güzel bir takvim hazırlamış” mesajını paylaştı.

Memleketim Antalya çalışmaları bir masa takviminden çok çok fazlası. Hazırlayanların eline sağlık.

Dip not: isteyenler olursa seve seve gönderebilirim.

Masalcı…

Dinledikçe susması, düşündükçe susması…

Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,

Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası….

böyle diyor Özdemir Asaf “Bir Adam” şiirinde…

Mardin sokaklarında gezerken, bir Adam tanıdım … Namını çok duyardım, merak ederdim… Mardin’in taş ve dar sokakları arasında dolaşırken tesadüfen kendimi atölyesinin önünde buldum… Masalcı Ebu Burak…

Asıl Adı Tacettin…

img_1974

İlk izlenim….

Bu adam güzel susuyor. İsraf edecek kelimesi kalmamış gibi.

Dükkanın içi, dışı, sokağı rengarenk şahmaran tablolarıyla süslü. (Utandığım için fiyatlarını soramadım. Ben de böyle bir adamım işte. Sanatçıyla pazarlık etmekten korkuyorum.)

Duvarda, etrafta bolca bakır tepsi ve metal objeler var. Demir işçisi aynı zamanda ama etraftaki eşyalardan çok ellerine bakınca anlaşılıyor.

Belli ki becerikli bir adam. Çok becerikli bir adam.

Masal anlatıyor. Öyle içten anlatıyor ki masalın içinde geziniyorsunuz.

Kafasının içinde de, dükkanının duvarlarında da, sokağında da onlarca hikaye gizli.

img_1983

Mardin Bienali için Fransız sanatçı Thierry Payet tarafından hazırlanmış “Şehrin Duygu Haritası” O’nun kapısında duruyor.  Haritanın bir de kitabı var. Mütevazi kara bir kitap.

Şehrin bütün sırları bu kara kitabın içinde gizli.

“Anlatım – Mardin Hikayeleri” isimli kitapta Mardin Bienali için Ebu Burak’ın atölyesinin önünde vücut bulan enstalasyonda yer alan birbirinden ilginç, etkileyici, kentle ilgili ipuçları veren sözler, anekdotlar yer alıyor.

Hediye ettiği kitaptan altılı çizili satırları paylaşıyorum.

img_1990

Şehir bitmiyor

şehir hep var

anlatacakları var

dinliyorum.

anlattıkça açılıyor

açıldıkça karışıyoruz..

kokusunu, sesini, dokusunu

seni, beni görüyorum,

duvardaki otu…

şehir bitmiyor.

anlatıyorum.

**

mardin

Ellerim beni farklı yerlere götürüyor. Ellerim olmasa oralara gidemem.

**

Çalıştığımda dertlerimi unutuyorum.. Kötü şeylerle zaman geçirecek vaktim yok. Büyük babam derdi ki; soylu kişiler sanatçı doğar. Çalışırken kötü şeyler hissetmem. Hissettiğim sanat, bütünüyle atölyemde bunu hissederim.

**

Atölyede bir yaz gecesi, filozof, Tanrı’nın karşısına çıkıp bir soru sormaya hazır olduğunu söyledi.

**

Mayıs 15’ten sonra düşen ilk yağmurun suyu toplanır, imam tarafından okunur, akreplere karşı korumak üzere evlerin etrafına serpilir.

**

Dükkanında birçok insan hediyelik eşya olduğunu düşündükleri şeyleri alıyorlar, ancak çok daha fazlasılar.

ebu4

Burada anlatılacak çok hikaye vardır, ama bazen hikayeleri anlatmayız ki, hikayeler başka yere gitmesin, Mardin’de kalsın diye.

**

Birisi şöyle yazmış:

“Ebu Burak’ın dükkanı çok özel bir mekan. Buraya özellikle onun için gelirim. İstanbul’dan geliyorum. Birkaç saat kalıyor, sonra geri dönüyorum.

Cennet bahçesi, yılan, elma..”

**

Biri dedi ki; dikkat et, biri hikayelerini anlatabilir. Dedim ki; hikayeleri anlatabilirsin ama hikayeyi anlatanı anlatamazsın. Şiir için aynısı geçerlidir. Şiirleri anlatırsın ama şairi anlatamazsın.

img_1969

Mardin’e  Sipahiler Çarşısı’na (Revaklı Çarşı) yolunuz düşerse mutlaka tanışın.

Ama bir uyarı;

Her şahmaran sahibini bekler. Öyle herhangi birine satmaz..

Datça’da beyaz bir Japon gülü

Çocuklarımla birlikte yaptığım yolculuklar beni büyütüyor, geliştiriyor. Yolculuklar da baba olmanın sırrını çözmeye doğru bir adım daha attığımı hissediyorum.

Çünkü “baba” olmaktan anladığım “keşfetmek”tir benim.

Sevdiğim coğrafyaları çocuklarımla birlikte keşfetmek arzusuyla doluyum.

Baba olmaktan anladığım “sevgi”dir. Mesela şu anda, uçsuz bucaksız Akdeniz’in tüm mavilerini ciğerlerime çekerken sevinçle, yüzümde belli belirsiz bir tebessüm, şükrediyorum.

Şu sıralar birlikte çokça şiir okuyoruz, şairlerin yaşamlarını keşfediyoruz. Ayak izlerini takip ediyoruz. (Şimdi bu ziyaretler onlar için çok bir şey ifade etmese de bir gün beni anlayacaklarını umuyorum)

Efe ve Ege ile en keyifli yolculuklarımızdan birini Datça’ya yaptık. Can Yücel’in evinin de olduğu küçük şirin Ege kasabası. Can Baba’nın evi Eski Datça’da. Eski taş evler, saksılarda rengarenk çiçekler, badem ağaçları, şirin kafeler, el işi atölyeleri.

Can Baba’nın kapısı çoğunlukla kapalıymış. Ama kapısında durmak bile güzel. Kapı ve duvarlara bolca “Gezi” ruhu sinmiş.

 

 

O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkıyalar

Onlar da olmasalar

Benim gayri kimim var?

 

 

Büyük şair Can Yücel’in Datça’daki evinin kapısı…

Hiç şüphe yok ki, asırlar geçse de Can Baba’nın sözleri ve O çocuklar yaşayacak…

**

Birden işitilmez olsun ayak seslerim;

Gölgem bir başka sokağa sapıversin;

Unutayım bir anda her şeyi,

Nerde oturduğumu,

Bir tuhaf adem olduğumu Can adında.

Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi,

Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma;

Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah,

İlk defa görmüş gibi dünyayı,

Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi;

Hatırlamam artık değil mi, dostlar,

Hatırlamam artık garipliğimi?

Can Yücel

**

İçimdeki karanlığı patlatacağım

Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla

Ağlaya ağlaya

Yepyeni bir insan

Pırıl pırıl bir can

bitecek toprağa…

Can Yücel’in Datça’da yobazlar tarafından parçalanan mezar taşları evinde bahçenin bir köşesinde ibretlik duruyor. Ve beyaz bir Japon gülü ziyaretçileri selamlıyor.

Sinekli Bakkal, sadece bir roman adı değilmiş. Eski Datça’da sevimli bir bakkal var.

Eski Datça’da adı gibi renkli ve marifetli bir güzel mekan: Hürriyet Abla Marifetli Eller.

Datça akşamları bir başka güzel. Sahil boyunca kurulan masalarda, denizin binbir lezzeti sunuluyor.

İlle de mekan önerisi isteyenlere: Fevzi. Nar ağaçları ve begonviller altındaki masalarda yemek keyfi.

İlçe meydanında kurulan Açıkhava pazarında el sanatları ürünleri satılıyor… Efe ve Ege ebru yapmayı öğrendi.

Anı olarak Datça Havası ve Birten Engin Naliş’in “Mutfak Büyücülerimden Masallar” kitabını aldık.

Datça’da her yer badem ağacı, bademle ilgili sayısız lezzet var. Badem kahvesi ve bademli kabak çiçeği dolmasını mutlaka tatmalısınız.

Knidos ve Sanat Festivali, Palamutbükü Yakaköy etkileyci coğrafyalar. Datça’ya gitmişken, buraları da görmek lazım.

Marmaris-Köyceğiz karayolunda sıradan bir portakal tezgahı… Yıllarca lüks otellerde barmenlik yaptıktan sonra köyüne dönen Onur adında bir genç tezgahtar var. Fotoğraftaki lezzet bildiğiniz frenk yemişi…ama Onur, Frenk yemişini soyduktan sonra dilimliyor, üzerine limon sıkıp, karlama serperek ikram ediyor. İnanılmaz bir lezzet.

 

Perge’nin Üç Bin Yıldır Solmayan Laleleri

Perge Antik Kenti Anadolu’daki en görkemli kentlerden biri. Sanki Efes ve Aprodisias’ın gölgesinde ama bence onlardan daha zengin ve ihtişamlı bir yaşamın izlerini görmek mümkün. Antalya Valiliği ve Antalya Tanıtım Vakfı öncülüğünde 2018 yılı Antalya’da Perge Yılı ilan edildi. Perge’yi tanıtan ve dikkat çeken pek çok etkinlik gerçekleştiriliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir grup meraklı ANKA (Antalya Kültürel Miras Araştırmacıları Derneği) üyelerinden Arkeolog Dr. Selda Baybo’nun rehberliğinde Perge’yi gezdik.

perge-4

Rehberimiz, Perge Tiyatrosu’nu gezdikten sonra çıkışta kapının hemen yanında duvarı işaret ederek, çok da fark edilmeyen lale resimlerini gösterdi.

Bordo, eflatun, mor laleler binlerce yıldır yağmurdan ve en önemlisi insanlardan gizlenmeyi başarmış. Perge’nin hiç solmayan çiçekleri…

perge-2

Gezerken Perge Agorası’nda – bugünkü karşılığı pazar yeri – bir mermer blok dikkatimizi çekti. Bir yüzünde kanca ve bıçak diğer yüzünde bir balık figürü işlenmiş. Bildiğiniz kasap dükkanı. Bu bilgi çok hoşuma gitti… Meğer kasaplık bu topraklardaki en eski mesleklerden biriymiş.

Mermer blok üzerine işlenmiş desenlere bakınca o günün koşullarında ince ruhlu ve zevk sahibi bir kasap olduğu anlaşılıyor. Belki de döneminin Nusret’i))

pergee-4

Perge, Antalya’nın 18 kilometre doğusunda, Aksu ilçe sınırlarında, bir zamanlar Pamfilya bölgesine başkentlik yapmış bir kent. Perge’deki akropolisin Tunç Çağı’nda kurulduğu düşünülüyor. Helenistik dönem boyunca eski dünya içerisindeki en zengin ve güzel şehirler arasında sayılan Perge, aynı zamanda Yunan matematikçi Apollonius’un da memleketi.

Hitit İmparatorluğu, Büyük İskender ve Roma İmparatorluğu gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapan Perge Antik Kenti, çok zengin bir tarihi değere sahip. Antalya Müzesi’nde sergilenen birçok eşsiz eserin çıkarıldığı antik kent olan Perge’de hem kazı çalışmaları hem de tarihi kalıntıların restorasyonu yoğun şekilde devam ediyor. Antik kentte tiyatro, stadyum, agora, sütunlu cadde, Helenistik kapı, Güney hamamı gibi büyük bölümleri ayakta olan eserler dikkat çekiyor.

Perge Antik Kenti, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme kapsamında, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne de eklendi.

per-1

Plancia Magna heykeli Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

Binlerce yıl öncesinde, Anadolu topraklarının ilk kadın belediye başkanı Plancia Magna’nın yönettiği, geometrinin mucidi Apollonius’un doğduğu, beyin ameliyatlarının yapıldığı, “Yorgun Herakles” ve “Dans Eden Kadın” gibi heykelciliğin güçlü örneklerini veren heykelcilik okulu merkezi olma özelliklerini taşıyan Perge antik kentinden çıkarılan eserlerin büyük kısmı Antalya Müzesi’nde özel bir salonda sergileniyor.

Perge’de keşfedecek çok şey var. Mutlaka gezmelisiniz.

pergee-5

 

Dijital belleğime aldığım ve ıskaladığım bi dolu şey!

Dünyada gezilecek görülecek paylaşılacak bi dolu şey var. Maalesef fotoğraf çekme telaşıyla bir çok güzelliği yaşamıyor, dijital belleklerimize hapsediyoruz.

Her şeyi çekip, Sosyal medyada bir an önce paylaşıp,  ben de oradaydım deme telaşı yüzünden bir çok şeyi ıskalıyoruz.

Benim de dijital belleğime aldığım ve ıskaladığım bir dolu şey var. İşte bunlardan bazıları;

nice6
İtalya’nın Torino Kenti’nde Fiat Abarth Otomobil Fabrikası var. İçinde otobüsle dolaşıyorsunuz o kadar büyük. “Fiat’ta çalışmıyorsanız muhtemelen işsizsiniz” diyorlar.

Ferrari ve Formula1 tutkunları için ilginç bir yer. Bence ehh işte!

Fiat kurucusu Abarth günde 12 elma yermiş. Neden? Yarış otomobillerine sığabilmek için.

nice7
Nice LeMeridien Hotel. Asansör kapısında sanat yapmışlar. İlham verici.

nice

Dünyanın koku merkezi Grasse.. Nice yakınlarında.. Fransızların “Parfümleri Isparta Gülü’nün yağından hazırlıyoruz” diyerek hava atması trajik.

nice

Konyaaltı Sahili daha güzel(!) elbette… Nice sahilinde de avanta sandalye, şemsiye vs var. Ama bakınız bir de ne var. Sahile inen merdivenin başına ünlü ressam Jean Klissak’ın bir tablosunu koymuşlar. Niye acaba? Küçük fikir büyük şehir…

nice5

Cannes sahilinde bir Antalyalı mavi sandalyeye oturmuş düşünüyor. Balık mı olsam, deniz mi yoksa!

nice2

Fransa-İtalya arasında bir yerde kırmızı bir ev. Dünyada tüm aşırılıkların sonuna düşülmüş kırmızı bir nokta. Bir mesaj gibi, bir uyarı gibi, aşk gibi, şaşırtan, çarpan… ya da ben fazla abartıyorum. Sıradan kırmızı bir ev işte.

nice4

St.Paul de Vence… Fransa’da kayalar üzerinde bir ortaçağ kasabası… Picasso ve Matisse’ye ilham kaynağı olan bir yer. Şimdi kültür turizminin önemli uğrak yeri. Her yer galeri, her köşe sanatçı… Büyüleyici.

nice8

Antalya’nın Çocuk Kalbi

Antalya’nın ilk sanayi tesislerinden Dokuma Fabrikası’nda bir zamanlar işçi çocuklarının gittiği Kreş Binası, Kepez Belediyesi tarafından dünyanın en güzel Oyuncak Müzesi’ne dönüştü.

Antalya’daki blogger arkadaşlarla Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü’nün özel davetiyle Anadolu Oyuncak Müzesi’ni ziyaret ettik. Başkan’ın rehberliğinde 3 saate yakın dolaştık. Tek kelimeyle rüya gibiydi. Büyülendik.

Nihayetinde hepimiz biraz çocuğuz.

Ya da büyük şair Edip Cansever dediği gibi; “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor…”

img_7047

İzlenimlerimi www.fullantalya.com’da okuyabilirsiniz.