Büyük şiiri doğanın; Tazı Kanyonu

 

 

büyük şiiri doğanın
renklerin, seslerin, biçimlerin ötesinde…
insanın ruhunu yitirdiği bu zamanda
kim okuyup yazacak?*

Uçsuz bucaksız manzaraya bakarkan tam da böyle dedim içimden….

Dijital saçmalık keşfetme duygumuzu öldürüyor! Gitmek istediğimiz yeri akıllı telefondan işaretlerken, aslında farkında olmadan, telaşlı gezginler olarak, ıskalaya ıskalaya, bakıp ama aslında görmeden hedef noktaya gidiyoruz. Onca güzellikten bi haber.

Bu yüzden mümkün olduğunca gitmek istediğim yerleri, yol üzerindeki yön levhalarını ve özellikle de yöre sakinlerinin tarifleri ile bulmayı seviyorum.

Yöre halkı ile sohbet ederken bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Şuraya nasıl gidilir diye sorduktan sonra sanki Alice’in harikalar ülkesinde gibi, yeni rotalar, yeni kapılar açılıyor muş gibi geliyor bana.

Son keşfimiz Tazı Kanyonu’na giderken benzer bir durumu yaşadık.

t1

 

Antalya – Manavgat yolu üzerinde Beşkonak – Köprülü Kanyon – Taşağıl sapağından girdikten sonra bir yanda gürül gürül akan köprüçay ve uçsuz bucaksız karlı dağlar, diğer yanda yeşilin binbir tonu sizi selamlıyor.

Asfalt yol boyunca yaklaşık 30 km içeriye doğru giderken, yol boyunca rafting firmalarını göreceksiniz. Seyrek de olsa, şirin mahalleler, taş evler, bahçeler, yöre sakinleri karşınıza çıkacak. Sık sık durup sohbet etmekten ve Tazı Kanyonu’na nasıl gidilir diye sormaktan çekinmeyin.

Dijital haritalarda bir çok Tazı Kanyonu noktası işaretlenmiş. Bu konuda bir bilgi kirliliği söz konusu. Pek çoğu yöredeki işletmelere çıkıyor.
En güzeli yöre sakinlerine sora sora gitmek.

tktk

Yol sizi nihayetinde tarihi Oluk Köprü’ye çıkaracak. Aziz Paul yolunun da başlangıcı olan bu köprü, binlerce yıldır ayakta.

Köprüyü geçtikten yaklaşık 100 metre sonra, yol sola ve yukarı doğru kıvrılıyor. Yaklaşık 15-20 km bu yolu takip ettikten sonra Gaziler Mahallesi tabelasından sola içeri girin. Bu yol sizi Tazı Kanyonu’na götürecek.
Sosyal medyada sıkça gördünüz kanyon manzarası için biraz yürümeniz gerekiyor. Tazı Kanyonu’na 1,5 kilometre kala aracınızı park edeceğiniz bir alan var. İsterseniz araçla da son noktaya kadar gidebilirsiniz ama yürümenizi öneririm.

tazi-12

Kanyonu gören üç-dört harika nokta var.

Tazı Kanyonu özellikle fotoğraf tutkunlarının uğrak noktası. Hafta sonu giderseniz o meşhur kanyon pozunu çekebilmek için sıra bekleyebilirsiniz.
Yol zahmetli ama karşılığında size sunulan manzara gerçekten büyüleyici.
Ölmeden önce yapılması gerekenler listesine eklenmesi gerekiyor.

* Şair Şükrü Erbaş – Otların Uğultusu Altında kitabından.

Atlastaki Mavi Nokta!

Kısa bir süre önce gazetelerde şöyle bir haber yer aldı:

“…Burdur, Isparta, Antalya, Afyonkarahisar ve Konya’nın güneyinde yoğunlaşan göllerin oluşturduğu Göller Bölgesi, bu unvanını kaybetmeye doğru ilerliyor. Akşehir Gölü’nün önemli bölümü de kayboldu. Türkiye’nin ikinci en büyük tatlı su gölü özelliği taşıyan Eğirdir Gölü’nün su seviyesinde meydana gelen azalma ise tedirgin edici. ‘Türkiye’nin Maldivleri’ olarak ünlenen Burdur’daki Salda Gölü de kirlilik riskiyle karşı karşıya. Göller tamamen kurursa bölgedeki canlı hayatı bozulacaktır. Tatlı su kaynaklarımızı kirlettiğimiz zaman doğanın yok oluşunu izleyeceğiz. Haritalarda Göller Bölgesi’ni gösteren mavi noktaların birçoğu yeni baskı atlaslarda artık yer almayacak.”

3

Büyülü Bir Yer; Kovada

Antalya Isparta Yolu üzerinde bir kestirme yol var. Sütçüler Yazılı Kanyon levhasından içeri girince kıvrıla kıvrıla Eğirdir’e çıkıyorsunuz. Türkiye’nin meyve ambarı bir bölge.

Daha önce pek çok kez bu yolu kullanmamıza rağmen bir yeri ihmal etmiştik; Kovada.

Sütçüler-Eğirdir yolunda kıvrıla kıvrıla giderken yaklaşık 30 km sonra kahverengi bir tabela sizi sağa doğru bir yola davet ediyor. Kısa bir süre sonra da sizi “Kovada Gölü” karşılıyor.

“Bir tatlı huzur” arıyorsanız tam istediğiniz yer.

Benzersiz flora zenginliği ve yaban hayatı çeşitliliği var. 1970’te milli park, 1992’de l. derece doğal SIT alanı ilan edilmiş. Deniz seviyesinden 900 metre yükseklikteki gölün çevresi 20 kilometre.

9

Şahane bir yürüyüş parkuru var. Kızılçam, karaçam, saplı-sapsız-saçlı meşeler, pırnal meşesi, kokar ağaç ve ardıç gibi ağaç türleri ile hayıt, sandal, kocayemiş, funda, çitlembik, yabani zeytin, akçakesme, mersin, menengiç, boyacı sumağı, alıç, dağ muşmulası, böğürtlen, yabani gül, defne, tesbih ağacı, karaçalı, kördiken gibi bitkilerin arasında yürürken, size yaban ördeği, çulluk, keklik sesleri eşlik ediyor. 153 tür su kuşu tespit edilmiş. Rahatsız etmeden fotoğraflarını çekebilirsiniz.

4

Gölün rengi kirlilikten değil, sudaki biyolojik çeşitlilikten dolayı yeşil. Endişelenmeyin.

Milli parkın girişinden başlayan patika, size kısa bir süre sonra küçük bir iskeleye götürecek. Burası fotoğraf çekmek için ideal noktalardan biri. Güzergah üzerinde yaklaşık 300 m sonra ikinci bir iskele göreceksiniz. Yarımadanın en yüksek noktasında, muhteşem göl fotoğrafları çekilebileceğiniz gözetleme kulesi bulunuyor.

Milli Parkın girişinde küçük bir müze var. İçeride doldurulmuş hayvanlar ve posterler ile Kova ve çevresindeki zengin doğal yaşam anlatılıyor.

Kovada Milli Parkı’na giriş kişi başı 5 TL, araçla giriş 15 TL.

Dilerim Kovada Gölü atlaslardan hiç silinmez.

Not: Eylül ve Ekim ayları elma hasadı dönemi olduğu için, yol boyunca kamyon ve traktörler yoğun olarak arkanızdan ve karşınızdan gelecektir. Çinliler’in gümüş madeni ve çok sayıda taş ve mermer ocağı da var. Bu yüzden kamyonlara dikkat!

 

Morsalkım

Japonya’da 144 yaşındaki bu morsalkım dünyanın en güzel 16 ağacından biri seçilmiş. İnsan bakmaya doyamıyor. Muhtemelen diken kişi hayatta değildir. Tanımıyorum ama bu morsalkımın hatırına cennette girmeyi hak ediyor.

dilek

Dilek Türkan

Muratpaşa’da Sanat var konserleri için Antalya’daydı… İnsanın derinlerine bir bıçak gibi saplanan ya da eski bir yarayı ince ince sızlatan büyülü narin bir sesi var. Üç müthiş albümü var; An, Suya Söyledim, Aşk Mevsimi.. tavsiye ederim.

Sesi hala kulaklarımda;

“…Sen gözlerimde bir renk,

kulaklarımda bir ses

Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın”

takvim

Aylardan Aphrodite

Antalya Tanıtım Vakfı ATAV’ın geleneksel Memleketim Antalya serisi masa takvimlerinin bu yıl ki teması “Antalya’nın Güneş Saçlı Kadınları”… Yılın her ayına antik çağın güçlü kadınlarından birinin adı verilmiş. Ocakta aşk tanrıçası Aphrodite, şubatta doğa tanrıçası Artemis, martta sağlık tanrıçası Hygieia var…. Çok hoş bir çalışma.

Ünlü kadın yazar Buket Uzuner twitter hesabından “Antalya Kadın Müzesi 2019’a Anadolu topraklarındaki kadın kültür mirasına saygı duruşu yapmış. Çağlar içinde Kadın ve Saç temalı güzel bir takvim hazırlamış” mesajını paylaştı.

Memleketim Antalya çalışmaları bir masa takviminden çok çok fazlası. Hazırlayanların eline sağlık.

Dip not: isteyenler olursa seve seve gönderebilirim.

Üç Güzel Şey!

Yaşamda karşılaştığım hoşlukları paylaşmaya çalışıyorum “Üç Güzel Şey” diyerek.

Aklımda hep şair Gülten Akın’ın “İlk Yaz” şiirinden dizeler.

“Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya”

**

Kabalıkların altını kalınca çizerek, güzel şeyleri görmezden gelerek yaşıyoruz sanki.

Belki bilmek istersiniz, farketmemişsinizdir diye bir saksı, bir mezar taşı ve bir sergi paylaşıyorum bu kez.

muduru

Saksı

“Çiçekler, doğanın renkli kırılgan çocuklarıdır.”

Böyle diyor Mudurnu Belediyesi.

Sokakları güzelleştirirken, şiirsel bir mesaj güzel olmamış mı? Benim çok hoşuma gitti.

mezar1Karı ve Koca Mezar Taşı

Mardin Müzesi’ndeki bu mezar taşı üzerinde Grekçe şöyle yazıyor;

“Papinios oğlu Aigeos yaşarken ve aklı başındayken kendine ve eşi Kyriate için yaptırdı. Anısı hoş olsun” Aklı başındayken… Hoş değil mi?

img_3154

Zamanın Sessiz Tanıkları

Antalya Kültür Sanat, “Zamanın Sessiz Tanıkları – Merey Koleksiyonu’ndan Seçkiyle Türk Resminde Portre – Otoportre” sergisine evsahipliği yapıyor. Sergi bugüne kadar Türkiye’de açılmış en kapsamlı portre sergisi. İbrahim Çallı, Nuri İyem, Neş’e Erdok,  Bedri Rahmi, Abidin Dino, Mehmet Güreli gibi farklı dönem ve üslupları temsil eden sanatçıların eserlerini göreceksiniz. Ve benim hayranı olduğum tiyatro sanatçısı Zerrin Tekindor’un iri gözlü kadın portresini.

Datça’da beyaz bir Japon gülü

Çocuklarımla birlikte yaptığım yolculuklar beni büyütüyor, geliştiriyor. Yolculuklar da baba olmanın sırrını çözmeye doğru bir adım daha attığımı hissediyorum.

Çünkü “baba” olmaktan anladığım “keşfetmek”tir benim.

Sevdiğim coğrafyaları çocuklarımla birlikte keşfetmek arzusuyla doluyum.

Baba olmaktan anladığım “sevgi”dir. Mesela şu anda, uçsuz bucaksız Akdeniz’in tüm mavilerini ciğerlerime çekerken sevinçle, yüzümde belli belirsiz bir tebessüm, şükrediyorum.

Şu sıralar birlikte çokça şiir okuyoruz, şairlerin yaşamlarını keşfediyoruz. Ayak izlerini takip ediyoruz. (Şimdi bu ziyaretler onlar için çok bir şey ifade etmese de bir gün beni anlayacaklarını umuyorum)

Efe ve Ege ile en keyifli yolculuklarımızdan birini Datça’ya yaptık. Can Yücel’in evinin de olduğu küçük şirin Ege kasabası. Can Baba’nın evi Eski Datça’da. Eski taş evler, saksılarda rengarenk çiçekler, badem ağaçları, şirin kafeler, el işi atölyeleri.

Can Baba’nın kapısı çoğunlukla kapalıymış. Ama kapısında durmak bile güzel. Kapı ve duvarlara bolca “Gezi” ruhu sinmiş.

 

 

O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkıyalar

Onlar da olmasalar

Benim gayri kimim var?

 

 

Büyük şair Can Yücel’in Datça’daki evinin kapısı…

Hiç şüphe yok ki, asırlar geçse de Can Baba’nın sözleri ve O çocuklar yaşayacak…

**

Birden işitilmez olsun ayak seslerim;

Gölgem bir başka sokağa sapıversin;

Unutayım bir anda her şeyi,

Nerde oturduğumu,

Bir tuhaf adem olduğumu Can adında.

Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi,

Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma;

Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah,

İlk defa görmüş gibi dünyayı,

Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi;

Hatırlamam artık değil mi, dostlar,

Hatırlamam artık garipliğimi?

Can Yücel

**

İçimdeki karanlığı patlatacağım

Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla

Ağlaya ağlaya

Yepyeni bir insan

Pırıl pırıl bir can

bitecek toprağa…

Can Yücel’in Datça’da yobazlar tarafından parçalanan mezar taşları evinde bahçenin bir köşesinde ibretlik duruyor. Ve beyaz bir Japon gülü ziyaretçileri selamlıyor.

Sinekli Bakkal, sadece bir roman adı değilmiş. Eski Datça’da sevimli bir bakkal var.

Eski Datça’da adı gibi renkli ve marifetli bir güzel mekan: Hürriyet Abla Marifetli Eller.

Datça akşamları bir başka güzel. Sahil boyunca kurulan masalarda, denizin binbir lezzeti sunuluyor.

İlle de mekan önerisi isteyenlere: Fevzi. Nar ağaçları ve begonviller altındaki masalarda yemek keyfi.

İlçe meydanında kurulan Açıkhava pazarında el sanatları ürünleri satılıyor… Efe ve Ege ebru yapmayı öğrendi.

Anı olarak Datça Havası ve Birten Engin Naliş’in “Mutfak Büyücülerimden Masallar” kitabını aldık.

Datça’da her yer badem ağacı, bademle ilgili sayısız lezzet var. Badem kahvesi ve bademli kabak çiçeği dolmasını mutlaka tatmalısınız.

Knidos ve Sanat Festivali, Palamutbükü Yakaköy etkileyci coğrafyalar. Datça’ya gitmişken, buraları da görmek lazım.

Marmaris-Köyceğiz karayolunda sıradan bir portakal tezgahı… Yıllarca lüks otellerde barmenlik yaptıktan sonra köyüne dönen Onur adında bir genç tezgahtar var. Fotoğraftaki lezzet bildiğiniz frenk yemişi…ama Onur, Frenk yemişini soyduktan sonra dilimliyor, üzerine limon sıkıp, karlama serperek ikram ediyor. İnanılmaz bir lezzet.

 

Martı

“…kanadı kırık bir martı konmuştu, avuçlarıma.

Yaralarımız birbirine benziyordu.
O’nu iyileştirirken, kendim iyileştim aslında.
Mutluluktan omuzunda ağladığım da oldu, içinde yok olup eridiğimde.

Ama artık Martı’mın kanatları iyileşti, eskisinden daha güçlü.
Uçmasına izin vermem gerekiyor.

Biliyorum ki, ne zaman ihtiyacı olsa avuçlarıma konacak yine,
Ve ben ne zaman O’nu özlesem gökyüzüne bakacağım…”

Perge’nin Üç Bin Yıldır Solmayan Laleleri

Perge Antik Kenti Anadolu’daki en görkemli kentlerden biri. Sanki Efes ve Aprodisias’ın gölgesinde ama bence onlardan daha zengin ve ihtişamlı bir yaşamın izlerini görmek mümkün. Antalya Valiliği ve Antalya Tanıtım Vakfı öncülüğünde 2018 yılı Antalya’da Perge Yılı ilan edildi. Perge’yi tanıtan ve dikkat çeken pek çok etkinlik gerçekleştiriliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir grup meraklı ANKA (Antalya Kültürel Miras Araştırmacıları Derneği) üyelerinden Arkeolog Dr. Selda Baybo’nun rehberliğinde Perge’yi gezdik.

perge-4

Rehberimiz, Perge Tiyatrosu’nu gezdikten sonra çıkışta kapının hemen yanında duvarı işaret ederek, çok da fark edilmeyen lale resimlerini gösterdi.

Bordo, eflatun, mor laleler binlerce yıldır yağmurdan ve en önemlisi insanlardan gizlenmeyi başarmış. Perge’nin hiç solmayan çiçekleri…

perge-2

Gezerken Perge Agorası’nda – bugünkü karşılığı pazar yeri – bir mermer blok dikkatimizi çekti. Bir yüzünde kanca ve bıçak diğer yüzünde bir balık figürü işlenmiş. Bildiğiniz kasap dükkanı. Bu bilgi çok hoşuma gitti… Meğer kasaplık bu topraklardaki en eski mesleklerden biriymiş.

Mermer blok üzerine işlenmiş desenlere bakınca o günün koşullarında ince ruhlu ve zevk sahibi bir kasap olduğu anlaşılıyor. Belki de döneminin Nusret’i))

pergee-4

Perge, Antalya’nın 18 kilometre doğusunda, Aksu ilçe sınırlarında, bir zamanlar Pamfilya bölgesine başkentlik yapmış bir kent. Perge’deki akropolisin Tunç Çağı’nda kurulduğu düşünülüyor. Helenistik dönem boyunca eski dünya içerisindeki en zengin ve güzel şehirler arasında sayılan Perge, aynı zamanda Yunan matematikçi Apollonius’un da memleketi.

Hitit İmparatorluğu, Büyük İskender ve Roma İmparatorluğu gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapan Perge Antik Kenti, çok zengin bir tarihi değere sahip. Antalya Müzesi’nde sergilenen birçok eşsiz eserin çıkarıldığı antik kent olan Perge’de hem kazı çalışmaları hem de tarihi kalıntıların restorasyonu yoğun şekilde devam ediyor. Antik kentte tiyatro, stadyum, agora, sütunlu cadde, Helenistik kapı, Güney hamamı gibi büyük bölümleri ayakta olan eserler dikkat çekiyor.

Perge Antik Kenti, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme kapsamında, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne de eklendi.

per-1

Plancia Magna heykeli Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

Binlerce yıl öncesinde, Anadolu topraklarının ilk kadın belediye başkanı Plancia Magna’nın yönettiği, geometrinin mucidi Apollonius’un doğduğu, beyin ameliyatlarının yapıldığı, “Yorgun Herakles” ve “Dans Eden Kadın” gibi heykelciliğin güçlü örneklerini veren heykelcilik okulu merkezi olma özelliklerini taşıyan Perge antik kentinden çıkarılan eserlerin büyük kısmı Antalya Müzesi’nde özel bir salonda sergileniyor.

Perge’de keşfedecek çok şey var. Mutlaka gezmelisiniz.

pergee-5

 

Nazım’ın masasında Viyana düşleri

vynazim2

Dün Nazım’ın masasına oturdum.

“Yaşamak güzel şey be kardeşim” dedim.

“Seni düşünmek güzel şey, umutlu şey” dedim.

“Bir ağaç gibi hür ve tek bir orman gibi kardeşçesine” dedim.

Teker teker heceledim.

Ağır ve vakur bir sesle teker teker.

Derin bir nefes aldım “Havelka”yı içime çektim.

Nazım’la göz göze geldim.

Viyana’da güzel insanlarla tanıştım.

Güzel caddelerden geçtim.

Güzel binalar gördüm.

Sonra işçiler gördüm.

Türk işçileri.

Bizim işçilerimiz.

Güzel Türk kızlarıyla tanıştım.

Güzel, Türk işçi kızları.

Ve Tuna.

Mavi Tuna’ya baktım.

Akıp gidiyordu.

Şehri bölen değil de,

Sanki birleştiren bir fermuar gibi.

Tuna’ya baktım,

Türk işçilerinin alın teri gibi temiz,

akıp gidiyordu

akıp gidiyorduk…

vynazim

Dipnot: Rivayet odur ki, büyük şair Nazım Hikmet, Viyana’da geçirdiği her gün Hawelka’ya uğrar, kahve içer, memleket özlemiyle şiirler yazarmış. Hawelka, duvarlarında film ve konser afişlerinin yer aldığı, şirin, sıcak bir mekan. Garsonları inanılmaz misafirperver. Dilerseniz duvarlara bir kaç not yazıp imzanızı da atabiliyorsunuz. Kendi markasıyla kahve satışı da yapılıyor. Viyana’da beni en çok etkileyen yerlerin başında gelen Cafe Leopold Hawelka, kentin tam kalbindeki, görkemli Stephansdom Katedrali’ne yaklaşık 500 metre mesafede bir ara sokakta.

vynazim5

Zeugma ve Çingene Kızı

Zeugma Müzesi… Yarım asıra yaklaşan ömrüm boyunca gördüğüm en etkileyici yerlerden biri desem abartmış olmam herhalde.

Hafta sonu eşim ve dostlarımızla aylar öncesinden yaptığımız plan, aldığımız uçak biletleri, önce Antalya’dan Adana’ya oradan kiraladığımız otomobille Gaziantep’e.

Her karışı Anadolu, emek, alın teri, lezzet ve kültür kokan şehir. Ben sadece Zeugma Müzesi’ni anlatacağım. Zira bu şehri okumanız yetmez, solumak gerek.

1

Sanat Eseri Mozaikler

Zeugma’nın önemi, kazılarla ancak küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen Roma Villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaiklerdir. Benzerleri Türkiye sınırları içerisinde sadece Ephesus (Efes) Antik kentinde görülen bu yamaç villaları arkeolojik açıdan büyük önem taşımaktadır. Müzeyi gezerken sanki binlerce yıl önceye yolculuk yapmışsınız da Zeugma sokaklarında geziyor muş hissine kapılıyorsunuz.

Her biri usta bir sanatçının elinden çıkmış sanat eseri mozaikler karşısında büyülenmemek elde değil. Her biri ayrı bir hikaye anlatıyor.

2

Beni en çok etkileyenlerden biri “Oceanos ve Tethys Mozaiği”

“Antik çağlarda Akdeniz haricindeki dünyadaki bütün açık denizlerin tanrısı olan Oceanos, denizdeki dişi unsuru sembolize eden Tethys ile birlikte yaşar. Dünyadaki bütün ırmakların ve nehirlerin Oceanos ve Tethys’ten meydana geldiğine inanılır. Zeugma’dan çıkarılan ve villalardan birinin havuz tabanı olduğu tahmin edilen bu mozaikte de Oceanos ve Tethys deniz canlılarıyla çevrelenmiş olarak betimlenmiştir. Mozaikte ayrıca yunuslara binen veya balık tutan Eroslara da rastlanmaktadır.”

7

Europa ve yapraklarını dökmeyen çınarın hikayesi

“Europa Suriyeli çok güzel bir kızdı. Öyle ki parlak teni göz alıcı bakışı ile dillere destan olmuştu. Eğlenceyi ve gezmeyi çok severdi. Sabahtan akşama kadar tüm vaktini kırlarda deniz kıyısında arkadaşları ile birlikte gezerek geçirirdi. Gene böyle bir gün, deniz kenarındaki bahçelerden birinde arkadaşları ile çiçek toplarken Zeus Europa’yı gördü. Onun güzelliği baş tanrının aklını başından almıştı. Karısı Hera’nın haberi olmadan güzel Suriyeliye yaklaşabilmek için altın rengi bir boğa şekline girdi ve kızların çiçek topladıkları bahçenin etrafında gezinmeye başladı. Kızlar boğadan korkmak bir yana onu çok sevimli bulmuşlardı, ona yaklaşarak sevmeye başladılar. Güzel Europa ona yaklaştığı anda boğa yere yatarak kızın ayaklarına kapandı. Europa boğanın sırtını okşayarak yavaşça üzerine oturdu. Tam arkadaşları da ona katılacakken boğa birden ayaklandı ve sırtında Europa ile denize doğru koşmaya başladı. Deniz kenarına vardığında azgın dalgaların hepsi sakinleşmiş durulmuştu. Boğa dalgaları yararak, denizde kumlu bir ovada koşuyormuş gibi hızla oradan uzaklaştı. Bir süre sonra kıyıya vardıklarında Zeus genç kızı bir çınarın gölgesine bıraktı ve boğa şeklinden sıyrılarak tekrar tanrı şekline döndü ve ona kendisini tanıttı. Horalar aceleyle Zeus ve Europa için bir yatak hazırladılar. Bu birleşmenin yapıldığı yere gölge saldığı için o günden beri çınar ağacı yapraklarını hiç dökmez. Kirid kralı Minos bu birlikteliğin sonucunda doğmuştur.”

8

Zeugma’nın Mona Lisa’sı

Müzeyi gezerken gözünüz ister istemez Zeugma’nın Mona Lisa’sı “Çingene Kızı”nı arıyor. Sırayla mozaiklerin önünden geçerken, bir yandan gözüm Çingene kızında.

Müzenin küratörleri çok akıllıca bir iş yaparak O’nun için özel bir bölüm yapmışlar. Zindan gibi karanlık bir oda, göz gözü görmüyor. Ve karanlıkta ağır ağır ilerlerken duvarda muhteşem gözlerle karşılaşıyorsunuz. Yüzlerce yıl önceden gelen bu bakış zihninize kazınıyor.

“Çingene Mozaiği (GAİA) – Zeugma – Zeugma Kazılarının kamuoyunun henüz gündemine girmediği 1992 yılında çıkarılan bu mozaikteki kadın figürü gizemli bakışları ile Zeugma’nın simgesi haline geldi. İlk çıktığı yıllarda kimliği konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe figüründeki kadın resminin çingene kızlarını andırması nedeniyle çingene adı verildi. Ancak bazı kaynaklar mozaikteki asma figürlerine dikkat çekerek, çingene olarak tasvir edilen kadının yer tanrısı GAİA olduğunu ileri sürmekte. Gaia mitolojide, içinden tanrı soylarının çıktığı ilk element olarak kabul edilmektedir.”

“Çingene Kızı” mozaiğinin, ABD’nin Bowling Green Üniversitesi’nde bulunan parçalarının iadesine ilişkin çalışmalar sürüyor.

Müzeden nefesi kesilmiş olarak çıktıktan sonra Müze Kafeteryasında kahve içerek değerlendirmelerde bulunuyoruz: Tek kelimeyle büyüleyici.

6

Zeugma’nın Tarihçesi;

Belkıs/Zeugma Antik Kenti, Gaziantep ili, Nizip İlçesi, Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri’nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma, tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.

4

Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.’da kent Roma hakimiyetine girer. Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle “Zeugma” adını alır. Roma İmparatorluğu’nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu’nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma’da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma’yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır’daki İskenderiye’den (Aleksandreia) ‘dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum)’dan ise birkaç kat büyüklükteydi.

Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma’dan bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma’da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke’nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı, diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

3

Bir dip not: Hazır Zeugma Mozaik Müzesi’ni gezmişken, müzenin hemen yanındaki (yaklaşık 100 metre) meşhur Kebapçı (Küşnemeci) Halil Usta’nın yerini de ziyaret etmeyi unutmayın. Mütevazi ama lezzetleri aklınızı başınızdan alacak bir lokanta. Müze gezinizin üzerine keyfinize keyif katacaktır. 

Yazarken yararlandığım Kaynak: www.zeugma.org.tr