Üç Güzel Şey

Yaşamı güzelleştiren, fark yaratan, çevresine değer katan, sıradışı şeyler üretenlere şapka çıkarıyorum. Son dönemde karşılaştığım üç güzel şey;

uzun

Uzun Salıncak

Uzun Salıncak, Hurma – Altınyaka – Hisarçandır yolu üzerinde karşınıza çıkıyor.  Aslında tipik bir gözleme evi. Ama orayı cazibe merkezi haline getiren ve ziyaretçi çeken şey Antalya’nın en uzun salıncağına sahip olması. Dev salıncağın koltuğuna oturduğunuzda önünüzde boylu boyunca uzanan Antalya manzarasına karşı adrenalin dolu benzersiz bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Hem de bedava. Tavsiye ederim.

lisinia2

Lisinia’nın Heykelleri

Burdur Gölü kenarındaki doğal yaşam parkı Lisinia’nın eski ahşap malzemelerden yapılmış heykelleri büyük ilgi çekiyor. Alaylı sanatçı Durul Bakan’ın göl çevresinden topladığı ağaç parçalarıyla yaptığı dev Kartal özellikle Beşiktaşlılar’ın özçekim noktası.

plak

33’lük Plak Cafe

Kaleiçi’nde birden karşımıza çıkınca çok hoşumuza gitti. İçeride ne yenir ne içilir, hizmet nasıldır bilemiyorum. Kaleiçi’nde sayıları hızla artan rock barlara sıcak bir Tarık Akan bakışı gönderiyor.

Zeugma ve Çingene Kızı

Zeugma Müzesi… Yarım asıra yaklaşan ömrüm boyunca gördüğüm en etkileyici yerlerden biri desem abartmış olmam herhalde.

Hafta sonu eşim ve dostlarımızla aylar öncesinden yaptığımız plan, aldığımız uçak biletleri, önce Antalya’dan Adana’ya oradan kiraladığımız otomobille Gaziantep’e.

Her karışı Anadolu, emek, alın teri, lezzet ve kültür kokan şehir. Ben sadece Zeugma Müzesi’ni anlatacağım. Zira bu şehri okumanız yetmez, solumak gerek.

1

Sanat Eseri Mozaikler

Zeugma’nın önemi, kazılarla ancak küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen Roma Villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaiklerdir. Benzerleri Türkiye sınırları içerisinde sadece Ephesus (Efes) Antik kentinde görülen bu yamaç villaları arkeolojik açıdan büyük önem taşımaktadır. Müzeyi gezerken sanki binlerce yıl önceye yolculuk yapmışsınız da Zeugma sokaklarında geziyor muş hissine kapılıyorsunuz.

Her biri usta bir sanatçının elinden çıkmış sanat eseri mozaikler karşısında büyülenmemek elde değil. Her biri ayrı bir hikaye anlatıyor.

2

Beni en çok etkileyenlerden biri “Oceanos ve Tethys Mozaiği”

“Antik çağlarda Akdeniz haricindeki dünyadaki bütün açık denizlerin tanrısı olan Oceanos, denizdeki dişi unsuru sembolize eden Tethys ile birlikte yaşar. Dünyadaki bütün ırmakların ve nehirlerin Oceanos ve Tethys’ten meydana geldiğine inanılır. Zeugma’dan çıkarılan ve villalardan birinin havuz tabanı olduğu tahmin edilen bu mozaikte de Oceanos ve Tethys deniz canlılarıyla çevrelenmiş olarak betimlenmiştir. Mozaikte ayrıca yunuslara binen veya balık tutan Eroslara da rastlanmaktadır.”

7

Europa ve yapraklarını dökmeyen çınarın hikayesi

“Europa Suriyeli çok güzel bir kızdı. Öyle ki parlak teni göz alıcı bakışı ile dillere destan olmuştu. Eğlenceyi ve gezmeyi çok severdi. Sabahtan akşama kadar tüm vaktini kırlarda deniz kıyısında arkadaşları ile birlikte gezerek geçirirdi. Gene böyle bir gün, deniz kenarındaki bahçelerden birinde arkadaşları ile çiçek toplarken Zeus Europa’yı gördü. Onun güzelliği baş tanrının aklını başından almıştı. Karısı Hera’nın haberi olmadan güzel Suriyeliye yaklaşabilmek için altın rengi bir boğa şekline girdi ve kızların çiçek topladıkları bahçenin etrafında gezinmeye başladı. Kızlar boğadan korkmak bir yana onu çok sevimli bulmuşlardı, ona yaklaşarak sevmeye başladılar. Güzel Europa ona yaklaştığı anda boğa yere yatarak kızın ayaklarına kapandı. Europa boğanın sırtını okşayarak yavaşça üzerine oturdu. Tam arkadaşları da ona katılacakken boğa birden ayaklandı ve sırtında Europa ile denize doğru koşmaya başladı. Deniz kenarına vardığında azgın dalgaların hepsi sakinleşmiş durulmuştu. Boğa dalgaları yararak, denizde kumlu bir ovada koşuyormuş gibi hızla oradan uzaklaştı. Bir süre sonra kıyıya vardıklarında Zeus genç kızı bir çınarın gölgesine bıraktı ve boğa şeklinden sıyrılarak tekrar tanrı şekline döndü ve ona kendisini tanıttı. Horalar aceleyle Zeus ve Europa için bir yatak hazırladılar. Bu birleşmenin yapıldığı yere gölge saldığı için o günden beri çınar ağacı yapraklarını hiç dökmez. Kirid kralı Minos bu birlikteliğin sonucunda doğmuştur.”

8

Zeugma’nın Mona Lisa’sı

Müzeyi gezerken gözünüz ister istemez Zeugma’nın Mona Lisa’sı “Çingene Kızı”nı arıyor. Sırayla mozaiklerin önünden geçerken, bir yandan gözüm Çingene kızında.

Müzenin küratörleri çok akıllıca bir iş yaparak O’nun için özel bir bölüm yapmışlar. Zindan gibi karanlık bir oda, göz gözü görmüyor. Ve karanlıkta ağır ağır ilerlerken duvarda muhteşem gözlerle karşılaşıyorsunuz. Yüzlerce yıl önceden gelen bu bakış zihninize kazınıyor.

“Çingene Mozaiği (GAİA) – Zeugma – Zeugma Kazılarının kamuoyunun henüz gündemine girmediği 1992 yılında çıkarılan bu mozaikteki kadın figürü gizemli bakışları ile Zeugma’nın simgesi haline geldi. İlk çıktığı yıllarda kimliği konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe figüründeki kadın resminin çingene kızlarını andırması nedeniyle çingene adı verildi. Ancak bazı kaynaklar mozaikteki asma figürlerine dikkat çekerek, çingene olarak tasvir edilen kadının yer tanrısı GAİA olduğunu ileri sürmekte. Gaia mitolojide, içinden tanrı soylarının çıktığı ilk element olarak kabul edilmektedir.”

“Çingene Kızı” mozaiğinin, ABD’nin Bowling Green Üniversitesi’nde bulunan parçalarının iadesine ilişkin çalışmalar sürüyor.

Müzeden nefesi kesilmiş olarak çıktıktan sonra Müze Kafeteryasında kahve içerek değerlendirmelerde bulunuyoruz: Tek kelimeyle büyüleyici.

6

Zeugma’nın Tarihçesi;

Belkıs/Zeugma Antik Kenti, Gaziantep ili, Nizip İlçesi, Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri’nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma, tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.

4

Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates (Fırat’ın Silifkesi) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.’da kent Roma hakimiyetine girer. Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle “Zeugma” adını alır. Roma İmparatorluğu’nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu’nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma’da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma’yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır’daki İskenderiye’den (Aleksandreia) ‘dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum)’dan ise birkaç kat büyüklükteydi.

Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma’dan bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma’da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke’nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı, diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

3

Bir dip not: Hazır Zeugma Mozaik Müzesi’ni gezmişken, müzenin hemen yanındaki (yaklaşık 100 metre) meşhur Kebapçı (Küşnemeci) Halil Usta’nın yerini de ziyaret etmeyi unutmayın. Mütevazi ama lezzetleri aklınızı başınızdan alacak bir lokanta. Müze gezinizin üzerine keyfinize keyif katacaktır. 

Yazarken yararlandığım Kaynak: www.zeugma.org.tr

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık!

Esmeray, sahnede “Gel Teskere Gel Teskere” diye seslendiğinde Konyaaltı’nda binlerce insan hep bir ağızdan “Bitsin Bu Hasret” diye bağırmıştık. Babam elime tutuşturduğu turuncu bir Kasımpatı’yı Esmeray’a vermem için beni sahneye göndermişti. Çocuk kalbim hızlı hızlı atarken, sahneye çıkmıştım. Esmeray yanağıma bir öpücük kondurmuştu. (O zaman cep telefonu yoktu, bu yüzden selfie yapamamıştık.)

Bir Barış Manço konseri hatırlıyorum, Konyaaltı Varyantı’ndan sahile insan seli arasında, en az 100 bin kişi hep bir ağızdan “Gül Pembe”yi söylemiştik.

Sahilde çakıltaşlarının üzerine uzanıp yazlık sinemada Kemal Sunal’a katıla katıla güldüğümüz günleri özlüyorum.

portakal22

Atatürk Caddesi’nde Antalya Lisesi’nin önündeki kaldırımların dili olsa da konuşsa… Televizyon ekranlarından gördüğümüz sanatçılarla “çak” yapabilmek, okul defterine bir imza alabilmek için saatlerce kortej geçişini beklerdik.

**

Altın Portakal mevsimi yaklaşınca hep gözümün önüne yaklaşık 40 yıl önceki bu fotoğraflar geliyor.

**

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık.

Ve Allah biliyor bu durumdan hiç şikayetçi değildik.

**

Günlerdir şehrin dört bir yanındaki billboardları süsleyen festival afişlerindeki “Başrolde Sen Varsın Antalya” başlığını görünce gülümsemem bu yüzden.

**

The End.

Sabah Yürüyüşünde Beydağları’na Gülümseyenler Kulübü

Güne erken başlamayı seviyorum. Kent henüz uykudayken yürüyüşe çıkmayı, taze havayı içime çekmeyi seviyorum. Fırından mahallenin sabah mahmurluğuna karışan taze ekmek ve poğaça kokusunu seviyorum.  Servis beklerken uykulu gözlerle elindeki akıllı telefondan face’e göz atan öğrencileri, mahallenin bekçisi huysuz sokak köpeklerini, üzerine çiğ düşmüş çimen kokusunu, Akdeniz’in falezlere çarpan serinliğini seviyorum.

Aslında her sabah yeni bir hikayenin sayfasını açıyoruz. Her sabah yeni bir hikayeye başlamayı seviyorum.

Sabah yürüyüşlerinde, birlikte yürüdüğüm, selamlaştığım, göz göze geldiğim, ya da gözlerimi kaçırdığım diğer gölge kent sakinleri ile çoğu kez, hiç fark etmeden birbirimizin ayak izlerine basıyoruz. Aynı deniz kokusu içimizde dolaşıp duruyor. Benim soluğum, sizin göğsünüzde, benim heyecanım sizin yüzünüzde, benim yalnızlığım sizin kalabalıklarınıza karışıp gidiyor. Hiç fark etmeden birbirimizin gölgelerini çiğniyoruz.

Son zamanlarda yürürken hayali spor kulüpleri kuruyor, hayali üye kayıtları yapıyorum. “Sabah Yürüyüşünde Beydağları’na Gülümseyenler Kulübü”nü kurdum ilk olarak.

Sonra; “Sabah Yürüyüşünde Mavi Kapak Toplayanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Fırından Sıcak Poğaça Alanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Serviste Okula Giden Öğrencilere El Sallayanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Instagram’a Fotoğraf Yükleyenler Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Çöpçülere Günaydın Diyenler Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Ipod’un Sesini Sonuna Kadar Açanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Kedilerle Konuşanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Çimenlere Uzanıp Mekik Çekenler Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Adımsayar Kullananlar Kulübü” kuruldu.

Size tavsiyem, zayıflamak, form tutmak, zinde kalmak her ne için spor yapıyorsanız yapın, hemen benim hayali kulüplerimden birine yazılın. Ya da en iyi siz de kendi hayali spor kulübünüzü kurun. Emin olun kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

Dijital belleğime aldığım ve ıskaladığım bi dolu şey!

Dünyada gezilecek görülecek paylaşılacak bi dolu şey var. Maalesef fotoğraf çekme telaşıyla bir çok güzelliği yaşamıyor, dijital belleklerimize hapsediyoruz.

Her şeyi çekip, Sosyal medyada bir an önce paylaşıp,  ben de oradaydım deme telaşı yüzünden bir çok şeyi ıskalıyoruz.

Benim de dijital belleğime aldığım ve ıskaladığım bir dolu şey var. İşte bunlardan bazıları;

nice6
İtalya’nın Torino Kenti’nde Fiat Abarth Otomobil Fabrikası var. İçinde otobüsle dolaşıyorsunuz o kadar büyük. “Fiat’ta çalışmıyorsanız muhtemelen işsizsiniz” diyorlar.

Ferrari ve Formula1 tutkunları için ilginç bir yer. Bence ehh işte!

Fiat kurucusu Abarth günde 12 elma yermiş. Neden? Yarış otomobillerine sığabilmek için.

nice7
Nice LeMeridien Hotel. Asansör kapısında sanat yapmışlar. İlham verici.

nice

Dünyanın koku merkezi Grasse.. Nice yakınlarında.. Fransızların “Parfümleri Isparta Gülü’nün yağından hazırlıyoruz” diyerek hava atması trajik.

nice

Konyaaltı Sahili daha güzel(!) elbette… Nice sahilinde de avanta sandalye, şemsiye vs var. Ama bakınız bir de ne var. Sahile inen merdivenin başına ünlü ressam Jean Klissak’ın bir tablosunu koymuşlar. Niye acaba? Küçük fikir büyük şehir…

nice5

Cannes sahilinde bir Antalyalı mavi sandalyeye oturmuş düşünüyor. Balık mı olsam, deniz mi yoksa!

nice2

Fransa-İtalya arasında bir yerde kırmızı bir ev. Dünyada tüm aşırılıkların sonuna düşülmüş kırmızı bir nokta. Bir mesaj gibi, bir uyarı gibi, aşk gibi, şaşırtan, çarpan… ya da ben fazla abartıyorum. Sıradan kırmızı bir ev işte.

nice4

St.Paul de Vence… Fransa’da kayalar üzerinde bir ortaçağ kasabası… Picasso ve Matisse’ye ilham kaynağı olan bir yer. Şimdi kültür turizminin önemli uğrak yeri. Her yer galeri, her köşe sanatçı… Büyüleyici.

nice8

Evlat yetiştirirken büyür bütün babalar aslında

orhan

Hıdırlık Kulesi tanığımdır. Ben hiç büyümedim. 40 yıl önce 40 yıl sonra…

***

Ömür insanın kendisiyle yarıştığı bir arenadır esasen. Kendini, nasıl “insan” sıfatıyla ve dahi doğru bilgiyle beslemiş olmandır mühim olan. Erdem de diyebilirsin buna… Bunu, eşref-i mahlukatın “iyi olma hali” olarak bilirim, kendinle olan yücelmeyi, sevmeyi, bir diğerinden ayırmadan saymayı, değer vermeyi…

Merdiveni dayadığın yaş basamaklarında daha da bilgeliğe, arınmaya, sadeleşmeye başladığını anlayacaksın. İnsan, önce insan olmalı. İnadına insan olmaya adanmış dünün basamaklarında kaç kez tökezlemişsindir, kim bilir? Ama ne önemi var, işte yeni bir basamaktasın…

Evlat yetiştirirken büyür bütün babalar aslında; alın kırışıklığı, göğüsün kabarması, her yeni yaş almalarında fark etmeden esas yaşı almış sırtlanmış çıkıyorsan merdivenleri, onur da senin, gurur da…

İşte Orhan Kardeşim; hayat böyle geçiyor, bir çiçeğin doğurganlığında iki evlat ve harika bir eş ile… Gün sonu elde olan da bu, aile olmak!

Yeni yaşınla ömrün her daim güzel, iyi ve doğrularla geçsin…

Selam ve muhabbetle.

Hüsamettin.

 

Komik ve Lezzetli Bir Şehir!

Hafta sonu direksiyonu Türk mizahının piri Nasreddin Hoca’nın memleketine, yani Akşehir’e kırdık. Türlü şakalar yaptığı, kazanı doğurttuğu, göle maya çaldığı şehre.

Antalya Isparta yolu üzerindeki, Sütçüler  – Yazılı Kanyon sapağından girerseniz, yolunuz hem yarım saat daha kısa hem de bu mevsim doğa inanılmaz. Gölgeler arasında asırlık ağaçlar selamlıyor sizi. Buz gibi sular geçiyor yola paralel, kuş sesleri arasında müthiş bir manzara. Canınız iki adımda bir durup mola vermek istiyor. Van Gogh’un tablosundan çıkmış bir manzarayı, mermer ve taş ocakları bozuyor. Elleriniz kırılsın!

Meyve bahçelerinin arasında geçtikten sonra Eğirdir Gölü karşılıyor sizi. Deniz demek lazım aslında, göl için fazla büyük, ucu bucağı yok. Gelendost’u geçtikten kısa süre sonra Akşehir karşınızda. Konya’nın bir ilçesi ama Konya kadar görkemli ve mütevazi.

Hemen ilçe merkezinde Nasreddin Hoca’nın türbesinin yer aldığı mezarlığı ziyaret ediyoruz. Hoca Nasreddin öldüğünde bile şaka yapmış sevenlerine. Mezar taşındaki yazıyı tersten yazmış. Ölüm tarihini çözmeleri zaman almış. Türbenin hemen başında yerdeki yuvarlak levhada “dünyanın ortası burasıdır” yazıyor.

1

Mezarlıktan çıkınca hediyelik eşya alabileceğiniz dükkanlar var. Yine çeşitli ülke ve kentlerin uzaklığını gösteren levhaların bulunduğu, büyük bir direğin üzerine dünya yerleştirmişler. Akşehir dünyanın merkezi olduğu konusunda ısrarlı. Bu sloganı bir çok yerde görmek mümkün.

Kent merkezinde dev bir kazan var. Kazan doğurdu fıkrasından esinlenmişler.

5

Akşehir’de turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri de “Batı Cephesi Karargah Müzesi”. Bina Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk ve silah arkadaşlarına hizmet etmiş. Giriş 5 lira. Müze kartı olanlara ücretsiz. Atatürk’ün kullandığı eşyalar, İstiklal Savaşı şehitlerinin isimleri ve fotoğrafları, madalyaları sergileniyor. Mutlaka görülmeli.

2

İlçe merkezinde hummalı bir restorasyon var. Eski yapıları hızla onarıyorlar. Bitmiş olanları şahane. Geleneksel ticarethaneler, tuzcular, helvacılar, konfeksiyonlar, soba vs. satanlar sizi 1930’lu yılların Anadolusu’na götürüyor.

Nasreddin Hoca, Akşehir’in her köşesinde varlığını sürdürmeye devam ediyor. Akşehir’de karşılaşacağınız insanlar, gözlerindeki ışıltı, yüzlerindeki gülümseme, tatlı bir aksanla süslü konuşmalarındaki esprileriyle size Nasreddin Hoca’nın torunlarıyla karşılaştığınızı kanıtlıyor.*

4

Akşehir’e geliş nedenlerimizden biri hiç kuşkusuz lezzetleri. Kent merkezinde önce Lezzet Kebap’a uğruyoruz. Hakiten kıymalı pidesi ve ardından gelen kebap enfes. Temiz bir mekan. Garsonlar son derece güler yüzlü.

Ardından tatlı için bir asrı deviren Helvacı Necmi’ye uğradık. Necmi ailenin son temsilcisi. Genç ve güleryüzlü bir genç. Tahin ve yaz helvasından sonra, çöğenden yaptığı “köpük”ü tattırdı bize. Köpük aslında helvanın hammaddesiymiş. Tatmadan ayrılmayın.

*Akşehir Belediyesi internet sitesinden alınmıştır.

Bir çocuğun hayatından ve sağlığından daha değerli hiç bir şey olamaz

Ramazan ayında yoksul bir aileyi doyurmak, hasta bir çocuğu iyileştirmek, gözü yaşlı bir anneyi gülümsetebilmek ibadetlerin en güzelidir. Ramazan’da Fitre ve Zekatlarınızı LÖSEV’e Verebilirsiniz!

koli2

Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası, fidye ve zekât bağışlarınızı da LÖSEV’e vererek yüzde 87’si asgari gelir düzeyinin altında, yüzde 11’inin ise hiçbir sosyal güvencesi olmayan LÖSEV’e kayıtlı yardıma muhtaç hastalara ulaştırılmasını sağlayabilirsiniz.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, bir kişinin günlük asgari gıda ihtiyacını düşünerek bu Ramazan’da fitre ve fidye miktarını 19,00 TL olarak belirledi.

Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi, LÖSEV gibi aracı kurumlar ile de ulaştırılabilir. Bir hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, topladığı zekâtları Kur’an’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa, bu kuruluşlara zekât emanet edilebilir.

LÖSEV, Ramazan’da topladığı fitre, zekat ve fidyeleri hasta ve ailelerine ulaştırmaktadır. Siz de Ramazan’da Lösemili Çocuklarımıza Koli Koli Mutluluk Hediye Edebilirsiniz.

Tüm faturalı hatlardan 3406’ya HAYAT yazıp bir SMS göndererek veya https://www.losev.org.tr/ramazan internet sitesinden bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz.

 

Bu köyde kadınlar ön planda

Sabancı Vakfı’nın toplumsal sorunlara çözüm üreten “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlattığı Fark Yaratanlar programı, dokuzuncu sezonuyla devam ediyor. Fark yaratan çalışmaların kısa videolarının hazırlanıp internette ve televizyonda yayınlanmasıyla projelerin görünürlük kazanmasını ve izleyenlere ilham vermesini hedefleyen Fark Yaratanlar programı, bu sayede toplumsal gelişmeye aktif katılımı artırmayı amaçlıyor.

Dokuzuncu sezonun 11’inci Fark Yaratan’ı köy yaşamını canlandırmak için kurulan Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği oldu.

Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, abisini kaybetmesiyle birlikte doğup büyüdüğü topraklara dönme kararı alan İlhan Koçulu tarafından 2000 yılında kuruldu. Dernekte, Kars’ın Boğatepe köyündeki ağır yaşam koşullarını yönetmenin yolları öğretilirken, bir taraftan da köyün kadınlarına, bitki yetiştiriciliği, mandıracılık ve nesli tükenen tohumlar gibi konularda eğitimler veriliyor. Köyün doğal kaynaklarını tanımanın yanı sıra kadınlar, bilgisayar ve Fransızca gibi farklı branşlarda da eğitimler alarak kendilerini geliştiriyor.

co

‘‘Türkiye’nin ilk eko müzesini kurdular’’

Dernek kurulmadan önce, göç nedeniyle neredeyse insansızlaşmak üzere olan Boğatepe köyünde, derneğin kurulmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. Köyde Türkiye’nin ilk eko müzelerinden biri olan Peynir Müzesi kuruldu ve peynir çeşitliliği artırıldı. Köyün en büyük gelir kalemi olan peynir üretiminin yanı sıra köy sakinlerin de desteğiyle eko-turizm de bir geçim kaynağına dönüştü. Kültür turu için gelen gruplar köyde konaklamaya başladı. Bu sayede 500 kişinin yaşadığı köye senede yaklaşık 7 bin turist gelmeye başladı.

‘‘Bu köyde kadınlar ön planda’’

Köyden kente göçü tam tersine döndüren Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği sayesinde, köyün ekonomisinde kadınlar ön planda yer almaya başladı. Uzmanlar tarafından verilen eğitimlerle şifalı bitkilerden nasıl ilaç üretileceğini öğrenen kadınlar, arıcılık ve hayvancılıkla elde ettikleri ürünlerin de pazarlamasını yaptı. Bu sayede kendi gelirlerini elde etmeye başlayan kadınların, özgüvenleri de artmaya başladı.

Kırsal kalkınmada örnek bir model haline gelen Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin fark yaratan hikayesini 16 Mart 2018 tarihinden itibaren www.farkyaratanlar.org ve www.sabancivakfi.org internet sitelerinin yanı sıra Facebook, Twitter ve Youtube’dan izleyebilirsiniz.

 

Fark Yaratanlar hikayeleriyle ekranlarda

Sabancı Vakfı, Fark Yaratan kişileri televizyon ekranından da izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği ile bir diğer Sabancı Vakfı Fark Yaratan’ı Nöbetçi Kütüphane’nin fark yaratan hikayesi Cüneyt Özdemir’in sunduğu Fark Yaratanlar Programı’na konuk olacak.

Fark Yaratanlar Programı 25 Mart Pazar günü saat 18.15’de CNN Türk ekranında olacak.

Fark Yaratanlar Hakkında:

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişme için hayata geçirdiği Fark Yaratanlar programı 2009 yılında başladı. Başladığı günden bu yana programa 2 bin 300’ü aşkın kişi ve kurum aday gösterildi. Danışma Kurulu’nun seçtiği 171 “Fark Yaratan” kişi ve kurumun ilham veren hikâyelerinin videoları çekildi, internette ve sosyal medyada yayınlandı. Fark Yaratan videoları, Türkiye ve yurtdışında 17 milyon izlenme rakamına ulaştı.

Fark Yaratanlar videolarını izlemek ve paylaşmak için:

www.sabancivakfi.org

www.farkyaratanlar.org

www.facebook.com/FarkYaratanlar

www.twitter.com/farkyaratanlar

www.instagram.com/farkyaratanlar

www.youtube.com/user/turkeychangemakers

www.twitter.com/sabancivakfi

www.facebook.com/sabanci.vakfi

Buğday Tanesi..

Âşık olduğunuzda, yüreğiniz depreştiğinde, “Sevgililer ve Aşk”ı okuyun. Bayram mı geldi? Öyleyse, “Kurban Tarihi”ni okuyun. Bahar mı mevsim? Öyleyse, “Nevruz (Newroz)”u okuyun. Tıp bayramı mı, hekime mi gittiniz? Öyleyse, “Hekimliğin Tarihi”ni okuyun. Tıka basa yemeden önce, “Yeme İçme Uygarlığı”na; tiyatroya, sinemaya gitmeden önce, “Rol Sanatları Tarihi”ne bir bakın. “Üniversite Tarihi”ni okumadan hiç olmaz. Sandığa gitmeden önce de, “Politikacılara Bir Seslenin”i okuyun derim, mutlaka.

“Tarih Ne İşe mi Yarar?”, “Ağrı Dağı”nın sorunu boyundan büyük mü? Zaman Nedir, Nasıl Sayılır; Yılbaşı Nedir? “Savaş ve Barış”ı tarihle anlamak mümkün mü? “Ömür” Nedir? “Ölüm” Nedir? Tüm bunları ve daha fazlasını bir de yazarın gözüyle görmeyi ve kalben duymayı deneyin.

Okurken yazmayı mı merak ettiniz? Öyleyse, “Yazı Üzerine”yi ve “Öyle Bir Yazı Ki”yi okuyun derim. “Kadın”, “Ana”, “İyilik”, “Liyakat”, “Sanat”, “Kültür”, “Fotoğraf”, “Sabah”, “Gönüllülük” veya “Gazeteciler” üzerine bir şeyler mi okumak istediniz? Öyleyse, kapağını açın bu kitabın.

Ve tüm bunları derin, tarihsel bir perspektif ve felsefi yaklaşımla ve en çok da ince bir edebiyat örgüsünden, yani Nevzat Hoca perspektifinden okuyun isterim. Herkes bu kitabın içinde bir yerlerde mutlaka kendince duygular bulacaktır. En çok da iyilikler, güzellikler olacaktır size kalan…

bt