Saatlerin sırrı, zamanın sesi!

“…İnsanlara saatlerin sırrını anlatabilmek isterdim. O zaman uykudan uyanır gibi dünyaya yeniden gözlerini açarken, kederlerinden kurtulurlar belki, kendi hikayelerini bile anlatabilirler.” diyor Orhan Pamuk.

**

Memleketin tüm saatleri Safranbolu’da toplanmış.

Kimi durmuş, bir olayı hatırlatmak ister gibi, kimi çalışıyor zamana inat.

Kimi süslü, kimi sade, kimi heybetli, kimi mütevazi.

Uyandıran, hatırlatan, buluşturan, sızlatan, ağlatan, kavuşturan, büyük sevinçlere ya da üzüntülere, şiirlere romanlara konu olan saatlere bir de buradan bak.

safran-1

Safranbolu saat kulesini ilk kez Orhan Pamuk’un senaryosunu yazdığı, Ömer Kavur’un çektiği “Gizli Yüz” filminde görmüştüm. Genç bir gazeteciydim, Altın Portakal’ı takip ediyordum. “Gizli Yüz”, en iyi senaryo ödülü kazanmıştı. O dönem “Kara Kitap” hayranı olduğum için – ki aynı hikaye bu kitapta da geçiyor- saat kulesini görmek için yanıp tutuştuğumu hatırlıyorum. Hikayelerin peşinde yıllar geçti.

**

Saat Kulesi’ni görmek 26 yıl sonra nasip oldu.

safran-3

Safranbolu’da, Osmanlı padişahlarından 3. Selim’in sadrazamı İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797 yılında,  12 metre yüksekliğinde dörtgen bir kule üzerine yaptırılan saat yaklaşık 2 asırdan fazla bir süredir çalışıyor. O dönemde Londra’dan getirilen tarihi saatin bakımını 74 yaşındaki İsmail Ulukaya yapıyormuş. Saat 7 günde bir kuruluyor.

Sadrazam İzzet Mehmet Paşa’nın “Herkesin evine ve cebine saat hediye edeceğim” diyerek yaptırdığı tarihi saat, Türkiye’de bulunan tek zembereksiz ve kulesine çıkılabilen en eski saat olma özelliğine de sahip.

Kuledeki saatin, saat başlarında o anki saat kadar, yarım saatlerde ise bir kere çalan çanının sesi, 3 kilometre uzaklıktan duyulabiliyor.

İsmail Ulukaya saatin özelliğinin sesinde gizli olduğunu belirtiyor:

“Engebeli olan Safranbolu’da vatandaşlar görerek değil de sesiyle saati anlıyor. Sesi her yere gitsin diye de yüksek yere konulmuş. İzzet Mehmet Paşa, bu saati ‘Sizlerin evinize ve cebinize saat hediye edeceğim.’ diyerek 1797’de armağan ediyor. İzzet Mehmet Paşa neden böyle demiş? Safranbolu iki kısımdan oluşur, ‘kışlık’ ve ‘yazlık’ diye. Tarihi bölge ‘kışlık’ oluyor. Burası arazi olmadığı için çukurda. Kışı evinde geçiren Safranbolulular sesten evinde saat varmış gibi saati biliyor. Halkımız ilkbahar geldiğinde Bağlar kısmına taşınır. Burada herkes bahçededir. Bu defa herkesin cebinde saat varmış gibi sesten saati biliyor. Yani özelliği sesi.”

**

Saatlerle dolu tepeden ağır adımlarla eski şehre inerken, zihnim sakin akan bir nehir gibi. Bu buluşmayı nasıl yazmalı? diye soruyorum kendime. Sevdiğim şair Oruç Aruoba’nın dizeleri yanıtlıyor;

“Herşeyi yazarım da

zamanı yazamam-

o yazar çünkü

beni.

Yazar beni

yavaş yavaş”

tepe

Zamanın Tanığı Saat Kuleleri Parkı

Safranbolu Saat Kulesi’nin hemen yanında, Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan 15 ayrı saat kulesinin orjinaline uygun olarak hazırlanan 1/10 ölçekli maketleri var.

safran-2

Hükümet Konağı

1904-1906 yılları arasında kale olarak adlandırılan tepeye inşa edilen Hükümet Konağı 19 Ocak 1976 yılına kadar hükümet konağı olarak kullanılmış ve bu tarihte çıkan bir yangın sonucunda kullanılamaz hale gelmiş. 2000 yılında Kültür Bakanlığı tarafından başlatılan restorasyon çalışmalarının ardından 2006 yılında Kent Tarihi Müzesi olarak hizmete açılmış.

img_0053

Tayfun Talipoğlu Bamteli Müzesi

1990’lı yıllarda hayatımıza Bam Teli programı ile Anadolu insanının gönlünde taht kuran gazeteci Tayfun Talipoğlu’nun Safranbolular için özel bir yeri var. Bölgenin sorunlarıyla yakından ilgilenen ve gönüllü tanıtım elçisi olan Talipoğlu’nun vefatının ardından, O’nun anısını yaşatmak için adına bir müze oluşturulmuş. Saat Kulesi’nin yanındaki Bamteli Müzesi’nde Talipoğlu’nun programı sırasında gezdiği yerlerde çektiği fotoğraflardan oluşan bir sergi var.

safran-9

safran-8

img_9946 safran-5 safran-6 safran-7

Yazarken yararlandığım kaynak:

http://www.ntv.com.tr/sanat/safranbolunun-220-yillik-saati-yillara-meydan-okuyor,rKjVW3Oxi0Ogx9RbzWJFgQ

Gözünü dört aç ey fani!

Antalya’da gezerken çevrenize biraz dikkatli bakarsanız,  yöreye özgü onlarca endemik bitki ve çiçek göreceksiniz. Zaman zaman sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum. Siz daha fazlasını keşfetmeye çalışın.

Ne diyor şair;

Pencereden görebildiğin kadar

Göğün kıymetini bil

Kıymetini bil çiçek açmış bademin

Güneşli odanın çamurlu sokağın

Beyazın siyahın yeşilin

Pembenin kıymetini bil…

Güneş yalnız dirileri ısıtır

Güneşin kıymetini bil.*

kumpapatyasi

Bir yerde karşılaşırsanız incitmeyin! Antalya’ya özgü Kum Papatyası.

akyildiz

Elmalı Akyıldızı… Torosların yüksek yaylalarında gözden uzak açıyor. Kıymetini bil.

toros

Toros Cücesi… Adını aldığı dağlar ne kadar heybetliyse, bu güzel de o kadar mütevazi.

dilsizpapatya

Dünyanın tüm kelimelerinden daha güzel, cesur ve mütevazi; Antalya’ya özgü Dilsiz Papatya…

zuhredugmesi

Orada bir çiçek dünyanın tüm çirkinliklerine, kötülüklerine karşı inatla açıyor. Korkuteli’ne has Zühre Düğmesi..

kayagulu

Antalya Kayagülü… Gözünü dört aç ey fani! Görebilirsen ne mutlu sana. Zira sadece temmuz ayında açıyor.

Fotoğraflar ve bilgiler; Dr. İsmail Gökhan Deniz ve Dr. Candan Aykurt ve Antalya Orkidelerini ve Biyolojik Çeşitlililği Koruma Derneği (ATOK) katkılarıyla EXPO 2016 Antalya için hazırlanan “Antalya Endemik ve Nadir Çiçekleri” adlı harika kitaptan.

*şiir Oktay Rıfat

Zeytinin dirilişi!

Sosyal medyada paylaşılan bir yorum çok hoşuma gitmişti; “Bu ülkede bir kadın olmak bir de ağaç olmak çok zor” diyordu.

Bir süredir zeytinlikleri bitireceği öngörülen yasa tasarısı tartışılıyor.

Ömrünü Patara kazılarına adayan güzel insan Havva İşkan hocamız “Patara 2008 yangınında kül olup taşlaşan zeytin ağacı üç yıl önce yeniden filiz verdi büyümeye başladı. Zeytin insandır dokunmayın; günahtır…” notuyla paylaştı.
Şahane değil mi?

Yasalar, dozerler falan filan hepsi hikaye. Ne yaparsan yap yok edemiyorsun işte!

zey22

Patara Antik Kenti’nde yeniden filizlenen zeytin ağacı…

Kaptan Eudemos’un gün misali kısa ömürlü gemisi

Olimpos Antik Kenti’nin denize açılan ağzında “Kaptan Eudemos’un lahti” olarak adlandırılan lahtin üzerinde 10 satırlık Yunanca bir yazıt var…

Yarıya yakın kısmı hazine avcıları tarafından kırılarak yok edilmiş olan yazıtın son dört satırı insanı derinden etkiliyor;

“…Son limana girdi demirledi gemi, çıkmamak üzere

 Çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık;

 Işık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos,

oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi,

Kırılmış bir dalga gibi…”

***

 

 

 

 

Dipnot:

Olimpos Antik Kenti’ne giriş 18 yaş altı ücretsiz. 18 yaşından büyükler içinse 5 TL. Otomobiller için  otopark ücreti 4 TL. Bu büyülü coğrafyayı görmek için bedava gibi bir şey…

 

Daha fazla fotoğraf için;

http://photoantalya.blogspot.com.tr/2014/05/olimposta-kaptan-eudemosun-gun-misali.html

 

Yazın peşinden koşar mısınız?

Canon, Türkiye’nin de dahil olduğu 19 ülkede, kazanan kişinin dünyayı gezeceği ‘Live For The Story’ kampanyasını duyurdu. Herkesin, çektiği herhangi bir fotoğrafla Instagram üzerinden katılabileceği yarışmayı kazanan kişi, uçak bileti ve konaklamanın yanında her ay 1.500 Pound harçlık alarak dünyayı gezebilecek. Şanslı kişi, rotasını kendisi belirleyip yazın peşinden koşacak!

Fotoğraf makinası veya herhangi bir cihazla herhangi bir yerde çektiği fotoğrafı Instagram üzerinden paylaşanlar arasından bir kişi ‘365 gün yaz’ isimli yarışmanın kazananı olacak ve tüm yıl yazın peşinde koşabilecek. Canon, ‘Live For The Story’ kampanyasıyla her fotoğrafın arkasında müthiş bir hikaye olduğuna dikkat çekmeyi hedefliyor.

Nasıl başvuruluyor?

İnsanları kendi hikayelerini bulmaya özendirecek fotoğraflara sahip olduğunu düşünen adaylar, en unutulmaz yaz hikayelerini @canoneurasia ve #LiveForTheStory etiketleriyle Instagram’da paylaşarak başvuracak. Yarışmaya katılmak için fotoğrafın altına en fazla 50 kelimelik bir kısa hikaye yazılacak. 17 Mayıs’ta başlayan yarışmaya katılım hakkı 28 Haziran’da sona erecek. Bu eşsiz ödül için başvurular Lenny Kravitz’in kızı ve oyuncu, prodüktör, müzisyen, hikaye anlatıcısı Zoe Kravitz ile bir jüri tarafından değerlendirilecek.

Yazın peşinden koşacak

Başarılı olan aday dünyanın dört bir yanına seyahat ederek yaz mevsiminin peşinden koşacak, Lizbon’dan Melbourne’e, Rio de Janeiro’dan Barselona’ya kadar istediği şehirleri dolaşarak kendi yaz hikayesinin küratörlüğünü yapacak. Başvurular hikaye anlatma yeteneği, görsel çekicilik, orijinallik ve ilham kaynağı olma gibi çeşitli kriterler üzerinden değerlendirilecek. Şanslı kişi tur boyunca ilham verici hikayeler bulmak için özgürce kendi rotasını çizecek, çektiği fotoğraf ve hikayeleri yine Instagram üzerinden dünya ile paylaşacak.

Hediye neyi kapsıyor?

Şanslı kişi, toplam 33 bin Euro’luk bütçe ile ödüllendirilecek. Ödül dünya çapında, kendi ülkesine dönüş de dahil olmak üzere,7 adet ekonomi sınıfı uçuş biletini kapsıyor. Talihli kişi 6 destinasyonda 2’şer gecelik konaklama ve seyahat ettiği her ay için 1.500 Pound harçlık almaya da hak kazanıyor. Ayrıca kapsamlı bir seyahat sigortası da yapılıyor.

Kampanya ile ilgili detaylı bilgi için:

http://www.canon.com.tr/live-for-the-story/
http://www.canon.com.tr/live-for-the-story/terms-and-conditions/

Kelebekten Sığınak

“Kafesteki Kalp” ve “Aynadaki Göz” adlı kitapların yazarı Kezban Şahin Taysun’un yeni kitabı “Kelebekten Sığınak” okurla buluştu.

Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan “Kelebekten Sığınak”, doğal kaynakları hızla azalmış, yaşam alanı beton tarlasına dönüşmüş günümüz insanının, bu değişime uyum sağlamaya çalışırken duvarlar arasında kalmış duyguları, yoksunlukları ve huzur arayışına tanıklık ediyor.

kelebek
İlişkilerdeki sığlıklar, zamanın çöplüğüne atılan seviler, yüreğe inen yumruklar, tozlu sayfalardaki aşklar ve bellekteki izler mercek altına alınıyor. Bunun yanı sıra çağdaşlığı özümseyememiş, zihni karanlık erkek egemen toplumda kadın olmanın zorlukları ve yaşanan acılar, emekçilerin yeraltında ve yerüstünde yaşadığı trajik olaylar, hak ve özgürlük ihlalleri ile geçmişteki değerler, doğa, barış ve erdemli insana özlem gibi sorun ve kavramlara dem vuruyor.
Kitaba adını veren öyküde ise doğanın gizemli cankurtaranları ile tanıştırıyor okuru; “…İşte tam da bu anda beklenmedik bir olay oldu. O kelebek sürüsü yeniden belirdi ve içinde olduğum çalının üzerine kondu. Sürü ansızın duvar örüp üzerimi örttü. Yaşadıklarıma inanamıyordum! Kelebekler sanki çığlığımı duyup koşup gelmişlerdi yanıma…”

Mevsimsiz bir memlekette…

Mevsimsiz bir memlekette yaşamak kadar kötüsü yok.

Mevsimsiz bir memlekete döndük, korkuyorum.

***

Vücutlarımız yorgun/ çalışmaktan değil ama,

Kaygıdan, anlaşılamamaktan, susmaktan yorgun.

Mevsimsiz bir memlekette, hayal kurmak kadar kötüsü yok.

Hayal kurmaktan korkuyorum.

***

Adam- kaygılı, mutsuz, hüzünlü… Acelesi var mış gibi anlattı aklından geçenleri… Eski bir şiir kitabından sözcükleri kaçırır gibi..

***

Ruhlarımız, memleketi düşünmekten fırtınalı denizde sürüklenen ağaç kütükleri gibi.

 

Gözlerim yaşlanıyor… Yakın gözlüğü takmam lazım, okumakta zorlanıyorum.

Bir yerlerde eski bir fotoğrafla karşılaşınca, eski kışları özlüyorum.

***

Beni düşünmekten vazgeçme.

***

Telefonun diğer ucunda sustu kadın.

***

Araya soğuk ve uzun bir kış daha girdi…

……………………………………………………….

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı…

renklerin peşinden,

sahile vuran bembeyaz köpüklerin peşinden,

bulutların peşinden,

nisan yağmurlarının peşinden

bir çiğ tanesinin peşinden,

bir çocuk sevincinin peşinden…

 

öyle senle doldurdum ki içimi

bıraktım artık

ağustosun ardından gelen eylülün

eylülde dalından kopan sarı bir yaprağın peşinden koşmayı

 

masaya vurulan son kadehin peşinden koşmayı…

 

Hayat Bu Boşver!

Her sabah işe gitmek için evden çıktığımda, servise binmek için hızlı adımlarla yürürken, önünden geçtiğim mezarlıkta, sayısız mezar arasından bir tanesinin başında duran mermer taşın üzerindeki yazıya gözüm takılır; Boşver!

İlk gördüğüm günden beri, bana ilahi bir güç tarafından iletilen bir mesaj olarak algılarım; Boşver!

***
Geçtiğimiz gün sabah yine hızlı adımlarla servise bineceğim durağa yürüyorum ve gözüm yine aynı mezarı arıyor. Fakat o da ne; “Boşver” yazılı mezara bir komşu gelmiş; HAYAT BU!

***
İki mezar yan yana şu mesajı veriyor: HAYAT BU BOŞVER!

***
Bir üçüncü arkadaşları var mı? Varsa ölünce mezar taşında ne yazacak doğrusu merak ediyorum.

mezar

Üç Güzel Eser!

Oldum olası kitapçıları ve sahafları gezmeyi seviyorum. Antalya’ya dair eski yayınları topluyorum.
Yine dolaşırken üç şahane yayın elime geçti.

mustafauysal

Ustam, gazeteci ağabeyim Mustafa Uysal ve sevgili eşi Nazan Uysal’ın hazırladığı “Yaşadığımız Kent Antalya”. 80’li yılların Antalyası var. Mustafa ağabeyin yayıncılık aşkına hayranım. Koleksiyonumun en özel parçası. Bu kitaptan ilham alacağım kesin.

oya

Çemberimde Gül Oya… Antalya iğne oyaları kitabı. Antalya Valiliği tarafından 2005 yılında yayınlanmış. Gözüm gibi saklayacağım bir çalışma. Keşke yeniden basılsa.

antalyals

Son yayın bir Antalya Guide… 1987-88 dönemine ait. Ünlü fotoğrafçı Sami Güner’in fotoğraflarının yer aldığı Life Style Antalya’nın kapağında Hülya Avşar var. Antalya turizminin emekleme döneminde olduğu, Mavi Mavi Masmavi şarkısının ortalığı inlettiği bir dönem. Sayfaları karıştırınca pek çok gülümseten fotoğraf gördüm. Sahilde üstsüz turist kızlarının önünde davul zurna eşliğinde peşrev atan yiğit delikanlılar ve daha neler neler.
Antalya’da sahaflar kent merkezinde Valilik binasının hemen karşısında. Yolunuz düşerse Piyazcı Sami’ye de mutlaka uğrayın.