İki Kitap Bir Albüm

Yapraklarımın arasında üç çiçek açmış

Ruhum yüzlerini renklerime boyamış birer birer

Ondan önce kaç gemi kalkmış bilen yok

Çiçekler dönmüş yüzlerini siyaha birer birer

Küsmek zamanı değil bu

Bu su hala duru

Bu gök hala mavi

Ve bu ten hala sıcakken

Ben döne döne dans etmeliyim

Bu gece ay bize gülümserken

İnadına raks etmeliyim…

 

Ezgi Aktan’ın “İyi ki” albümünde yer alan “Küsmedim” son dönemde en sık dinlediğim şarkılardan. Baharın ayak seslerini duyurmaya başladığı şu günlerde iyi gidiyor. Dinleyince bana hak vereceksiniz.

**

 

“Korkuyorum” dedi. “Bu aralar kendimi kabuksuz bir salyangoz gibi hissediyorum.”

“Ben de korkuyorum” dedim. “Kendimi perdesiz ayaklı bir kurbağa gibi hissediyorum.”

Yüzüme bakıp gülümsedi.

Hiç konuşmadan binanın gölgeli tarafına giderek birbirimize sarılıp öpüştük, kabuksuz bir salyangoz ve perdesiz ayaklı bir kurbağa…

…..O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelmeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.

murakami

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında

Haruki Murakami

 

 

 

 

 

**

Bir yetenek hayatta, kapıları suratına kapanmış bulmamalı.

Türkiye’de ve dünyada, yardıma ihtiyacı olan pek çok genç yetenek var. Genç bir insanın gelişimine, bir yeteneğe yardım etmek en değerli erdemdir. Lütfen onlara sahip çıkın.

Bizler gençler için elimizden geleni yapmaktayız.

Bir yetenek hayatta, kapıları suratına kapanmış bulmamalı.

Bir “yol” olmalı onun için.

Bir ümit olmalı.

Bir rüzgar esmeli arkasından; hissedeceği, güvenebileceği, yılmayacağı….

Gençlere destek olalım.

Hep olalım!

fazil

Akılla Bir Konuşmam Oldu

Fazıl Say

 

“Geçip giden zamanları / Bir yerlerde bulsam”

Sevgili Ebru Çengeloğlu sosyal medyadan hoş bir sürpriz yaptı… 20 yıl önce Sabah Akdeniz için yaptığım “Piyazcı Mustafa” röportajının küpürünü paylaştı. Meğer “Antalya Piyazının Babası” yazım bugün restoranda Amerikan servisi olarak kullanılıyor muş. Hem hoşuma gitti, hem duygulandım. Mustafa ağabey rahmetli oldu. Bildiğim kadarıyla oğlu mesleği devam ettiriyor. Merak edenler için yeri İsmetpaşa Caddesi’nde.

Morsalkım

Japonya’da 144 yaşındaki bu morsalkım dünyanın en güzel 16 ağacından biri seçilmiş. İnsan bakmaya doyamıyor. Muhtemelen diken kişi hayatta değildir. Tanımıyorum ama bu morsalkımın hatırına cennette girmeyi hak ediyor.

dilek

Dilek Türkan

Muratpaşa’da Sanat var konserleri için Antalya’daydı… İnsanın derinlerine bir bıçak gibi saplanan ya da eski bir yarayı ince ince sızlatan büyülü narin bir sesi var. Üç müthiş albümü var; An, Suya Söyledim, Aşk Mevsimi.. tavsiye ederim.

Sesi hala kulaklarımda;

“…Sen gözlerimde bir renk,

kulaklarımda bir ses

Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın”

takvim

Aylardan Aphrodite

Antalya Tanıtım Vakfı ATAV’ın geleneksel Memleketim Antalya serisi masa takvimlerinin bu yıl ki teması “Antalya’nın Güneş Saçlı Kadınları”… Yılın her ayına antik çağın güçlü kadınlarından birinin adı verilmiş. Ocakta aşk tanrıçası Aphrodite, şubatta doğa tanrıçası Artemis, martta sağlık tanrıçası Hygieia var…. Çok hoş bir çalışma.

Ünlü kadın yazar Buket Uzuner twitter hesabından “Antalya Kadın Müzesi 2019’a Anadolu topraklarındaki kadın kültür mirasına saygı duruşu yapmış. Çağlar içinde Kadın ve Saç temalı güzel bir takvim hazırlamış” mesajını paylaştı.

Memleketim Antalya çalışmaları bir masa takviminden çok çok fazlası. Hazırlayanların eline sağlık.

Dip not: isteyenler olursa seve seve gönderebilirim.

Üç Güzel Şey

Yaşamı güzelleştiren, fark yaratan, çevresine değer katan, sıradışı şeyler üretenlere şapka çıkarıyorum. Son dönemde karşılaştığım üç güzel şey;

uzun

Uzun Salıncak

Uzun Salıncak, Hurma – Altınyaka – Hisarçandır yolu üzerinde karşınıza çıkıyor.  Aslında tipik bir gözleme evi. Ama orayı cazibe merkezi haline getiren ve ziyaretçi çeken şey Antalya’nın en uzun salıncağına sahip olması. Dev salıncağın koltuğuna oturduğunuzda önünüzde boylu boyunca uzanan Antalya manzarasına karşı adrenalin dolu benzersiz bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Hem de bedava. Tavsiye ederim.

lisinia2

Lisinia’nın Heykelleri

Burdur Gölü kenarındaki doğal yaşam parkı Lisinia’nın eski ahşap malzemelerden yapılmış heykelleri büyük ilgi çekiyor. Alaylı sanatçı Durul Bakan’ın göl çevresinden topladığı ağaç parçalarıyla yaptığı dev Kartal özellikle Beşiktaşlılar’ın özçekim noktası.

plak

33’lük Plak Cafe

Kaleiçi’nde birden karşımıza çıkınca çok hoşumuza gitti. İçeride ne yenir ne içilir, hizmet nasıldır bilemiyorum. Kaleiçi’nde sayıları hızla artan rock barlara sıcak bir Tarık Akan bakışı gönderiyor.

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık!

Esmeray, sahnede “Gel Teskere Gel Teskere” diye seslendiğinde Konyaaltı’nda binlerce insan hep bir ağızdan “Bitsin Bu Hasret” diye bağırmıştık. Babam elime tutuşturduğu turuncu bir Kasımpatı’yı Esmeray’a vermem için beni sahneye göndermişti. Çocuk kalbim hızlı hızlı atarken, sahneye çıkmıştım. Esmeray yanağıma bir öpücük kondurmuştu. (O zaman cep telefonu yoktu, bu yüzden selfie yapamamıştık.)

Bir Barış Manço konseri hatırlıyorum, Konyaaltı Varyantı’ndan sahile insan seli arasında, en az 100 bin kişi hep bir ağızdan “Gül Pembe”yi söylemiştik.

Sahilde çakıltaşlarının üzerine uzanıp yazlık sinemada Kemal Sunal’a katıla katıla güldüğümüz günleri özlüyorum.

portakal22

Atatürk Caddesi’nde Antalya Lisesi’nin önündeki kaldırımların dili olsa da konuşsa… Televizyon ekranlarından gördüğümüz sanatçılarla “çak” yapabilmek, okul defterine bir imza alabilmek için saatlerce kortej geçişini beklerdik.

**

Altın Portakal mevsimi yaklaşınca hep gözümün önüne yaklaşık 40 yıl önceki bu fotoğraflar geliyor.

**

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık.

Ve Allah biliyor bu durumdan hiç şikayetçi değildik.

**

Günlerdir şehrin dört bir yanındaki billboardları süsleyen festival afişlerindeki “Başrolde Sen Varsın Antalya” başlığını görünce gülümsemem bu yüzden.

**

The End.

Bu senin hayatın!

Bazen bir kitapta, sıklıkla internette dolanırken, yüzünüze çarpan bir kaç satır sizi baktığınız ekrandan, oturduğunuz koltuktan kaldırıp, sorular alemine götürür. Holstee Manifestosu* gibi.

Bu senin hayatın!
Neyi seviyorsan onu yap ve bunu sıklıkla yap…
Eğer bir şeyi sevmiyorsan, değiştir.
İşini sevmiyorsan, ayrıl.
Eğer yeterince zamanın yoksa televizyon izlemeyi bırak.
Eğer hayatının aşkını arıyorsan, sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında o seni bulacaktır!
Her şeyi analiz etmeyi bırak, hayat basittir.
Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç!
Bizler farklılıklarımızla bir bütünüz.
Bazı fırsatlar sadece bir kez gelir, onları yakala!
Seyahat et, sıklıkla…
Kaybolmak, kendini bulmanda sana yardımcı olacak.
Bütün duygular güzeldir.
Yemek yediğinde, her ısırığın farkına var ve şükret.
Karşılaştığın insanlara tutkularının ne olduğunu sor, hayallerini onlarla paylaş.
Hayat, tanıştığın insanlar ve onlarla birlikte neler yarattığından ibarettir.
Bu yüzden, şimdi dışarı çık! Ve birşeyler yap.
Hayat kısa, hayalini yaşa ve tutkularını paylaş…

the-holstee-manifesto

Holstee Manifestosu…
ABD’nin San Fransisco şehrinde yaşayan Fabian Pfortmüller, Michael Radparvar ve Dave Radparvar adnıda üç arkadaş hayatlarından fazlasıyla sıkıldıklarını fark eder ve yeni bir arayışa girerler. Union Square Parkı’nda oturup yeni hayatlarına dair akıllarından geçenleri o ana kadar yaşadıkları tecrübelerle birleştirip kağıda dökmeye başlarlar. İşte Holstee Manifestosu da böyle doğar. Hayattaki başarı ve mutluğu tanımladıkları Holstee manifestosunda çok çarpıcı noktalar var! Üç arkadaş en yılgın anlarında insanlığın ortak yaralarını ve paydalarını bulmuş.

Yaşam Ağacı

Sanatçı Katie Paterson ve mimarlar Christoph Zeller ve Ingrid Moye’nin Bristol’de Royal Fort Bahçeleri için tasarladığı “Hollow / Kovuk” isimli yerleştirme tüm dünyadan 10 binden fazla ağaç türüne ev sahipliği yapıyor. “Kovuk”a girdiğinizde gezegen tarihine de bir adım atmış oluyorsunuz. Ayaklarınızın altında 390 milyon yıl öncesinden kalma fosillerin ve etrafınızı çevreleyen eşsiz ağaç örneklerinin her birinin kendi hikâyesini anlattığı bu minyatür orman, zaman ve mekân arasında bir köprü kuruyor. Mimarlar bu eseri, otururken ya da ayaktayken insanı tarihle çepeçevre sarmalayan, içe dönük ve meditasyona yönelik bir mekân olarak tanımlıyor.

sanat-2

Buda’nın altında aydınlandığı söylenen Banyan Ağacı ya da Hiroşima’da atom bombasından kurtulan Japon Ginkgo/Mabet Ağacı gibi 10 bin eşsiz tür, evrensel bir strüktürde bir araya geliyor. Kemerli tepesindeki küçük açıklıklar ışığı, orman etkisi yaratacak şekilde içeri alıyor ve etkili bir mekân oluşturuyor. Royal Fort Gardens’da kalıcı olarak sergilenen esere ayrıca web sitesi üzerinden sanal bir arşiv eşlik ediyor.

sanat-cut

Sanal ormanı ziyaret edebilir, sanat eserini 3 boyutlu olarak inceleyebilir ya da heykeldeki her bir ağacın adına, yaşına, ailesine, bulunduğu yere ve hatta hikâyesine ulaşabilirsiniz.

www.hollow.org.uk

Uzun yaşamın sırrı insanlara yardım etmek

Dr. Shigeaki Hinohara, Japon tıbbının temellerini atan ve yaptığı çalışmalarla ülkenin ortalama yaşam süresini uzatan doktor olarak tanınıyor.

Dr. Hinohara 18 Temmuz’da tam 105 yaşındayken hayatını kaybetti. Ölmeden bir kaç ay öncesine kadar sağlıklı bir şekilde yaşadı, günde 18 saat çalıştı, önümüzdeki beş yılı da kapsayan bir randevu defteri tuttu ve hasta kontrollerine devam etti.

Dr. Hinohara’nın sağlıklı yaşam için verdiği tavsiyeler geçenlerde Japan Times gazetesinde yayınlandı. Tavsiyelere kulak vermekte fayda var:

  • Japonya’da emeklilik yaşı 65 olarak belirlenmiş durumda. Fakat o dönemde ortalama yaşam süresi 68 yıldı. 2015 yılında ise Japonya’da ortalama yaşam süresi 84’e yükseldi. Dolayısıyla, emeklilik yaşının da yükseltilmesi gerekiyor. 65 yaşından önce emekli olmayın.
  • Hayatın anlamı, diğerlerine yardım etmek. Her sabah uyanın ve insanlara yardım etmeye, insanlar için güzel şeyler yapmaya odaklanın. Bugünün, yarının ve önümüzdeki beş yılın hedefi, insanlara yardım etmek olmalı.
  • İyi beslenmek ya da yeteri kadar uyumak konusunda endişe etmeyin. Eğlenin ve hayattan keyif alın. Çocukken nasıl eğlendiğimizi hepimiz hatırlarız. Eğlenirken yemek yemeyi ve uyumayı çoğu zaman unuturduk. Yetişkin olarak da aynı şekilde davranmaya devam edebiliriz. En iyisi, bedeni uyku saati, yemek saati gibi kurallarla sınırlamamak.
  • Uzun yaşamak istiyorsanız, fazla kilolu olmayın.
  • Doktorunuzun söylediklerine körü körüne uymayın. Ben müzik ve hayvanlarla birlikte olmanın doktorların sandığından çok daha iyi bir terapi olduğunu düşünüyorum.
  • Her zaman merdivenleri kullanın ve kendi eşyalarınızı taşıyın. Ben her defasında iki basamak birden atlıyorum ve böylece tüm kaslarım çalışıyor.
  • Ağrının üstesinden gelmek için eğlenin. Ağrı gariptir, şaşırtıcıdır; onu unutmanın tek yolu eğlenmektir.

Yazının tamamını okumak için; https://www.dunya.com/surdurulebilir-dunya/uzun-yasamin-sirri-insanlara-yardim-etmek-haberi-381081

Harese!

Harese nedir bilir misin oğlum? Arapça esi bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

h

Ömer Zülfü Livaneli’nin “Huzursuzluk” romanı bu kısa öyküyle başlıyor. Çok etkileyici değil mi?