Uzun yaşamın sırrı insanlara yardım etmek

Dr. Shigeaki Hinohara, Japon tıbbının temellerini atan ve yaptığı çalışmalarla ülkenin ortalama yaşam süresini uzatan doktor olarak tanınıyor.

Dr. Hinohara 18 Temmuz’da tam 105 yaşındayken hayatını kaybetti. Ölmeden bir kaç ay öncesine kadar sağlıklı bir şekilde yaşadı, günde 18 saat çalıştı, önümüzdeki beş yılı da kapsayan bir randevu defteri tuttu ve hasta kontrollerine devam etti.

Dr. Hinohara’nın sağlıklı yaşam için verdiği tavsiyeler geçenlerde Japan Times gazetesinde yayınlandı. Tavsiyelere kulak vermekte fayda var:

  • Japonya’da emeklilik yaşı 65 olarak belirlenmiş durumda. Fakat o dönemde ortalama yaşam süresi 68 yıldı. 2015 yılında ise Japonya’da ortalama yaşam süresi 84’e yükseldi. Dolayısıyla, emeklilik yaşının da yükseltilmesi gerekiyor. 65 yaşından önce emekli olmayın.
  • Hayatın anlamı, diğerlerine yardım etmek. Her sabah uyanın ve insanlara yardım etmeye, insanlar için güzel şeyler yapmaya odaklanın. Bugünün, yarının ve önümüzdeki beş yılın hedefi, insanlara yardım etmek olmalı.
  • İyi beslenmek ya da yeteri kadar uyumak konusunda endişe etmeyin. Eğlenin ve hayattan keyif alın. Çocukken nasıl eğlendiğimizi hepimiz hatırlarız. Eğlenirken yemek yemeyi ve uyumayı çoğu zaman unuturduk. Yetişkin olarak da aynı şekilde davranmaya devam edebiliriz. En iyisi, bedeni uyku saati, yemek saati gibi kurallarla sınırlamamak.
  • Uzun yaşamak istiyorsanız, fazla kilolu olmayın.
  • Doktorunuzun söylediklerine körü körüne uymayın. Ben müzik ve hayvanlarla birlikte olmanın doktorların sandığından çok daha iyi bir terapi olduğunu düşünüyorum.
  • Her zaman merdivenleri kullanın ve kendi eşyalarınızı taşıyın. Ben her defasında iki basamak birden atlıyorum ve böylece tüm kaslarım çalışıyor.
  • Ağrının üstesinden gelmek için eğlenin. Ağrı gariptir, şaşırtıcıdır; onu unutmanın tek yolu eğlenmektir.

Yazının tamamını okumak için; https://www.dunya.com/surdurulebilir-dunya/uzun-yasamin-sirri-insanlara-yardim-etmek-haberi-381081

Harese!

Harese nedir bilir misin oğlum? Arapça esi bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

h

Ömer Zülfü Livaneli’nin “Huzursuzluk” romanı bu kısa öyküyle başlıyor. Çok etkileyici değil mi?

Evlat Edinin!

Deniz kaplumbağaları yaklaşık 110 milyon yıldır dünyamızda yaşıyor. Ancak gelecekleri tehdit altında.

Orfoz aşırı avcılık ve kirlilik nedeniyle nesli tehlike altına giren türler arasında yer alıyor.

Yunuslar; yaşam alanlarının kaybı, deniz ve ses kirliliği, tesadüfi avcılık ve kasti öldürme gibi tehditlerle karşı karşıya.

Saz kedilerinin nesli tehlike altında çünkü yaşam ve beslenme alanları, insan etkisiyle giderek daralıyor.

Nesli tehlike altında olan bir türü evlat edinerek, WWF Türkiye’nin o türü korumak için yürüttüğü çalışmalara destek olabilirsiniz.

caretta

Babalar Günü, Doğum Günü, Yeni İş Tebriği, Anneler Günü, Yeni Yıl, Sevgililer Günü gibi özel günlerde kendiniz ya da sevdikleriniz için bir saz kedisi evlat edinerek onlara harika bir hediye verebilir, WWF Türkiye’nin çalışmalarına destek olabilirsiniz.

http://www.wwf.org.tr/sizneyapabilirsiniz/evlat_edinin2/

 

 

Laf’ı güzaf…

Tik tak tik tak tik tak…

“Bazen bir anın gerçek değerini (o an) bir hatıraya dönüşmeden önce anlayamazsınız.”

Carolin Koç’un eşine veda mesajında görmüştüm. O gün çok etkilemişti beni. Eski notları karıştırırken rastladım.

Şu sıralar “zaman”a taktım. Çoğunlukla biz farkında bile olmadan önümüzden geçip giden zamana. Gelecekle ilgili, hatta yarınla ilgili bile plan yapmam oysa.

Gazetecilik refleksi olsa gerek, yaşamın sürekli yeni sürprizlerle planlarımızı boşa çıkaracağına inanırım. Kimine göre olgunluk, kimine göre yaşlılık belirtisi.

Bolca zamanla alakalı şiirler okuyorum. Not defterimdekileri Amelie’nin fotoğrafları eşliğinde paylaşıyorum, bakalım beğenecek misiniz?

at-2

Louis Aragon “Elsa’ya Şiirler”inde sevgilisini zamana, zamanı bir kadına benzetiyor.

“Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin

Zaman kadındır ister ki

Hep okşansın diz çökülsün hep

Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına

Bir taranmış

Bir upuzun saç gibi zaman

Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi

Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken

Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi….

**

Sana büyük bir sır söyleyeceğim bilmem ben

Sana benzeyen zamandan söz açmayı

Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm

Tıpkı uzun bir süre garda

El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler

Ve bilek söner yeni ağırlığından gözyaşlarının.

**

Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden

Korkuyorum yanınsıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri

El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden

Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden.

**

Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları

Ölmek daha kolaydır sevmekten

Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

Sevgilim.

at-7

Zamana dair en güzel dörtlüklerden biri Ömer Hayyam’ın.

Çayda akan su gibi, çölde esen yel gibi

İşte bir günü daha kayboldu ömrümün.

Ben ben oldukça iki günün gamını bir çekmem.

Biri geçip giden gün biri gelecek gün.

at-3

Birhan Keskin şiiriyle tanıştığımda büyülenmiştim. Bence çağımızın en önemli ozanı.

Bir yerden aşağı,

çok aşağı düştüm

zaman:

solgun ve gri bir koridordu

orada çok üşüdüm.

at-1

Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in zaman vurgusu da çok etkileyici.

Bakma saatine ikide birde!

Halin neyse saat onun saati.

Saat tutamaz ki, ölü kabirde;

Zamana eşyada gör itaati!

Bir kıvrım, bir helezon,

Her noktası baş ve son…

13

Halil Cibran sevenlerdenseniz buyurun büyük bilgeye kulak verin;

Ve zaman da, tıpkı sevgi gibi bölünemez ve ölçülemez değil midir?

Yine de eğer düşüncenizde zamanı mevsimlerle ölçmek isterseniz,

her mevsimin diğerlerini içermesine izin verin.

Ve bırakın bugününüz, geçmişi anılarla,

geleceği ise özlemle kucaklasın.

audrey-tautou-24

Ahmet Telli’ye göre ise “Zaman Kekemeydi”

Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü

çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların

ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru

-Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm

kendimi, seni ve bütün dünyayı

attt

Nazım Hikmet Ran’ı sona bıraktım. Nazım’ın “Ben İçeri Düştüğümden Beri” şiiri zaman üzerine yazılmış en güzel şiirlerden biridir.

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya

Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman…’

Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’

Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene

Bir haftada yaza yaza tükeniverdi

Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat…’

Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta…’

Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri

Yedibuçuğu doldurup çıktı.

Dolaştı dışarda bi vakit,

Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.

Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda…

 **

Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.

Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,

Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.

Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

 **

Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri…

Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor

 **

Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene

Sonra vesikaya bindi

Bizim burda, içerde

Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için

Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız

 **

Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz

Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya

Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman

Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları

Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri

Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya

 **

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya

Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine

‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.

Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,

Ve kahreden yaratan ki onlardır,

Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’

 **

Ve gayrısı

Mesela, benim on sene yatmam

Laf’ı güzaf…

Gözünü dört aç ey fani!

Antalya’da gezerken çevrenize biraz dikkatli bakarsanız,  yöreye özgü onlarca endemik bitki ve çiçek göreceksiniz. Zaman zaman sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum. Siz daha fazlasını keşfetmeye çalışın.

Ne diyor şair;

Pencereden görebildiğin kadar

Göğün kıymetini bil

Kıymetini bil çiçek açmış bademin

Güneşli odanın çamurlu sokağın

Beyazın siyahın yeşilin

Pembenin kıymetini bil…

Güneş yalnız dirileri ısıtır

Güneşin kıymetini bil.*

kumpapatyasi

Bir yerde karşılaşırsanız incitmeyin! Antalya’ya özgü Kum Papatyası.

akyildiz

Elmalı Akyıldızı… Torosların yüksek yaylalarında gözden uzak açıyor. Kıymetini bil.

toros

Toros Cücesi… Adını aldığı dağlar ne kadar heybetliyse, bu güzel de o kadar mütevazi.

dilsizpapatya

Dünyanın tüm kelimelerinden daha güzel, cesur ve mütevazi; Antalya’ya özgü Dilsiz Papatya…

zuhredugmesi

Orada bir çiçek dünyanın tüm çirkinliklerine, kötülüklerine karşı inatla açıyor. Korkuteli’ne has Zühre Düğmesi..

kayagulu

Antalya Kayagülü… Gözünü dört aç ey fani! Görebilirsen ne mutlu sana. Zira sadece temmuz ayında açıyor.

Fotoğraflar ve bilgiler; Dr. İsmail Gökhan Deniz ve Dr. Candan Aykurt ve Antalya Orkidelerini ve Biyolojik Çeşitlililği Koruma Derneği (ATOK) katkılarıyla EXPO 2016 Antalya için hazırlanan “Antalya Endemik ve Nadir Çiçekleri” adlı harika kitaptan.

*şiir Oktay Rıfat

Zeytinin dirilişi!

Sosyal medyada paylaşılan bir yorum çok hoşuma gitmişti; “Bu ülkede bir kadın olmak bir de ağaç olmak çok zor” diyordu.

Bir süredir zeytinlikleri bitireceği öngörülen yasa tasarısı tartışılıyor.

Ömrünü Patara kazılarına adayan güzel insan Havva İşkan hocamız “Patara 2008 yangınında kül olup taşlaşan zeytin ağacı üç yıl önce yeniden filiz verdi büyümeye başladı. Zeytin insandır dokunmayın; günahtır…” notuyla paylaştı.
Şahane değil mi?

Yasalar, dozerler falan filan hepsi hikaye. Ne yaparsan yap yok edemiyorsun işte!

zey22

Patara Antik Kenti’nde yeniden filizlenen zeytin ağacı…

Mevsimsiz bir memlekette…

Mevsimsiz bir memlekette yaşamak kadar kötüsü yok.

Mevsimsiz bir memlekete döndük, korkuyorum.

***

Vücutlarımız yorgun/ çalışmaktan değil ama,

Kaygıdan, anlaşılamamaktan, susmaktan yorgun.

Mevsimsiz bir memlekette, hayal kurmak kadar kötüsü yok.

Hayal kurmaktan korkuyorum.

***

Adam- kaygılı, mutsuz, hüzünlü… Acelesi var mış gibi anlattı aklından geçenleri… Eski bir şiir kitabından sözcükleri kaçırır gibi..

***

Ruhlarımız, memleketi düşünmekten fırtınalı denizde sürüklenen ağaç kütükleri gibi.

 

Gözlerim yaşlanıyor… Yakın gözlüğü takmam lazım, okumakta zorlanıyorum.

Bir yerlerde eski bir fotoğrafla karşılaşınca, eski kışları özlüyorum.

***

Beni düşünmekten vazgeçme.

***

Telefonun diğer ucunda sustu kadın.

***

Araya soğuk ve uzun bir kış daha girdi…

……………………………………………………….

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı…

renklerin peşinden,

sahile vuran bembeyaz köpüklerin peşinden,

bulutların peşinden,

nisan yağmurlarının peşinden

bir çiğ tanesinin peşinden,

bir çocuk sevincinin peşinden…

 

öyle senle doldurdum ki içimi

bıraktım artık

ağustosun ardından gelen eylülün

eylülde dalından kopan sarı bir yaprağın peşinden koşmayı

 

masaya vurulan son kadehin peşinden koşmayı…

 

Dance Me to the End of Love

Leonard Cohen öldü. Ardında enfes şarkılar bıraktı. Her büyük sanatçı gibi ölümünün ardından daha çok rağbet görüyor. Sosyal medyada hemen herkes “Dance Me to the End of Love” şarkısını paylaşılıyor.
“Korkuya rağmen dans et benimle, kendimi güvende hissedene dek. Bir zeytin dalıymışım gibi tut beni ve yuvama götüren güvercin ol. Aşkın gidebileceği yer neresiyse oraya kadar dans et. Düğünümüze kadar dans et, yeniden ve yeniden. Şefkatle dans et, uzun uzun dans et. Aşkımızın altında sadece ikimiz varız; aşkımızın üstünde de. O yüzden aşkın gidebileceği yer neresiyse oraya kadar dans et benimle.”

Ne ilginçtir ki bu bir aşk şarkısı değil. II. Dünya Savaşı’ndaki ölüm kamplarından bahsediyor.

leo2

Başucu bloglarımdan egoistokur‘da gezerken öğrendim.
Cohen, insanların krematoryumlarda yakıldığı ölüm kamplarına dair kitapları okurken, bazı kamplarda mahkûmların birer yaylı çalgılar dörtlüsü kurduklarını öğrenir. En yakınlarındakiler teker teker öldürülüp yakılırken, klasik müzik konserleri veriyorlardır. ‘Yanan bir kemanın sesi eşliğinde güzellik için dans et benimle’ dizesi böyle çıkar.
Cohen, “Güzellik kelimesi sanırım hayatın yok olduğu o anlarda bile tutkunun daim olmasıyla alakalı bir şeydi. Tükenişi anlatırken kullandığımız dilin, âşık olduğumuz kişiye teslim olurken kullandığımız dille aynı olduğunu fark ettiğimde nefesim kesildi” diyor.
Müthiş değil mi?

Kaynak:

Leonard Cohen: “Çirkiniz ama müziğimiz var!”

Bahşiş!

ABD’nin Teksas eyaletinde bir kadın, Applebee’s adlı restorana gitti ve 1 liralık kahve siparişi verdi. Kahvesini içti, hesabı bıraktı, kalkıp gitti.

Kahve fincanını ve hesabı almayan gelen garson masanın üzerinde bin 500 lira bahşiş görünce şaşırdı. Kadın müşterinin parasını unuttuğunu düşündü, taki peçetenin üzerindeki notu okuyana kadar.

Peçetenin üzerindeki notta şöyle yazıyordu:

“Dün annem süpermarket kasasında para ödemekte zorlanırken ona yardım ettin ve ona çok güzel bir kadın olduğunu söyledin. Babamın ölümünden sonra onu hiç bu kadar gülerken görmemiştim.”

pecete2

Yaşamınızı güzelleştiren insanlara iyi davranın.

fis

Kaynak:

http://www.hurriyet.com.tr/1-liralik-siparis-verdi-bin-500-lira-bahsis-verdi-40206125