Kendi hikayesinde figüran, asosyal bir kahraman

İtiraf;

Tam 20 sene çeşitli gazeteler için yazdım, fotoğraf çektim. Sayısız haberlerim, röportajlarım, fotoğraflarım yayınlandı. Binlerce insan okudu.

Ama hepsi “haber”di, hiç birinde “ben” yoktum.

Çünkü kendimden “bihaber”dim.

Tam 20 sene bekledim, kendimden bir şeyler yazmak için.

Neden korktum, kimden utandım bilmiyorum.

Ülkeyi yönetenlere, katillere, hırsızlara, soysuzlara en keskin soruları sormaktan çekinmezken, belki de kendime veremeyeceğim, duymak istemeyeceğim yanıtlarımdan korktum.

Şimdi, “beyaz atlı press” rolündeyim;

Kendi yazdığım hikayede figüran, asosyal bir kahraman

Pont des Arts Köprüsü’nde aşk ve kilitler üzerine

– Köprüye sen de kilit astın mı?

– Hayır. Ben kalbimi bıraktım.

 

 

 

 

 

 

 

 

EXPO toplantısı için geldiğimiz Paris’te gezmek için sadece 3 saatimiz vardı. Pelin, Serhan, Mete ve ben hava kararmadan önce görebileceğimiz kadar çok yer görmek istiyorduk. Fransa’nın Antalya Fahri Konsolosu Ahmet Erol’un tavsiyesi üzerine, kaldığımız Montparnasse Caddesi’ndeki Pullman Otel’den taksiyle Zafer Kapısı’na gidip, oradan Champs Elysees Bulvarı boyunca Louvre Müzesi’ne kadar yürüdük.

Bir rüya aleminde gibiydik. Noel kutlamalarına hazırlanan Champs Elysees Bulvarı, sanki birbirinden renkli şeker ve çikolataların sergilendiği “dev bir pastane”ydi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Hem yürüdük, hem de gördüğümüz her vitrinin, her kapının, her sanat eserinin, her heykelin önünde durup fotoğraf çektirdik. Çocuklar gibi, bu dev pastaneyi seyretmeye doyamıyorduk.

 

 

 

 

 

 

 

 

Hava kararmak üzereydi. Louvre Müzesi’nin arka kapısından çıkıp otelimize dönmek için taksi ararken kendimizi bir köprünün üzerinde bulduk. Korkulukları üzerinde yüzlerce kilit asılı. Çeşit çeşit, irili ufaklı. Kırmızı kalpli olanından, bisiklet kilidine kadar yüzlercesi. Bir anlamı vardı elbet. İnsan durduk yere niye köprüye kilit taksın.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bizim dilek ağaçlarına çaput bağlayıp dilek tutmamız gibi, Paris’teki uygulamada da köprüye kilit takıyorlarmış. Bir çeşit modern sanat eseri olarak başlamış, daha sonra Fransız aşıklar bunu devam ettirmiş. Ertesi gün konuştuğumuz Rehberimiz, “Pont des Arts Köprüsü’ne (sanatçılar köprüsü), artık kilit asılmasına izin vermiyorlar” diyerek merakımızı giderdi. (Yani kilit takmak istesek de takamayacak mışız)

Kilit takamadım ama aklım köprüde kaldı. Şimdi fotoğrafı görüp “Köprüye sen de kilit astın mı?” diye soranlara , “Hayır. Ben kalbimi bıraktım” diyorum.