Masalcı…

Dinledikçe susması, düşündükçe susması…

Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,

Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası….

böyle diyor Özdemir Asaf “Bir Adam” şiirinde…

Mardin sokaklarında gezerken, bir Adam tanıdım … Namını çok duyardım, merak ederdim… Mardin’in taş ve dar sokakları arasında dolaşırken tesadüfen kendimi atölyesinin önünde buldum… Masalcı Ebu Burak…

Asıl Adı Tacettin…

img_1974

İlk izlenim….

Bu adam güzel susuyor. İsraf edecek kelimesi kalmamış gibi.

Dükkanın içi, dışı, sokağı rengarenk şahmaran tablolarıyla süslü. (Utandığım için fiyatlarını soramadım. Ben de böyle bir adamım işte. Sanatçıyla pazarlık etmekten korkuyorum.)

Duvarda, etrafta bolca bakır tepsi ve metal objeler var. Demir işçisi aynı zamanda ama etraftaki eşyalardan çok ellerine bakınca anlaşılıyor.

Belli ki becerikli bir adam. Çok becerikli bir adam.

Masal anlatıyor. Öyle içten anlatıyor ki masalın içinde geziniyorsunuz.

Kafasının içinde de, dükkanının duvarlarında da, sokağında da onlarca hikaye gizli.

img_1983

Mardin Bienali için Fransız sanatçı Thierry Payet tarafından hazırlanmış “Şehrin Duygu Haritası” O’nun kapısında duruyor.  Haritanın bir de kitabı var. Mütevazi kara bir kitap.

Şehrin bütün sırları bu kara kitabın içinde gizli.

“Anlatım – Mardin Hikayeleri” isimli kitapta Mardin Bienali için Ebu Burak’ın atölyesinin önünde vücut bulan enstalasyonda yer alan birbirinden ilginç, etkileyici, kentle ilgili ipuçları veren sözler, anekdotlar yer alıyor.

Hediye ettiği kitaptan altılı çizili satırları paylaşıyorum.

img_1990

Şehir bitmiyor

şehir hep var

anlatacakları var

dinliyorum.

anlattıkça açılıyor

açıldıkça karışıyoruz..

kokusunu, sesini, dokusunu

seni, beni görüyorum,

duvardaki otu…

şehir bitmiyor.

anlatıyorum.

**

mardin

Ellerim beni farklı yerlere götürüyor. Ellerim olmasa oralara gidemem.

**

Çalıştığımda dertlerimi unutuyorum.. Kötü şeylerle zaman geçirecek vaktim yok. Büyük babam derdi ki; soylu kişiler sanatçı doğar. Çalışırken kötü şeyler hissetmem. Hissettiğim sanat, bütünüyle atölyemde bunu hissederim.

**

Atölyede bir yaz gecesi, filozof, Tanrı’nın karşısına çıkıp bir soru sormaya hazır olduğunu söyledi.

**

Mayıs 15’ten sonra düşen ilk yağmurun suyu toplanır, imam tarafından okunur, akreplere karşı korumak üzere evlerin etrafına serpilir.

**

Dükkanında birçok insan hediyelik eşya olduğunu düşündükleri şeyleri alıyorlar, ancak çok daha fazlasılar.

ebu4

Burada anlatılacak çok hikaye vardır, ama bazen hikayeleri anlatmayız ki, hikayeler başka yere gitmesin, Mardin’de kalsın diye.

**

Birisi şöyle yazmış:

“Ebu Burak’ın dükkanı çok özel bir mekan. Buraya özellikle onun için gelirim. İstanbul’dan geliyorum. Birkaç saat kalıyor, sonra geri dönüyorum.

Cennet bahçesi, yılan, elma..”

**

Biri dedi ki; dikkat et, biri hikayelerini anlatabilir. Dedim ki; hikayeleri anlatabilirsin ama hikayeyi anlatanı anlatamazsın. Şiir için aynısı geçerlidir. Şiirleri anlatırsın ama şairi anlatamazsın.

img_1969

Mardin’e  Sipahiler Çarşısı’na (Revaklı Çarşı) yolunuz düşerse mutlaka tanışın.

Ama bir uyarı;

Her şahmaran sahibini bekler. Öyle herhangi birine satmaz..

Kayaköy… Kanatsız Kuşlar Mezarlığı

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini

Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki

**

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara

Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense

**

Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz

Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…

Ahmet Telli

img_0908

Fethiye’de bir köy var. Adı: Kayaköy. Sanırım kayaların üzerine kurulduğu için bu adı vermişler. Bana sorarsanız insanlık tarihi boyunca hüküm sürmüş bütün taş kalpli siyasetçilere bir gönderme.

Tarih boyunca yüzlerce insan topluluğu, yaşadığı topraklardan göç etmek zorunda kaldı. Kayaköy bunun en taze örneklerinden biri. Henüz bir asırlık bir geçmişi var.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında çoğunluğu Ege ve Akdeniz bölgesinde yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türkler, devletlerarası bir anlaşmayla yer değiştirdi. Mübadele sonucu binlerce insan evini bırakıp, söz de kendi ülkesine göç etti.

Antalya’nın Şarampol Mahallesi’nde Giritli komşularımızın arasında büyüdüğüm için iyi biliyorum.

Onlar hiç kendi topraklarında olmadılar. Gelenler burada yabancı, gidenler orada.

img_0927

İşte Kayaköy eski adıyla Karmylassos tam da bu mübadelenin cansız tanığı.

Bugün müzekartla ya da 5 lira ödeyerek girdiğiniz turistik bir örenyeri. En çok da fotoğrafçıların uğrak yeri. Fethiye içine girdiğinizde yön levhaları sizi Kayaköy’e götürüyor.

Yamaca dayalı evlerin tamamı 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış. Yapıların ahşap bölümleri kapı vs. doğal etkenlik sonucu tahrip olmuş. Duvarlarda çok az da olsa, mavi ve turuncu boya izleri görünüyor. Buradan anlıyoruz ki, aslında kent bugün göründüğünün aksine renkli cıvıl cıvıl bir yermiş.

img_0850

Aslında kentsel mimari açıdan da derslik bir yer. Kentte her biri 50 metrekare büyüklüğünde birbirlerini manzara ve ışık açısından engellemeyen 400 civarında ev var. 2 büyük kilise, 1 okul ve 1 gümrük binası da ayakta.

Ziyaret saatleri 08.00 – 19.00 saatleri arıasında. Ziyaret saatleri dışında bölgeye girmek yasak.

img_0885

Kayaköy sırtını yamaca dayamış ve yüzünü bereketli bir ovaya dönmüş. Kısa bir yürüyüşle yamacın arkasına geçtiğinizde Gemiler Koyu ve muhteşem bir Akdeniz manzarası sizi selamlıyor. Görmeden dönmeyin.

img_0846

Dip not: “Kanatsız Kuşlar”, ünlü İngiliz yazar Louis de Bernières’nin romanının adı. I. Dünya Savaşı’nın son yılları ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Fethiye’nin bir köyünde birlikte yaşayan ve daha sonra göç etmek zorunda kalar Müslüman ve Hristiyan halkın yaşamını konu alıyor. Mutlaka okumalısınız.

img_0790

img_0921

img_0942

Bozcaada… Bi Küçük Eylül Meselesi

Son dönemde dizi ve film mekanlarının izini sürer olduk. Bilinçli bir seçim değil, bilinç altımızın bir oyunu galiba.

Geyikli – Bozcaada feribotundan Ada’ya indiğimizde kendimizi bir anda “Bi Küçük Eylül Meselesi” filminin başrol oyuncu dev çınar ağacının gölgesi altında bulduk. Çok hoş bir sürpriz oldu.

Engin Akyürek ile Farah Zeynep Abdullah rol aldığı filmi büyük bir keyifle izlemiştim.

4

Bozcaada’ya gelirken onlarca arkadaştan onlarca tavsiye aldık. Biz kendimiz aklımıza estiği gibi davrandık. İyi de yaptık. O nedenle kimseye mutlaka şunu yapın demeyeceğim. Çünkü adanın gündüzü-akşamı, sabahı-ikindisi her hali ayrı güzel.

Ada’dakiler anlattı, bağbozumu sırasında müthiş bir kalabalık varmış. Eylülün son haftası daha sakin ve huzurluydu.

2

Otomobilinizle giderseniz sanki adayı gezmek daha keyifli gibi. Ada’nın çevresini dolaşmak size kalmış. Denize girebileceğiniz irili ufaklı çok sayıda koy var. Ayazma Plajı’nda şezlong, duş, wc, kafe vs mevcut. Unutmadan, Ayazma Türkiye’nin en soğuk denizi imiş.

5

Ada turuna çıktıysanız mutlaka üzüm bağılarını ve şarap mekanlarını ziyaret edin. Bozcaada bağları ve şarapları ile ünlü bir yer. Corvus benim favori markam. Üretim yaptıkları yeri ve tadım&satış mağazasını çok sevdim.

Tuzburnu Feneri ve rüzgar santralleri de yine adanın en fotojenik yerleri. Özellikle rüzgar santralleri gün batımında şahane oluyor.

3

Ara sokaklardaki kafeler ve restoranlar – birinin adını yazsam diğerlerine haksızlık olur- hepsi şahane.

Rengigül Pansiyon ve sanat galerisi… Madam Niça’nın Yeri… Adada Lokanta… Çiçek Pastanesi ve Eski Kahve bende iz bırakan yerler oldu.

Ve tabiki meydandaki dev çınar ağacı. Dallarının altında oturup çay yudumlamak çok güzeldi.

9

Bozcaada’da geçirdiğimiz 48 saat’in her dakikası dolu doluydu. Öyle ki yaşamımın geri kalan eylüllerinde fırsat buldukça Bozcaada’yı ziyaret etmek için kendi kendime söz verdim. Her eylül, özellikle de bağbozumu sonrası…

Mevlana “Seyahat, gücü ve aşkı hayatınıza geri getirir” diyor.

Bozcaada tam da böyle bir seyahat için iyi bir başlangıç noktası.

Üç Güzel Şey!

Yaşamda karşılaştığım hoşlukları paylaşmaya çalışıyorum “Üç Güzel Şey” diyerek.

Aklımda hep şair Gülten Akın’ın “İlk Yaz” şiirinden dizeler.

“Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya”

**

Kabalıkların altını kalınca çizerek, güzel şeyleri görmezden gelerek yaşıyoruz sanki.

Belki bilmek istersiniz, farketmemişsinizdir diye bir saksı, bir mezar taşı ve bir sergi paylaşıyorum bu kez.

muduru

Saksı

“Çiçekler, doğanın renkli kırılgan çocuklarıdır.”

Böyle diyor Mudurnu Belediyesi.

Sokakları güzelleştirirken, şiirsel bir mesaj güzel olmamış mı? Benim çok hoşuma gitti.

mezar1Karı ve Koca Mezar Taşı

Mardin Müzesi’ndeki bu mezar taşı üzerinde Grekçe şöyle yazıyor;

“Papinios oğlu Aigeos yaşarken ve aklı başındayken kendine ve eşi Kyriate için yaptırdı. Anısı hoş olsun” Aklı başındayken… Hoş değil mi?

img_3154

Zamanın Sessiz Tanıkları

Antalya Kültür Sanat, “Zamanın Sessiz Tanıkları – Merey Koleksiyonu’ndan Seçkiyle Türk Resminde Portre – Otoportre” sergisine evsahipliği yapıyor. Sergi bugüne kadar Türkiye’de açılmış en kapsamlı portre sergisi. İbrahim Çallı, Nuri İyem, Neş’e Erdok,  Bedri Rahmi, Abidin Dino, Mehmet Güreli gibi farklı dönem ve üslupları temsil eden sanatçıların eserlerini göreceksiniz. Ve benim hayranı olduğum tiyatro sanatçısı Zerrin Tekindor’un iri gözlü kadın portresini.

Sığacık… Ege’nin Hamsisi

Günümüzde teknoloji ve sosyal ağlar sayesinde kaşifler çoğaldı, keşifler hızlandı. Bir bölgenin “turizm çılgınlığı”ndan nasibini alması fazla uzun sürmüyor. “Tam kafama göre sessiz sakin bir yer buldum” diyorsunuz, bir sonraki gidişinizde o sakinlikten eser kalmamış.

1992 yılıydı… Sabah Gazetesi muhabiriydim… Bir haber için Çıralı’ya gittiğimde köylülerin “sakın haber yapma, bütün insanlar buraya üşüşür, huzurumuz kaçar” dediğini hatırlıyorum. Haksız değiller.

Askerliğini 20 yıl önce İzmir’de yapan ve Ege’yi karış karış gezen biri olarak son yıllarda bu bölgelerde yaşanan gelişmeyi hayretle gözlemliyorum.

Sözü Sığacık’a getireceğim….

Türkiye‘de Sakin Şehir Ağı Citta Slow’un ilk üyelerinden biri olan İzmir’in Seferihisar ilçesinin en çok ziyaret edilen mahallesi Sığacık…

Daha birkaç yıl öncesine kadar kendi halinde bir balıkçı köyü olan Sığacık, son dönem tatilcilerin en gözde rotalarından biri.

s1

Biz Bozcaada – Asos – Ayvalık dönüşünü geçerken uğradık… Yoğun ilgi nedeniyle yer bulamadık. Hangi pansiyona sorduysak yer yoktu.

“Ege’nin Hamsisi” dizisinin çekildiği Sığacık’ta dizi turizmi patlamış. Firtuna Şevket’in Kaleiçi’ndeki mekanı Göksu Kafe’de yer yok. Tıklım tıklım… Tatilciler restoranın önünde fotoğraf çektirmek için yarışıyor.

s4

Biz de oturduk kabak çiçeği dolması, yaprak sarması ve ev yapımı baklavanın tadına baktık. Enfesti. Kendimizi dizi setinde sandık.

Ata Demirer’in Olanlar Oldu filminin çekimleri de burada gerçekleşmiş.

Sığacık’ta özellikle hafta sonları yer bulmak zor muş.

s3

Çiçeklerle bezenmiş dar sokakları, sahildeki balıkçı lokantaları ile cazibe merkezi bir yer.

Sığacık sakini ev hanımları birbirinden lezzetli börek, sarma ve tatlılar ile yöresel lezzetleri evlerinin önünde açtıkları tezgahlarda ziyaretçilerine sunuyorlar. Yine hemen her evin önünde el emeği göz hediyelik eşyalar satılıyor. Gezerken bir yandan alışveriş yapıp bir yandan atıştırabilirsiniz.

**

Dip not: Kızmasınlar ama Sığacık sakinleri son dönemde gördükleri yoğun ilgi nedeniyle şımarmış olsa gerek… Kaleiçi olarak tabir edilen bölgede ara sokaklarda dolaşırken, begonviller ve türlü çiçeklerle renk cümbüşünü andıran pencerelerin önünde fotoğrafı çektirmek isteyen tatilciler sıkça “sandalyelere oturmayınız” “Masa ve sandalyeleri resim çekmek için kullanmayınız” şeklinde uyarı yazılarıyla karşılaşıyor. İnsan evine gelen misafirine “koltuğa düzgün otur, yerlere çekirdek kabuğu atma, çayı karıştırma, kahveyi dökme vb.” uyarılarda bulunur mu?

Sığacık’ta en az 10 evin penceresinde bu tip uyarılar görünce, bir Antalyalı olarak çok şaşırdım ve garipsedim doğrusu… Sığacık’ta güzel bir pencerenin önünde selfie yaparken fırça yiyebilirsiniz benden uyarması.

Seferihisar’a 5, İzmir’e 52 kilometre, Adnan Menderes Havalimanı’na ise 70 km uzaklıkta. İzmir’den otomobille yaklaşık 1 saatte Sığacık’a ulaşabilirsiniz.

Amasra… Kuzeydeki Akdenizli!

Rivayet odur ki; Fatih Sultan Mehmet, Amasra’yı görünce “Lala Lala, Çeşm-i Cihan  – dünyanın gözbebeği – bu mu ola?” demiş.

Bir Karadeniz yolculuğumuz sırasında yolumuz tesadüfen düştü Amasra’ya… Bartın’dan kuzeye doğru Karadeniz ormanları içinde, yeşilin binbir tonu arasında muhteşem bir yolculuktan sonra Kuzey’deki Akdenizli’yle karşılaştık.

Mutlaka yolu uzatıp Bakacak Tepesi’nde mola vermelisiniz. Zira Amasra’yı tepeden gören harika bir nokta. Burada mutlaka Çaycı Yaşare Abla’nın közde demlenmiş çayını içip soluklanmalısınız.
Mutlaka yolu uzatıp Bakacak Tepesi’nde mola vermelisiniz. Zira Amasra’yı tepeden gören harika bir nokta. Burada mutlaka Çaycı Yaşare Abla’nın közde demlenmiş çayını içip soluklanmalısınız.

Gittiğimizde bayram tatiliydi ve yoğun bir trafik vardı. Amasralılara sorduk yaz aylarında hafta sonları hep kalabalık mış… Otopark stresi yaşamak istemiyorsanız, aracınızı Amasra’nın girişinde park edip, yürüyerek ya da bulursanız taksi ile şehir merkezine gitmek akıllıca olur. Biz öyle yaptık.

3

Kalabalık sahili, neşeli ve misafirperver insanları, denizin kokusu, sahil boyunca dizilen ve Karadeniz’in zenginliğini lezzetli bir şekilde sunan balık restoranları ile Amasra, bende bir Karadeniz kentinden daha çok Akdeniz’deki bir sahil beldesi izlenimi uyandırdı.

905

Sahil boyunca yan yana dizili balık restoranları harika. Mutlaka küçük mezgit tavayı denemelisiniz. Ve olmazsa olmazı 30’a yakın farklı malzeme ile yapılan, turptan çiçeklerle süslenen “Amasra Salatası”. Salatanın marka olması bana enteresan geldi. Yakında coğrafi işaret de alınırsa şaşmamalı.

6

Amasra Ceneviz Kalesi UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde. Kale yolu üzerindeki sokak çalgıcıları bir harika… Yolun çevresinde irili ufaklı pek çok hediyelik eşya dükkanı var.

8

Ceneviz Kalesi’ne giderken yol üzerinde eski evler göze çarpıyor. Bazı evlerin dış cephesi, Karadeniz’in kış aylarında eser sert rüzgar ve dalgalardan etkilenmemesi için teneke ile kaplanmış.

1

Karadeniz turu planlıyorsanız rotanıza mutlaka Amasra‘yı da eklemeyi ihmal etmeyin.

7

 

Datça’da beyaz bir Japon gülü

Çocuklarımla birlikte yaptığım yolculuklar beni büyütüyor, geliştiriyor. Yolculuklar da baba olmanın sırrını çözmeye doğru bir adım daha attığımı hissediyorum.

Çünkü “baba” olmaktan anladığım “keşfetmek”tir benim.

Sevdiğim coğrafyaları çocuklarımla birlikte keşfetmek arzusuyla doluyum.

Baba olmaktan anladığım “sevgi”dir. Mesela şu anda, uçsuz bucaksız Akdeniz’in tüm mavilerini ciğerlerime çekerken sevinçle, yüzümde belli belirsiz bir tebessüm, şükrediyorum.

Şu sıralar birlikte çokça şiir okuyoruz, şairlerin yaşamlarını keşfediyoruz. Ayak izlerini takip ediyoruz. (Şimdi bu ziyaretler onlar için çok bir şey ifade etmese de bir gün beni anlayacaklarını umuyorum)

Efe ve Ege ile en keyifli yolculuklarımızdan birini Datça’ya yaptık. Can Yücel’in evinin de olduğu küçük şirin Ege kasabası. Can Baba’nın evi Eski Datça’da. Eski taş evler, saksılarda rengarenk çiçekler, badem ağaçları, şirin kafeler, el işi atölyeleri.

Can Baba’nın kapısı çoğunlukla kapalıymış. Ama kapısında durmak bile güzel. Kapı ve duvarlara bolca “Gezi” ruhu sinmiş.

 

 

O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkıyalar

Onlar da olmasalar

Benim gayri kimim var?

 

 

Büyük şair Can Yücel’in Datça’daki evinin kapısı…

Hiç şüphe yok ki, asırlar geçse de Can Baba’nın sözleri ve O çocuklar yaşayacak…

**

Birden işitilmez olsun ayak seslerim;

Gölgem bir başka sokağa sapıversin;

Unutayım bir anda her şeyi,

Nerde oturduğumu,

Bir tuhaf adem olduğumu Can adında.

Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi,

Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma;

Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah,

İlk defa görmüş gibi dünyayı,

Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi;

Hatırlamam artık değil mi, dostlar,

Hatırlamam artık garipliğimi?

Can Yücel

**

İçimdeki karanlığı patlatacağım

Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla

Ağlaya ağlaya

Yepyeni bir insan

Pırıl pırıl bir can

bitecek toprağa…

Can Yücel’in Datça’da yobazlar tarafından parçalanan mezar taşları evinde bahçenin bir köşesinde ibretlik duruyor. Ve beyaz bir Japon gülü ziyaretçileri selamlıyor.

Sinekli Bakkal, sadece bir roman adı değilmiş. Eski Datça’da sevimli bir bakkal var.

Eski Datça’da adı gibi renkli ve marifetli bir güzel mekan: Hürriyet Abla Marifetli Eller.

Datça akşamları bir başka güzel. Sahil boyunca kurulan masalarda, denizin binbir lezzeti sunuluyor.

İlle de mekan önerisi isteyenlere: Fevzi. Nar ağaçları ve begonviller altındaki masalarda yemek keyfi.

İlçe meydanında kurulan Açıkhava pazarında el sanatları ürünleri satılıyor… Efe ve Ege ebru yapmayı öğrendi.

Anı olarak Datça Havası ve Birten Engin Naliş’in “Mutfak Büyücülerimden Masallar” kitabını aldık.

Datça’da her yer badem ağacı, bademle ilgili sayısız lezzet var. Badem kahvesi ve bademli kabak çiçeği dolmasını mutlaka tatmalısınız.

Knidos ve Sanat Festivali, Palamutbükü Yakaköy etkileyci coğrafyalar. Datça’ya gitmişken, buraları da görmek lazım.

Marmaris-Köyceğiz karayolunda sıradan bir portakal tezgahı… Yıllarca lüks otellerde barmenlik yaptıktan sonra köyüne dönen Onur adında bir genç tezgahtar var. Fotoğraftaki lezzet bildiğiniz frenk yemişi…ama Onur, Frenk yemişini soyduktan sonra dilimliyor, üzerine limon sıkıp, karlama serperek ikram ediyor. İnanılmaz bir lezzet.

 

Mezopotamya’nın Kalbinin Attığı Yer; Mardin Müzesi…

Mardin Müzesi’nin davetiyle Türkiye’nin çeşitli kentlerinden blog yazarları “Blog Buluşması” için Mardin’deydik. Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan’ın, çalışma arkadaşlarının ve ailesinin yakın ilgisiyle rüya gibi bir seyahat gerçekleştirdik. Ne yazsam eksik kalacak. Unuttuklarım için peşinen affola.

Mardin, kuzey Mezopotamya’da bir yamaç üzerine yerleşmiş, 11. yüzyıl ve sonrası bine yakın tescilli kültür varlığı olan bir kent. Mardin Müzesi bu kentin göbeğinde yer alıyor. Aslında kentin kendisi bir müze desem abartmış olmam… Kentin merkezinde 1895 yılında inşa edilen Süryani Katolik Eski Patrikhanesi 1995 yılından beri Müze olarak kullanılıyor.

4

Müzeler yaşamları değiştirebilir

Mardin Müzesi, son dönemde müze olmaktan çıkıp adeta kenti ve kentliyi kucaklayan, üreten, düşünen kısaca yaşayan ve yaşatan bir yer haline gelmiş. Kuşkusuz bunda Müze Müdürü Nihat Erdoğan’ın dinamizmi ve olağanüstü gayretinin büyük payı var.

Mardin Müzesi’nin kapısından içeriye adımınızı attığı andan itibaren müze ziyaretçisiyle iletişime geçiyor, adeta sizinle konuşuyor.

1
Ziyaretçilerin gördükleri objeleri ve kültürel el sanatlarını deneyimleyebilecekleri bölümler var. Müzenin fark yaratan uygulamalarından birisi bu. Pek çok atölye var. Karagöz ve Hacivat, çivi yazısı atölyesi, heykel, mozaik, ahşap yakma, kukla, seramik, linol baskı atölyesi, müzik atölyesi… Yaz aylarında uzun soluklu atölyeler düzenleniyor.

Müzenin girişinde kendimizi küçük bir darphanenin içinde bulduk. Görevlilerin yardımı ile Mardin yöresine ait tarihi uygarlıkların paralarını bastık. Yine hemen bir başka atölyede yöreye özgü dokuma kumaştan hazırlanan çantanın üzerine kök boya ile şahmeran figürü bastım. Bir başka blog yazarı arkadaşım ebru atölyesinde kendi ebru tablosunu yaptı. İnanılmaz keyif aldık.

Hemen belirteyim tüm bu atölyelerde para basmak dahil her şey ücretsiz. Dilerseniz müzeye bağış yapabileceğiniz küçük bir bağış kutusu var. Gönlünüzden ne koparsa. Size kalmış.

Ayrıca seramik atölyesinde hediyelik eşya üretimi de yapılıyor. Yine müzenin çevresindeki mahallelerde oturan kadınların gönüllü olarak katıldığı dikiş nakış atölyesi var. Buralarda üretilen el emeği göz nuru eserler, dükkanlarda satılıyor. Bir işletme modeli oluşturulmuş.

Müzenin hemen yanındaki bir bina Mutfak Atölyesi olarak düzenleniyor. Henüz tam olarak faaliyete geçmemesine karşın, gezimiz boyunca öğle ve akşam misafir olduk. İnanılmaz yöresel lezzetler tattık. Ellerine sağlık.

ark

Benim için müzenin en etkileyici bölümlerinden biri Arkeopark oldu. Müzenin bahçesindeki arkeoparkta çocuklara arkeoloji eğitimi verildiğini öğrenmek mutluluk vericiydi. Eserlerin müzeye nasıl geldiği ve kazı yapmanın serüveni çocuklara anlatılıyor. Çocuklar, toprağa gömülü eserleri arkeologlar eşliğinde çıkarıyor. Müzenin en önemli ziyaretçileri çocuklar. Dokuz yılda 100 binden fazla çocuk müzeyi ziyaret etmiş. Çocukların müze kültürünü eğlenerek, yaşayarak ve yaparak öğrenebileceği bir zemin oluşturulmuş. Masal atölyesinden yaratıcı dramaya kadar onlarca atölye var. Geleneksel meslek erbapları müze içinde görev alıyor. Yaparak yaşayarak öğrenirken, müzeye gelen her çocuk mutlu ayrılıyor.

28

Uluslararası ödüller

Mardin Müzesi 7 Kasım 2014 tarihinde 14’üncüsü Sydney’de düzenlenen Uluslararası Tasarım İletişim Ödülleri’nde müze eğitim çalışmaları ve Arkeopark ile “Gençlere Yönelik En İyi Program” dalında dünya birincisi olarak “Altın Ödül” kazanmış.

“Shining Star Awards” 2014 yarışmasında “Eğlencenin Yıldızları – En İyi Müze” kategorisinde birincilik ödülü Mardin Müzesi’ne verilmiş.

Yine Mardin Müzesi’nin “Müzeler Yaşamları Değiştirebilir!” adlı müze eğitim programı Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu olan Europa Nostra’nın “Avrupa Kültürel Miras Jüri Özel Ödülü”ne değer bulunmuş.

Mardin Müzesi Müdürü Nahit Erdoğan’ın sözleri önemli;

“Mardin Müzesi olarak kendi kültürel mirasını, geçmişini merak eden bir toplum yaratma felsefesiyle hareket ediyoruz. Farkındalık kurumu olarak çalışıyoruz. Müzeler, değişen topluma ayak uydurmakla kalmayıp değişimin öncüsü olma rolünü de üstlenmelidir.

Bir sloganımız var: müzeler yaşamları değiştirebilir.

Yemekler kayboluyor, müzik kayboluyor, gelenek görenekler kayboluyor, bunların fark edilmesine yönelik topluma yönelik ilişkilerimizi devam ettiriyoruz.”

Müze eğitim uygulamalarının etkin tanıtımı, eğitim programlarının takibi için oluşturulan www.arkeoparktabirgun.com ve www.mardinmuzesi.gov.tr web ve sosyal medya hesaplarından öğretmenler başta olmak üzere herkesin geniş kapsamlı bilgiye ulaşabilmesi sağlanıyor.

6

Nadide Koleksiyonlar

Anlatacak o kadar çok şey var ki daha müzenin salonlarına giremedik. Mezopotamya’nın kalbi sanki Mardin Müzesi’nde atıyor. Arkeolojik Kazılar Salonu, İnanç Salonu, Ticaret Salonu, Yaşam Salonu’nda birbirinden ilginç ve nadide koleksiyonlar var. Bölgede yapılan onlarca kazıda ortaya çıkan ve günümüzden 12 bin yıl öncesine ışık tutan nadide eserler müzede sergileniyor.

Müzenin ziyaretçileri ilk karşılayan koleksiyonlarından biri Boncuklu Tarla buluntuları… Dünyada tespit edilen en eski yerleşim yeri olduğunu öğrenince şaşırdık… Karbon testlerine göre Boncuklu Tarla, Göbeklitepe’den bile 2-3 bin yıl geriye gidiyor. Boncuklu Tarla’dan çıkan eserlere göre 12 bin yıldır süsleniyoruz. Ve bir dip not: 12 bin yıl önce erkekler kadınlardan daha çok süsleniyor muş.
Müzenin ziyaretçileri ilk karşılayan koleksiyonlarından biri Boncuklu Tarla buluntuları… Dünyada tespit edilen en eski yerleşim yeri olduğunu öğrenince şaşırdık… Karbon testlerine göre Boncuklu Tarla, Göbeklitepe’den bile 2-3 bin yıl geriye gidiyor. Boncuklu Tarla’dan çıkan eserlere göre 12 bin yıldır süsleniyoruz. Ve bir dip not: 12 bin yıl önce erkekler kadınlardan daha çok süsleniyor muş.

Ilısu Barağı kurtarma kazıları, Dara Antik Kenti, Cizre ve Mardin Kalesi kazı alanlarında çıkan eserlerin değerlendirildiği salonlar dikkat çekiyor.

Bilinen en eski tapu senedi de Mardin Müzesi’nde sergileniyor. MÖ 9-7 yy’a ait Asurlular’dan kalma bu minik tapu senedi – tablet -  Mardin Gırnavaz’da bir meyve bahçesi satışı için verilmiş. Bu tarihi belgeye göre kapitalizm ve mülk edinme Anadolu’da doğmuş diyebiliriz.

Bilinen en eski tapu senedi de Mardin Müzesi’nde sergileniyor. MÖ 9-7 yy’a ait Asurlular’dan kalma bu minik tapu senedi – tablet –  Mardin Gırnavaz’da bir meyve bahçesi satışı için verilmiş. Bu tarihi belgeye göre kapitalizm ve mülk edinme Anadolu’da doğmuş diyebiliriz.

Mardin Müzesi’nde “Sahte Eserler Salonu” var… Evet yanlış okumadınız, güvenlik güçlerince ele geçirilen sahte eserler, “dolandırıcılık” konusunda toplumu bilinçlendirmek ve farkındalık yaratmak için sergileniyor.

Güncel sanat aktivitelerinin olduğu sanat galerisi, konferans salonu, yaz ayları için 500 kişilik amfi tiyatro, ihtisas kütüphanesi, tam donanımlı restorasyon analiz laboratuvarı var. Türkiye’nin her yerindeki yapıların harç ve derz tahlilleri yapılıyor.

kitap

Müzenin Çocuk Kütüphanesi’nde 3 bin kitap var. Biz gezerken içerisi cıvıl cıvıldı. Her zaman böyleşmiş. Dara Antik Kenti’ni gezerken 7-8 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim Neslihan, Ahmet Arif’ten ve Nazım’dan şiirler okudu. Zindan’da güller açtı… Müzenin çocuk kütüphanesindeki şiir atölyesinde öğrendiğini söyledi.

18

Çocuk Kütüphanesi’ni gezerken camın kenarındaki içi küçük kağıt parçaları dolu iki kavanoz dikkatimi çekti. “Bir dize de sen bırak” adlı bir çalışma yapmışlar. Kütüphanenin önünden geçen büyük küçük herkes kavanozdan bir kağıt çekiyor, tıpkı niyet çekmek gibi… Dilerseniz siz de kağıda içinizden geçen bir kaç dizeyi yazıp atıyorsunuz. Ben o anda aklıma gelen Nazım’ın “Yaşamak bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerini yazıp attım.

Mardin Müzesi'nin yanındaki Kültür Sokağı adeta instagram sokağı olmuş durumda.
Mardin Müzesi’nin yanındaki Kültür Sokağı adeta instagram sokağı olmuş durumda.

Çiçek üretiyor, sokakları güzelleştiriyor

Mardin Müzesi’nin çiçek serası var. Müzenin dışında komşu mahallelerin sokak çiçeklendirmesine de destek veriliyor, avlular güzelleştiriliyor.

Uçurtma festivali, köylerde sanat atölyeleri, Leyli geceleri, Bilale Şenliği yapılıyor.

Mezopotamya’da hasat 1950’lere kadar kutlanırmış, Mardin’in Bilale Köyü’nde arpaların biçilmesi şerefine “Bilale Şenliği Hasat Bayramı” düzenlenirmiş. 1950’lerden sonra bu gelenek kalkmış. Mardin Müzesi son üç yıldır bu geleneği yeniden canlandırmış. İnsanlar yeniden köylerine dönmeye başlamış. Bilale Köyü'nü Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan rehberliğinde gezdik.
Mezopotamya’da hasat 1950’lere kadar kutlanırmış, Mardin’in Bilale Köyü’nde arpaların biçilmesi şerefine “Bilale Şenliği Hasat Bayramı” düzenlenirmiş. 1950’lerden sonra bu gelenek kalkmış. Mardin Müzesi son üç yıldır bu geleneği yeniden canlandırmış. İnsanlar yeniden köylerine dönmeye başlamış. Bilale Köyü’nü Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan rehberliğinde gezdik.

Mardin’de yaşayan insan hazinesi olabilecek bir çok değer var. Bakırcılar, demirciler, marangozlar, kalaycılar, semerciler, telkâri ve taş ustaları. Mardin Müzesi bu değerleri yaşatmak adına çalışmalar yürütülüyor.

Yine engellilerin de müzeyi rahatça gezebilmeleri adına “Engelsiz Müze” projesi ile düzenlemeler yapılmış.

reyhani

İki yıldır her cumartesi müzede Leyli Geceleri düzenleniyor. Biz de güzel bir eylül akşamında Mezopotamya’ya karşı Reyhani Müzik ekibinden Anadolu’nun kadim ezgilerini dinleme fırsatı bulduk. Mardin’e giderseniz bu etkinliği kaçırmayın. Leyli Gecesi’nde dinlediğimiz Cizreli sanatçı Abdurrahman Oğuz’un türküleri ve Mehmet Fidan’ın Reyhani Oyunu gönlümüze kazındı. Abdurrahman ağabey Mardin yolculuğumuzda zaman zaman bize eşlik etti. Kasimiye Medresesi’nin avlusunda bizi kıramadı ve bir uzun hava seslendirdi ki tüylerimiz diken diken oldu.

Hatırlatma: Leyli Gecesi sadece cumartesi akşamları. Ve ilgi o kadar büyük ki mutlaka internetten rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.

Mardin Müzesi tarafından yerel sanatçıların katkısı ile 5 dilde Mardin’in Sesleri filmi hazırlanmış.  Filmde, Mardin’in geleneksel üç halk ezgisi, 48 müzik sanatçısı tarafından Türkçe, Arapça, Kürtçe, Süryanice ve Ermenice olarak seslendirilmiş. Mardin’in binlerce yıllık somut ve somut olmayan kültürel mirasının, kültürel çeşitliliğinin görünür kılınması, tanıtılması ve yaşatılması hedefleniyor. Mutlaka izleyin dinleyin.

Bu arada Mardin sokaklarında dolaşırken Mardin’in ünlü masalcısı Ebu Burak’la tanışma fırsatı yakaladım. Şahmeran ustası ve masal anlatıcısı Ebu Burak’ın dükkanı Mardin Revaklı Çarşı (Sipahiler Çarşısı) da. Mutlaka tanışın. Mardin bienali için hazırlanan bir sanat çalışması Ebu Burak’ın dükkanının önünde duvarları ve sütunları süslüyor. Bu sıradışı çalışmaya “Şehrin Duygu Haritası” adını vermişler. Ne hoş değil mi?
Bu arada Mardin sokaklarında dolaşırken Mardin’in ünlü masalcısı Ebu Burak’la tanışma fırsatı yakaladım. Şahmeran ustası ve masal anlatıcısı Ebu Burak’ın dükkanı Mardin Revaklı Çarşı (Sipahiler Çarşısı) da. Mutlaka tanışın. Mardin bienali için hazırlanan bir sanat çalışması Ebu Burak’ın dükkanının önünde duvarları ve sütunları süslüyor. Bu sıradışı çalışmaya “Şehrin Duygu Haritası” adını vermişler. Ne hoş değil mi?

Mardin Müzesi “Masalcılar Buluşması” kısa sürede tüm Türkiye’nin merak ettiği bir etkinlik haline geldi. Masallar da somut olmayan kültürel miras ve kaybolup gidiyor, masallar unutuluyor, anlatılmıyor. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceleri biliyoruz, Kül Kedisi’ni biliyoruz ama Küllü Fatma’yı bilmiyoruz… Robin Hod’u biliyoruz ama Köroğlu’nu bilmiyoruz… Oysa masalların toplum örgüsünü oluşturmada iyiyi kötüyü öğretmedeki rolü çok büyük… İşte Mardin Müzesi bu coğrafyanın masalları unutulmasın, anlatılsın diye 40 masalcıyı her sene Mardin’de buluşturuyor.

masalcocuk

Mardin’de “Uçan Halı Çocuk Müzikleri Festivali”nin açılışına konuk olduk. Kentin ana caddesi üzerinde gerçekleşen ve müzenin önündeki meydanda sona eren kortej çok eğlenceliydi. Akşam müze bahçesindeki amfide gerçekleşen konser ise ayakta alkışlandı.

Mardin Müzesi Galerisi’nde “Göçebe Tuvaller Sergisi”nin açılışında Mardinli sanatseverlerle buluşma fırsatı yakaladık.
Mardin Müzesi Galerisi’nde “Göçebe Tuvaller Sergisi”nin açılışında Mardinli sanatseverlerle buluşma fırsatı yakaladık.

Mardin şiirdir aslında

Mardinli Şair Murathan Mungan, bir röportajında “Şehirlerin anlamı herkes için farklıdır. Yaşadığın şehir seni biçimlendirir. Mesela Mardin’deki mimari, gözlerimi terbiye etti. Işığın gölgesini içime taşıdım. Belki sen şiirimi okurken o ışık ve gölgeyi görmezsin ama o şiiri var eden ışık ve gölge Mardin’den süzülmüştür. Her şehir sana bir şeyler vermeye hazırdır ama önemli olan senin ne kadar aldığın” diyor.

Küçük Mardin olarak da adlandırılan Kalecik.
Küçük Mardin olarak da adlandırılan Kalecik.

Şair Refik Durbaş Mardin için “taşın ve inancın şiiri” diyor.

Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Süryani, Keldani ve Ezidilerin kardeşçe bir arada yaşadığı, hilalle haçı bir arada görebileceğiniz, ezanla çanı aynı anda duyabileceğiniz kadim kent… Din dil ve ırkın önemi yok burada. Binlerce yıl beraber yaşamışlar bu topraklarda.. Beraber örmüşler bu taş duvarları.

Dara Antik Kenti Nekrepolü’nde Büyük Galeri Mezarı.. Kutsal kitaplarda bahsedilen Ezekiel Peygamberin ruhlara nefes vermesi  ve yeniden diriliş mucizesinin kapı girişinde işlendiği galeri mezar, 573 yılında Sasaniler tarafından savaşta öldürülenlere ithafen Romalılar tarafından 591 yılında yaptırılmış.  Mardin Müzesi’nin çalışmaları sonu 3 binin üzerinde insana ait iskeletin bulunduğu mezar, ziyarete açılmış. Mutlaka görülmeli.
Dara Antik Kenti Nekrepolü’nde Büyük Galeri Mezarı..
Kutsal kitaplarda bahsedilen Ezekiel Peygamberin ruhlara nefes vermesi  ve yeniden diriliş mucizesinin kapı girişinde işlendiği galeri mezar, 573 yılında Sasaniler tarafından savaşta öldürülenlere ithafen Romalılar tarafından 591 yılında yaptırılmış.  Mardin Müzesi’nin çalışmaları sonu 3 binin üzerinde insana ait iskeletin bulunduğu mezar, ziyarete açılmış. Mutlaka görülmeli.

27

Mardin’de dünyanın en büyük üzüm işliğini gezdik. Çelbira (Kırk Kuyu) Üzüm İşliği, tesadüf eseri Google sayesinde bulunmuş… Anadolu’da 2 bin yıldır, üzüm işleniyor, pekmez ve şarap yapılıyor. Çelbira’da 100’e yakın sarnıç açık. Ancak her yerde olduğu gibi burada da yapılaşma tehdidi var.

Yaşayan İnsan Hazinesi Telkari ustası Suphi Usta.. Mardin Müzesi’nin hemen yanında Suphi Usta’nın atölyesi var. Gümüş tellerin neredeyse sanat yapıtı takılara dönüştüğü telkari atölyesine uğramalı son Süryani ustayla tanışmalı, sohbet etmeli, küçük de olsa bir hatıra telkari almalısınız.
Yaşayan İnsan Hazinesi Telkari ustası Suphi Usta..
Mardin Müzesi’nin hemen yanında Suphi Usta’nın atölyesi var. Gümüş tellerin neredeyse sanat yapıtı takılara dönüştüğü telkari atölyesine uğramalı son Süryani ustayla tanışmalı, sohbet etmeli, küçük de olsa bir hatıra telkari almalısınız.

23

Kasımiye Medresesi… Artuklular döneminde 13.yy’da yapımına başlanmış.  15.yy’da Akkoyunlu sultanı Kasım İbn Cihangir döneminde tamamlanmış. Astrolojiden felsefeye pek çok eğitim verilmiş. Medresenin avlusundaki çeşme havuz düzenlemesinde tasavvuf felsefesinde suyun akışıyla doğumdan ölüme kadar geçen insan hayatı ve sonrası simgelenmiş. Çeşmeden çıkan su doğumu, döküldüğü yer bebekliği sonraki bölümler sırasıyla çocukluğu ve gençliği, ince uzun oluk yaşlılığı suların toplandığı havuz ise mahşeri temsil ediyor.

Kasımiye Medresesi...
Kasımiye Medresesi…

Mardin’de farklı din, dil ve kültürlerin bir arada yaşadığı, şehrin huzur ve sükûnetine tanık olduk. Yüzlerce yıl önce Mardin dağlarında safran çiçekleri açarmış. En çok da Deyrulzafaran Manastırı’nın etrafında. Manastır da adını çevresinde yetişen ve günümüzde artık altın değerinde olan bu hoş kokulu bitkiden almış.

Deyrulzafaran Manastırı…
Deyrulzafaran Manastırı…

25

Nusaybin’de UNESCO listesine aday;  Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup Kilisesi’nin içinde yer aldığı Kültür ve İnanç Parkı’nı gezdik.

16

Anadolu’nun en eski camilerinden Mardin Ulu Cami... Avlusunda dinlenmek huzur verici. Minaresindeki desenler ise göz kamaştırıcı.

marin

Marin Antik Kenti, Eskihisar Köyü…  Masallara konu olmuş bir yer.  Tarih boyunca köyün Mistik güçleri olduğuna inanılmış ve ordular uzak durmuş. İskender’in ki dahil hiçbir ordu buraya yaklaşmamış.

Şener Şen ve Meltem Cumbul’un başrolünü paylaştığı “Gönül Yarası” filmi burada çekilmiş.  Haşim Muhtar’ın keçi peyniri enfes. Şanslıysanız tadabilirsiniz.

13
Zindan…

Yöre halkının Zindan adını verdiği binlerce yıllık “Su Sarnıcı” yerin 30-40 metre kadar altına inen mimari harikası bir yapı. Güneş enerjisi ile aydınlatılan sarnıç, farklı ışık oyunları ve muhteşem akustiği ile ziyaretçisini etkiliyor.

2

Bu bir başlangıç…. Türkiye’nin dört bir yanından Mardin Müzesi davetiyle Blog Yazarları Buluşması için geldiğimiz kadim kent Mardin’den emek verilmiş, akılteri dökülmüş örnek projeler, harika dostluklar, güzel tatlarla ayrıldık. Evsahipliği için Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan’a, mesai arkadaşlarına, yol arkadaşlıkları için butopraklar.com, keşfetTV.com, fullantalya.com, esrageziyor.com, ArkeolojikHaber.com, MutluEller.com, istanbulistanbulolali.blogspot.com’a sonsuz teşekkürler. Yeniden buluşmak dileğiyle.

Perge’nin Üç Bin Yıldır Solmayan Laleleri

Perge Antik Kenti Anadolu’daki en görkemli kentlerden biri. Sanki Efes ve Aprodisias’ın gölgesinde ama bence onlardan daha zengin ve ihtişamlı bir yaşamın izlerini görmek mümkün. Antalya Valiliği ve Antalya Tanıtım Vakfı öncülüğünde 2018 yılı Antalya’da Perge Yılı ilan edildi. Perge’yi tanıtan ve dikkat çeken pek çok etkinlik gerçekleştiriliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir grup meraklı ANKA (Antalya Kültürel Miras Araştırmacıları Derneği) üyelerinden Arkeolog Dr. Selda Baybo’nun rehberliğinde Perge’yi gezdik.

perge-4

Rehberimiz, Perge Tiyatrosu’nu gezdikten sonra çıkışta kapının hemen yanında duvarı işaret ederek, çok da fark edilmeyen lale resimlerini gösterdi.

Bordo, eflatun, mor laleler binlerce yıldır yağmurdan ve en önemlisi insanlardan gizlenmeyi başarmış. Perge’nin hiç solmayan çiçekleri…

perge-2

Gezerken Perge Agorası’nda – bugünkü karşılığı pazar yeri – bir mermer blok dikkatimizi çekti. Bir yüzünde kanca ve bıçak diğer yüzünde bir balık figürü işlenmiş. Bildiğiniz kasap dükkanı. Bu bilgi çok hoşuma gitti… Meğer kasaplık bu topraklardaki en eski mesleklerden biriymiş.

Mermer blok üzerine işlenmiş desenlere bakınca o günün koşullarında ince ruhlu ve zevk sahibi bir kasap olduğu anlaşılıyor. Belki de döneminin Nusret’i))

pergee-4

Perge, Antalya’nın 18 kilometre doğusunda, Aksu ilçe sınırlarında, bir zamanlar Pamfilya bölgesine başkentlik yapmış bir kent. Perge’deki akropolisin Tunç Çağı’nda kurulduğu düşünülüyor. Helenistik dönem boyunca eski dünya içerisindeki en zengin ve güzel şehirler arasında sayılan Perge, aynı zamanda Yunan matematikçi Apollonius’un da memleketi.

Hitit İmparatorluğu, Büyük İskender ve Roma İmparatorluğu gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapan Perge Antik Kenti, çok zengin bir tarihi değere sahip. Antalya Müzesi’nde sergilenen birçok eşsiz eserin çıkarıldığı antik kent olan Perge’de hem kazı çalışmaları hem de tarihi kalıntıların restorasyonu yoğun şekilde devam ediyor. Antik kentte tiyatro, stadyum, agora, sütunlu cadde, Helenistik kapı, Güney hamamı gibi büyük bölümleri ayakta olan eserler dikkat çekiyor.

Perge Antik Kenti, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme kapsamında, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne de eklendi.

per-1

Plancia Magna heykeli Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

Binlerce yıl öncesinde, Anadolu topraklarının ilk kadın belediye başkanı Plancia Magna’nın yönettiği, geometrinin mucidi Apollonius’un doğduğu, beyin ameliyatlarının yapıldığı, “Yorgun Herakles” ve “Dans Eden Kadın” gibi heykelciliğin güçlü örneklerini veren heykelcilik okulu merkezi olma özelliklerini taşıyan Perge antik kentinden çıkarılan eserlerin büyük kısmı Antalya Müzesi’nde özel bir salonda sergileniyor.

Perge’de keşfedecek çok şey var. Mutlaka gezmelisiniz.

pergee-5

 

Elmalı’nın Yüzleri

Dağı, yeşili, iklimi, tertemiz sokakları, şirin evleri, misafirperver insanları, zengin gastronomisi ile Elmalı benim için her zaman Antalya’nın başkentidir.

Kurban Bayramı’nda yolumuzu Elmalı’ya düşürdük. Büyüklerin elini öptük, erenlere dua ettik.

Elmalı Müzesi’nin bayramda açık olduğunu görünce ailece girdik içeriye. Müze ücretsiz. Yaz döneminde 08.30 – 19.00 saatleri arasında açık.

Elmalı bölgesi zengin bir tarihi geçmişe sahip…

Bizans döneminde adı “Alimela” iken Beylikler döneminde Teke livasının yönetim merkezi olmuş. 1390’lü yıllardan itibaren Osmanlılar’a geçip uzun yıllar önemini korumuş. Osmanlı yöneticileri Elmalı’yı yazlık başkent olarak kullanmış.

elmali-3

Eski hükümet konağının restorasyonuyla açılan Elmalı Müzesi, Tunç çağından Likya’ya Bizans’tan Osmanlı’ya tüm bu zenginliklerin buluştuğu yer. Özellikle Bayındır, Kızılbel, Karaburun, Hacımusalar, Karataş – Semayük gibi kazı alanlarında bulunan malzemeler sergileniyor. Yolunuz düşerse mutlaka gezin.

elmali-4

Ünlü Elmalı definesi Antalya Müzesi’nde sergileniyor ama burada hikayesinin yer aldığı özel bir bölüm var. Yine bir çok eser Elmalı’dan çıkarılıp Ankara’ya ve Antalya’ya götürülmüş. Hani hep diyoruz ya yurt dışındaki eserlerimiz vatanına dönsün diye… O zaman Elmalı’nın hazineleri de Elmalı da sergilensin.

elmali-1İnsan yüzlü çömlek Elmalı’ya dönsün mesela.

Bayındır da bulunan ana yüzlü tanrıça Elmalı’ya dönsün, posterleri değil orjinali sergilensin.

elmali-2

Müzedeki Kızılbel Mezarı eşsiz… korumayı başardığımız nadir mezarlardan.

Müzeyi kuranları ve yaşatanları kutlarım.

elmali-6