Evlat yetiştirirken büyür bütün babalar aslında

orhan

Hıdırlık Kulesi tanığımdır. Ben hiç büyümedim. 40 yıl önce 40 yıl sonra…

***

Ömür insanın kendisiyle yarıştığı bir arenadır esasen. Kendini, nasıl “insan” sıfatıyla ve dahi doğru bilgiyle beslemiş olmandır mühim olan. Erdem de diyebilirsin buna… Bunu, eşref-i mahlukatın “iyi olma hali” olarak bilirim, kendinle olan yücelmeyi, sevmeyi, bir diğerinden ayırmadan saymayı, değer vermeyi…

Merdiveni dayadığın yaş basamaklarında daha da bilgeliğe, arınmaya, sadeleşmeye başladığını anlayacaksın. İnsan, önce insan olmalı. İnadına insan olmaya adanmış dünün basamaklarında kaç kez tökezlemişsindir, kim bilir? Ama ne önemi var, işte yeni bir basamaktasın…

Evlat yetiştirirken büyür bütün babalar aslında; alın kırışıklığı, göğüsün kabarması, her yeni yaş almalarında fark etmeden esas yaşı almış sırtlanmış çıkıyorsan merdivenleri, onur da senin, gurur da…

İşte Orhan Kardeşim; hayat böyle geçiyor, bir çiçeğin doğurganlığında iki evlat ve harika bir eş ile… Gün sonu elde olan da bu, aile olmak!

Yeni yaşınla ömrün her daim güzel, iyi ve doğrularla geçsin…

Selam ve muhabbetle.

Hüsamettin.

 

Bir çocuğun hayatından ve sağlığından daha değerli hiç bir şey olamaz

Ramazan ayında yoksul bir aileyi doyurmak, hasta bir çocuğu iyileştirmek, gözü yaşlı bir anneyi gülümsetebilmek ibadetlerin en güzelidir. Ramazan’da Fitre ve Zekatlarınızı LÖSEV’e Verebilirsiniz!

koli2

Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası, fidye ve zekât bağışlarınızı da LÖSEV’e vererek yüzde 87’si asgari gelir düzeyinin altında, yüzde 11’inin ise hiçbir sosyal güvencesi olmayan LÖSEV’e kayıtlı yardıma muhtaç hastalara ulaştırılmasını sağlayabilirsiniz.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, bir kişinin günlük asgari gıda ihtiyacını düşünerek bu Ramazan’da fitre ve fidye miktarını 19,00 TL olarak belirledi.

Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi, LÖSEV gibi aracı kurumlar ile de ulaştırılabilir. Bir hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, topladığı zekâtları Kur’an’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa, bu kuruluşlara zekât emanet edilebilir.

LÖSEV, Ramazan’da topladığı fitre, zekat ve fidyeleri hasta ve ailelerine ulaştırmaktadır. Siz de Ramazan’da Lösemili Çocuklarımıza Koli Koli Mutluluk Hediye Edebilirsiniz.

Tüm faturalı hatlardan 3406’ya HAYAT yazıp bir SMS göndererek veya https://www.losev.org.tr/ramazan internet sitesinden bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz.

 

Bu köyde kadınlar ön planda

Sabancı Vakfı’nın toplumsal sorunlara çözüm üreten “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlattığı Fark Yaratanlar programı, dokuzuncu sezonuyla devam ediyor. Fark yaratan çalışmaların kısa videolarının hazırlanıp internette ve televizyonda yayınlanmasıyla projelerin görünürlük kazanmasını ve izleyenlere ilham vermesini hedefleyen Fark Yaratanlar programı, bu sayede toplumsal gelişmeye aktif katılımı artırmayı amaçlıyor.

Dokuzuncu sezonun 11’inci Fark Yaratan’ı köy yaşamını canlandırmak için kurulan Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği oldu.

Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, abisini kaybetmesiyle birlikte doğup büyüdüğü topraklara dönme kararı alan İlhan Koçulu tarafından 2000 yılında kuruldu. Dernekte, Kars’ın Boğatepe köyündeki ağır yaşam koşullarını yönetmenin yolları öğretilirken, bir taraftan da köyün kadınlarına, bitki yetiştiriciliği, mandıracılık ve nesli tükenen tohumlar gibi konularda eğitimler veriliyor. Köyün doğal kaynaklarını tanımanın yanı sıra kadınlar, bilgisayar ve Fransızca gibi farklı branşlarda da eğitimler alarak kendilerini geliştiriyor.

co

‘‘Türkiye’nin ilk eko müzesini kurdular’’

Dernek kurulmadan önce, göç nedeniyle neredeyse insansızlaşmak üzere olan Boğatepe köyünde, derneğin kurulmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. Köyde Türkiye’nin ilk eko müzelerinden biri olan Peynir Müzesi kuruldu ve peynir çeşitliliği artırıldı. Köyün en büyük gelir kalemi olan peynir üretiminin yanı sıra köy sakinlerin de desteğiyle eko-turizm de bir geçim kaynağına dönüştü. Kültür turu için gelen gruplar köyde konaklamaya başladı. Bu sayede 500 kişinin yaşadığı köye senede yaklaşık 7 bin turist gelmeye başladı.

‘‘Bu köyde kadınlar ön planda’’

Köyden kente göçü tam tersine döndüren Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği sayesinde, köyün ekonomisinde kadınlar ön planda yer almaya başladı. Uzmanlar tarafından verilen eğitimlerle şifalı bitkilerden nasıl ilaç üretileceğini öğrenen kadınlar, arıcılık ve hayvancılıkla elde ettikleri ürünlerin de pazarlamasını yaptı. Bu sayede kendi gelirlerini elde etmeye başlayan kadınların, özgüvenleri de artmaya başladı.

Kırsal kalkınmada örnek bir model haline gelen Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin fark yaratan hikayesini 16 Mart 2018 tarihinden itibaren www.farkyaratanlar.org ve www.sabancivakfi.org internet sitelerinin yanı sıra Facebook, Twitter ve Youtube’dan izleyebilirsiniz.

 

Fark Yaratanlar hikayeleriyle ekranlarda

Sabancı Vakfı, Fark Yaratan kişileri televizyon ekranından da izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği ile bir diğer Sabancı Vakfı Fark Yaratan’ı Nöbetçi Kütüphane’nin fark yaratan hikayesi Cüneyt Özdemir’in sunduğu Fark Yaratanlar Programı’na konuk olacak.

Fark Yaratanlar Programı 25 Mart Pazar günü saat 18.15’de CNN Türk ekranında olacak.

Fark Yaratanlar Hakkında:

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişme için hayata geçirdiği Fark Yaratanlar programı 2009 yılında başladı. Başladığı günden bu yana programa 2 bin 300’ü aşkın kişi ve kurum aday gösterildi. Danışma Kurulu’nun seçtiği 171 “Fark Yaratan” kişi ve kurumun ilham veren hikâyelerinin videoları çekildi, internette ve sosyal medyada yayınlandı. Fark Yaratan videoları, Türkiye ve yurtdışında 17 milyon izlenme rakamına ulaştı.

Fark Yaratanlar videolarını izlemek ve paylaşmak için:

www.sabancivakfi.org

www.farkyaratanlar.org

www.facebook.com/FarkYaratanlar

www.twitter.com/farkyaratanlar

www.instagram.com/farkyaratanlar

www.youtube.com/user/turkeychangemakers

www.twitter.com/sabancivakfi

www.facebook.com/sabanci.vakfi

Buğday Tanesi..

Âşık olduğunuzda, yüreğiniz depreştiğinde, “Sevgililer ve Aşk”ı okuyun. Bayram mı geldi? Öyleyse, “Kurban Tarihi”ni okuyun. Bahar mı mevsim? Öyleyse, “Nevruz (Newroz)”u okuyun. Tıp bayramı mı, hekime mi gittiniz? Öyleyse, “Hekimliğin Tarihi”ni okuyun. Tıka basa yemeden önce, “Yeme İçme Uygarlığı”na; tiyatroya, sinemaya gitmeden önce, “Rol Sanatları Tarihi”ne bir bakın. “Üniversite Tarihi”ni okumadan hiç olmaz. Sandığa gitmeden önce de, “Politikacılara Bir Seslenin”i okuyun derim, mutlaka.

“Tarih Ne İşe mi Yarar?”, “Ağrı Dağı”nın sorunu boyundan büyük mü? Zaman Nedir, Nasıl Sayılır; Yılbaşı Nedir? “Savaş ve Barış”ı tarihle anlamak mümkün mü? “Ömür” Nedir? “Ölüm” Nedir? Tüm bunları ve daha fazlasını bir de yazarın gözüyle görmeyi ve kalben duymayı deneyin.

Okurken yazmayı mı merak ettiniz? Öyleyse, “Yazı Üzerine”yi ve “Öyle Bir Yazı Ki”yi okuyun derim. “Kadın”, “Ana”, “İyilik”, “Liyakat”, “Sanat”, “Kültür”, “Fotoğraf”, “Sabah”, “Gönüllülük” veya “Gazeteciler” üzerine bir şeyler mi okumak istediniz? Öyleyse, kapağını açın bu kitabın.

Ve tüm bunları derin, tarihsel bir perspektif ve felsefi yaklaşımla ve en çok da ince bir edebiyat örgüsünden, yani Nevzat Hoca perspektifinden okuyun isterim. Herkes bu kitabın içinde bir yerlerde mutlaka kendince duygular bulacaktır. En çok da iyilikler, güzellikler olacaktır size kalan…

bt

 

 

 

 

Kayaköy… Kanatsız Kuşlar Mezarlığı

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini

Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki

**

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara

Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense

**

Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz

Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…

Ahmet Telli

img_0908

Fethiye’de bir köy var. Adı: Kayaköy. Sanırım kayaların üzerine kurulduğu için bu adı vermişler. Bana sorarsanız insanlık tarihi boyunca hüküm sürmüş bütün taş kalpli siyasetçilere bir gönderme.

Tarih boyunca yüzlerce insan topluluğu, yaşadığı topraklardan göç etmek zorunda kaldı. Kayaköy bunun en taze örneklerinden biri. Henüz bir asırlık bir geçmişi var.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında çoğunluğu Ege ve Akdeniz bölgesinde yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türkler, devletlerarası bir anlaşmayla yer değiştirdi. Mübadele sonucu binlerce insan evini bırakıp, söz de kendi ülkesine göç etti.

Antalya’nın Şarampol Mahallesi’nde Giritli komşularımızın arasında büyüdüğüm için iyi biliyorum.

Onlar hiç kendi topraklarında olmadılar. Gelenler burada yabancı, gidenler orada.

img_0927

İşte Kayaköy eski adıyla Karmylassos tam da bu mübadelenin cansız tanığı.

Bugün müzekartla ya da 5 lira ödeyerek girdiğiniz turistik bir örenyeri. En çok da fotoğrafçıların uğrak yeri. Fethiye içine girdiğinizde yön levhaları sizi Kayaköy’e götürüyor.

Yamaca dayalı evlerin tamamı 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış. Yapıların ahşap bölümleri kapı vs. doğal etkenlik sonucu tahrip olmuş. Duvarlarda çok az da olsa, mavi ve turuncu boya izleri görünüyor. Buradan anlıyoruz ki, aslında kent bugün göründüğünün aksine renkli cıvıl cıvıl bir yermiş.

img_0850

Aslında kentsel mimari açıdan da derslik bir yer. Kentte her biri 50 metrekare büyüklüğünde birbirlerini manzara ve ışık açısından engellemeyen 400 civarında ev var. 2 büyük kilise, 1 okul ve 1 gümrük binası da ayakta.

Ziyaret saatleri 08.00 – 19.00 saatleri arıasında. Ziyaret saatleri dışında bölgeye girmek yasak.

img_0885

Kayaköy sırtını yamaca dayamış ve yüzünü bereketli bir ovaya dönmüş. Kısa bir yürüyüşle yamacın arkasına geçtiğinizde Gemiler Koyu ve muhteşem bir Akdeniz manzarası sizi selamlıyor. Görmeden dönmeyin.

img_0846

Dip not: “Kanatsız Kuşlar”, ünlü İngiliz yazar Louis de Bernières’nin romanının adı. I. Dünya Savaşı’nın son yılları ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Fethiye’nin bir köyünde birlikte yaşayan ve daha sonra göç etmek zorunda kalar Müslüman ve Hristiyan halkın yaşamını konu alıyor. Mutlaka okumalısınız.

img_0790

img_0921

img_0942

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık!

festivall

Esmeray, sahnede “Gel Teskere Gel Teskere” diye seslendiğinde Konyaaltı’nda binlerce insan hep bir ağızdan “Bitsin Bu Hasret” diye bağırmıştık. Babam elime tutuşturduğu turuncu bir Kasımpatı’yı Esmeray’a vermem için beni sahneye göndermişti. Çocuk kalbim hızlı hızlı atarken, sahneye çıkmıştım. Esmeray yanağıma bir öpücük kondurmuştu. (O zaman cep telefonu yoktu, bu yüzden selfie yapamamıştık.)

Bir Barış Manço konseri hatırlıyorum, Konyaaltı Varyantı’ndan sahile insan seli arasında, en az 100 bin kişi hep bir ağızdan “Gül Pembe”yi söylemiştik.

Sahilde çakıltaşlarının üzerine uzanıp yazlık sinemada Kemal Sunal’a katıla katıla güldüğümüz günleri özlüyorum.

Atatürk Caddesi’nde Antalya Lisesi’nin önündeki kaldırımların dili olsa da konuşsa… Televizyon ekranlarından gördüğümüz sanatçılarla “çak” yapabilmek, okul defterine bir imza alabilmek için saatlerce kortej geçişini beklerdik.

**

Altın Portakal mevsimi yaklaşınca hep gözümün önüne yaklaşık 40 yıl önceki bu fotoğraflar geliyor.

**

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık.

Ve Allah biliyor bu durumdan hiç şikayetçi değildik.

**

Günlerdir şehrin dört bir yanındaki billboardları süsleyen festival afişlerindeki “Başrolde Sen Varsın Antalya” başlığını görünce gülümsemem bu yüzden.

**

The End.

Sabah Yürüyüşünde Beydağları’na Gülümseyenler Kulübü

Güne erken başlamayı seviyorum. Kent henüz uykudayken yürüyüşe çıkmayı, taze havayı içime çekmeyi seviyorum. Fırından mahallenin sabah mahmurluğuna karışan taze ekmek ve poğaça kokusunu seviyorum.  Servis beklerken uykulu gözlerle elindeki akıllı telefondan face’e göz atan öğrencileri, mahallenin bekçisi huysuz sokak köpeklerini, üzerine çiğ düşmüş çimen kokusunu, Akdeniz’in falezlere çarpan serinliğini seviyorum.

Aslında her sabah yeni bir hikayenin sayfasını açıyoruz. Her sabah yeni bir hikayeye başlamayı seviyorum.

Sabah yürüyüşlerinde, birlikte yürüdüğüm, selamlaştığım, göz göze geldiğim, ya da gözlerimi kaçırdığım diğer gölge kent sakinleri ile çoğu kez, hiç fark etmeden birbirimizin ayak izlerine basıyoruz. Aynı deniz kokusu içimizde dolaşıp duruyor. Benim soluğum, sizin göğsünüzde, benim heyecanım sizin yüzünüzde, benim yalnızlığım sizin kalabalıklarınıza karışıp gidiyor. Hiç fark etmeden birbirimizin gölgelerini çiğniyoruz.

Son zamanlarda yürürken hayali spor kulüpleri kuruyor, hayali üye kayıtları yapıyorum. “Sabah Yürüyüşünde Beydağları’na Gülümseyenler Kulübü”nü kurdum ilk olarak.

Sonra; “Sabah Yürüyüşünde Mavi Kapak Toplayanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Fırından Sıcak Poğaça Alanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Serviste Okula Giden Öğrencilere El Sallayanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Instagram’a Fotoğraf Yükleyenler Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Çöpçülere Günaydın Diyenler Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Ipod’un Sesini Sonuna Kadar Açanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Kedilerle Konuşanlar Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Çimenlere Uzanıp Mekik Çekenler Kulübü”, “Sabah Yürüyüşünde Adımsayar Kullananlar Kulübü” kuruldu.

Size tavsiyem, zayıflamak, form tutmak, zinde kalmak her ne için spor yapıyorsanız yapın, hemen benim hayali kulüplerimden birine yazılın. Ya da en iyi siz de kendi hayali spor kulübünüzü kurun. Emin olun kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

 

Elinde Işık Parçaları

Antalya Kültür Sanat’ın yeni sergisi Elinde Işık Parçaları – Türk Resminin Paris Macerası 14 Ekim’de açıldı. Sergi Türk resmine damga vurmuş 8 önemli ressamı biraraya getiriyor. Ortak noktaları, uluslararası sanat ikliminde resim yapmak amacıyla 1945-1960 yılları arasında Paris’te yaşamaları olan Fikret Mualla, Abidin Dino, Avni Arbaş, Nejad Melih Devrim, Mübin Orhon, Selim Turan, Albert Bitran ve Hakkı Anlı’nın toplam 54 eseri sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Umarım gezersiniz.

abidindino

Nazım Hikmet, dostu, ressam Abidin Dino’nun Yürüyüş isimli resmini şöyle yorumlamış;

Bu adamlar, Dino

ellerinde ışık parçaları

bu karanlıkta, Dino

bu adamlar nereye gider?

Sen de, ben de, Dino

Onların arasındayız,

Biz de, biz de Dino

Gördük açık maviyi…

aks-17

Antalya’nın Çocuk Kalbi

Antalya’nın ilk sanayi tesislerinden Dokuma Fabrikası’nda bir zamanlar işçi çocuklarının gittiği Kreş Binası, Kepez Belediyesi tarafından dünyanın en güzel Oyuncak Müzesi’ne dönüştü.

Antalya’daki blogger arkadaşlarla Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü’nün özel davetiyle Anadolu Oyuncak Müzesi’ni ziyaret ettik. Başkan’ın rehberliğinde 3 saate yakın dolaştık. Tek kelimeyle rüya gibiydi. Büyülendik.

Nihayetinde hepimiz biraz çocuğuz.

Ya da büyük şair Edip Cansever dediği gibi; “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor…”

img_7047

İzlenimlerimi www.fullantalya.com’da okuyabilirsiniz.

Uzun yaşamın sırrı insanlara yardım etmek

Dr. Shigeaki Hinohara, Japon tıbbının temellerini atan ve yaptığı çalışmalarla ülkenin ortalama yaşam süresini uzatan doktor olarak tanınıyor.

Dr. Hinohara 18 Temmuz’da tam 105 yaşındayken hayatını kaybetti. Ölmeden bir kaç ay öncesine kadar sağlıklı bir şekilde yaşadı, günde 18 saat çalıştı, önümüzdeki beş yılı da kapsayan bir randevu defteri tuttu ve hasta kontrollerine devam etti.

Dr. Hinohara’nın sağlıklı yaşam için verdiği tavsiyeler geçenlerde Japan Times gazetesinde yayınlandı. Tavsiyelere kulak vermekte fayda var:

  • Japonya’da emeklilik yaşı 65 olarak belirlenmiş durumda. Fakat o dönemde ortalama yaşam süresi 68 yıldı. 2015 yılında ise Japonya’da ortalama yaşam süresi 84’e yükseldi. Dolayısıyla, emeklilik yaşının da yükseltilmesi gerekiyor. 65 yaşından önce emekli olmayın.
  • Hayatın anlamı, diğerlerine yardım etmek. Her sabah uyanın ve insanlara yardım etmeye, insanlar için güzel şeyler yapmaya odaklanın. Bugünün, yarının ve önümüzdeki beş yılın hedefi, insanlara yardım etmek olmalı.
  • İyi beslenmek ya da yeteri kadar uyumak konusunda endişe etmeyin. Eğlenin ve hayattan keyif alın. Çocukken nasıl eğlendiğimizi hepimiz hatırlarız. Eğlenirken yemek yemeyi ve uyumayı çoğu zaman unuturduk. Yetişkin olarak da aynı şekilde davranmaya devam edebiliriz. En iyisi, bedeni uyku saati, yemek saati gibi kurallarla sınırlamamak.
  • Uzun yaşamak istiyorsanız, fazla kilolu olmayın.
  • Doktorunuzun söylediklerine körü körüne uymayın. Ben müzik ve hayvanlarla birlikte olmanın doktorların sandığından çok daha iyi bir terapi olduğunu düşünüyorum.
  • Her zaman merdivenleri kullanın ve kendi eşyalarınızı taşıyın. Ben her defasında iki basamak birden atlıyorum ve böylece tüm kaslarım çalışıyor.
  • Ağrının üstesinden gelmek için eğlenin. Ağrı gariptir, şaşırtıcıdır; onu unutmanın tek yolu eğlenmektir.

Yazının tamamını okumak için; https://www.dunya.com/surdurulebilir-dunya/uzun-yasamin-sirri-insanlara-yardim-etmek-haberi-381081