Unutulacak Dünler

Korona Günleri’ndeyiz. Tüm dünya kocaman bir hapishane, evler tecrit odaları. İyi tarafı daha çok çocuklarla beraberiz. Belki de hiç olmadığımız kadar.

Birlikte vakit geçirirken, Onların filmlerini izliyor, onların müziklerini dinliyor, çoğunlukla onların sevdiği mönüleri yiyoruz.

İşte öyle bir anda, yine Onların listelerini dinlerken hoşuma gitti ve dilime takıldı bu şarkı. Belki de unutulacak bir dünü yaşadığımızdan.

Gazapizm söylüyor.

Unutulacak dünler
Yaşanılacak günler var
Öyle günler var
İnan
Yalanmış ziyanmış hayat deyip gitme…

**

Sanal dünya bir alem. Youtube’da videonun altına yapılan yorumlar enteresan. Youtube filozof dolu;

Biri diyor ki; “Annem için diğer mezarlardan çaldığım çiçekler geldi aklıma. Çocukluk işte, cepte para olmayınca. Ölüler paylaşmayı bilirler, diriler gibi değillerdir…

**

Bir diğer yorumda:

“Allah Kimseyi Yorumları Okuyacak Kadar Yanlız Bırakmasın” demiş.

**

Şu karantina günlerinde her şeye ilaç şarkı. tek kelime ile muhteşem.

**

Kazanmak kirlidir. Kaybedelim; insan kalırız.

**

Hiç aklıma gelmezdi bir rap şarkısında Müslüm şarkısı gibi hüzünlenebileceğim.

**

DOKTOR: 3 dakika ömrün kaldı son bir isteğin var mı?

BEN: Gazapizm unutulacak dünler aç

DOKTOR: Ama o 5 dakika

AZRAİL: Tamam sorun yok…

Isparta Halı Müzesi

Çocukluğumda, hatırlıyorum evimizde iki adet büyük boy el dokuması Isparta halısı vardı. Annem özel olarak dokutmuştu. Açık krem rengiyle çok gösterişliydiler. Uzun yıllar evimizin salonunu süslediler. Sonra… sonra kıymetini bilemedik işte. Şimdi kimbilir kimin evini süslüyorlar.

Artık ekonomik nedenler ve değişen sosyo-kültürel alışkanlıkların etkisiyle fabrika halısı daha çok tercih ediliyor. El dokuması halı çok kıymetli ve bir o kadar da pahalı. Anadolu’nun bir çok yerinde halı tezgahları sustu. Oysa genç kızlar için en özel çeyizlikti o halılar.

Fatih Kısaparmak’ın bir döneme damga vuran Kilim türküsünde geçen “Kilim Sevdadır Özlemdir Derttir İstektir.” cümlesi halı ve kilim kültürünü ne güzel anlatıyor.

20

Isparta, doğal güzellikleri ve gastronomisiyle her zaman gitmekten büyük mutluluk duyduğum bir yer. Isparta’ya gitmek için artık bir nedenimiz daha var; Halı Müzesi. Aslında 2013 yılında açılmış ama ben geç keşfettim.

Prof. Dr. Turan Yazgan Etnografya Müzesi, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük halı ve kilim müzesi özelliğini taşıyor.

Isparta Belediyesi  tarafından hizmete açılan müzede, çoğunluğu el dokuması 3 bin 500’ün üzerinde halı ve kilim bulunuyor. Anadolu’nun dört bir yanından el emeği göz nuru halı ve kilimler göz kamaştırıyor.

11

Isparta’nın terası olarak bilinen Gökçay Mesirelik Alanı girişindeki müzenin dış cephesinde, dev boyutlarda 3 adet gül heykeli var. Müzenin kapısı, Belediye Ahşap Ağaç Oymacılığı Sanat Merkezi’nde 32 usta tarafından yapılmış.

On katlı müzenin son katı seyir terası. Tavsiyem gezmeye son kattan başlayın. Asansörle çıktığınız terastan Isparta’nın tamamını kuşbakışı görebilirsiniz. Yürüyerek aşağıya inerken tüm katları detaylı olarak gezebilirsiniz.

6

Etnografya araştırmacısı İsmail Ateş, halı imalatçısı Hasan Büyükçam ve halı portre sanatçısı Ahmet Aksakal’ın bağışları müzenin en önemli koleksiyonlarını oluşturuyor.

Kars’tan Döşemealtı’na binlerce kilim ve halının yanı sıra, dokuma tezgahları, araç gereçler, kök boya ile yapılmış rengarenk iplerle donatılmış müze, ziyaretçileri Anadolu’nun kadim kültürleri arasında yolculuğa çıkarıyor.

Halı Müzesi’nde; on milyondan fazla düğüm atılan halılar da var, 500 bin ilmekle dokunan kilimler de. Her biri sanat eserinden farksız. Fatih Kısaparmak'ın bir döneme damga vuran Kilim türküsünde geçen “Kilim Sevdadır Özlemdir Derttir İstektir.” cümlesi dokuma kültürünü ne güzel anlatıyor.
Halı Müzesi’nde; on milyondan fazla düğüm atılan halılar da var, 500 bin ilmekle dokunan kilimler de. Her biri sanat eserinden farksız. Fatih Kısaparmak’ın bir döneme damga vuran Kilim türküsünde geçen “Kilim Sevdadır Özlemdir Derttir İstektir.” cümlesi dokuma kültürünü ne güzel anlatıyor.

Müzeye giriş ücretsiz. Henüz bir internet sitesi yok. Hatta tanıtıcı bir broşürü de yok. Aradan 7 yıl geçmiş – aslında önemli bir eksiklik – diyeceğim ama o kadar kusur kadı kızında da olur. Ama görevliler son derece misafirperver. Girişte gül lokumu ve gül kolonyası ikram ettiler. Ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti. Türkiye’de ve dünyanın bir çok yerinde onlarca müze gezdim, böyle bir karşılamaya ilk kez rastlıyorum.

10
Binlerce halı ve kilim bir arada olduğu için Halı Müzesi olarak biliniyor ama aslında Isparta yöresi folkloruna ait pek eşya da sergileniyor. Hatta meraklısı için eski fotoğraf makineleri bile ilginç olabilir.

Müze haftanın 7 günü 08.30 – 17.30 saatleri arasında ziyarete açık.

Halı portre sanatçısı Ahmet Aksakal özel olarak hazırladığı ve bir eşi daha olmayan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı temalı halılar görülmeye değer.
Halı portre sanatçısı Ahmet Aksakal özel olarak hazırladığı ve bir eşi daha olmayan Atatürk, İstiklal Marşı ve Kurtuluş Savaşı temalı nadide halılar görülmeye değer.

 

OMM; Anadolu’nun Kalbi

Renkli, eski evleri, sıcak samimi esnafı ve yöre halkı, Kurşunlu Külliyesi, Ahşap Eserler Galerisi, Tayfun Talipoğlu Daktilo Müzesi, yaz yaz bitmiyor Cam Sanatları Müzesi, Mumya Müzesi…

Odunpazarı’nı gezmeye doyamıyor insan. Dikkat ederseniz daha hiç Eskişehir’den bahsetmedim.

OMM’u duyunca, hele mimarisini görünce, dedim ki burayı mutlaka gezmeliyim. İlk fırsatta Antalya’dan düştük yollara.

OMM, Odunpazarı Modern Müze’nin kısaltması.

11

Eskişehir’in tarihi Odunpazarı evlerinin arasında yer alan OMM binası, dünyaca ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates (KKAA) tarafından tasarlanmış; kendisi de Eskişehirli olan mimar ve koleksiyoner Erol Tabanca tarafından hayata geçirilmiş.

OMM, Türkiye’den ve dünyadan modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği bir buluşma noktası. OMM’un kurucuları Erol Tabanca, Rana Erkan Tabanca, İdil Tabanca ve Cem Siyahi.

13
Mümkün olduğunca az beton kullanması ve ahşap, taş, kağıt gibi doğal malzemelere ağırlık vermesi ile bilinen Kengo Kuma and Associates, felsefesini “Doğa ile mimariyi, ‘bina’ ve bulunduğu ‘lokasyon’ arasında güçlü bir bağ kurulmasını sağlayacak şekilde harmanlamak” olarak tanımlıyor. OMM binasında da Odunpazarı bölgesinin tarihi dokusunu çağdaş bir bakış açısıyla buluşturuyor. Odunpazarı sivil mimarisi, Osmanlı kubbe mimarisi ve geleneksel Japon mimarisinden esintiler taşıyan OMM mimarisinde dört ana unsur ön plana çıkıyor: Geometri, ışık, kümelenme ve ahşap. Basit geometrik çizgilerin karmaşık görüntülere dönüşmesi, mekana süzülen nitelikli ışık, tek bir çizgiyi takip etmeyen formlar ile sıradanlığı kıran mimari kümelenme ve Odunpazarı’nın tarihi dokusuna gönderme yapan ahşap yapı sistemi, müze mimarisinin ilham kaynaklarını oluşturuyor.

“Vuslat” Erol Tabanca Koleksiyonu’ndan Bir Seçki

OMM’un girişinde sizi Haldun Dostoğlu’nun küratörlüğünü yaptığı “Vuslat” sergisi karşılıyor.

Kuruluş hedeflerinden biri kalıcı koleksiyonunu daha çok insanla buluşturmak olan OMM’un çatısının altında resim, heykel, enstalasyon ve yeni medya sanatından örnekler bulunuyor. Kalıcı koleksiyonda Nejad Melih Devrim, Jaume Plensa, Fahrelnissa Zeid, Marc Quinn, Canan Tolon, İnci Eviner, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Erdağ Aksel, Julian Opie ve Gülsün Karamustafa’nın da arasında olduğu sanatçıların eserleri var.

44

“Vuslat”, isminden de anlaşılacağı üzere bir kavuşma hikayesi. Erol Tabanca’nın 2000’lerin başından beri oluşturduğu koleksiyondan bir seçkinin yer aldığı sergi, 1950 sonrasından günümüze, Türkiyeli ve uluslararası sanatçıların işlerinden örnekler taşıyor. Sergi, Türkiye sanat tarihinde çığır açan usta sanatçıların eserlerini, çağdaş ve genç sanatçıların yakın dönemdeki üretimleriyle bir araya getirerek bir anlamda farklı kuşakları birbirine kavuşturuyor.

Küratör Haldun Dostoğlu,“Vuslat” seçkisinin yapıldığı Erol Tabanca Koleksiyonu’nu “Dünyadaki tüm koleksiyonlar gibi, zamanla dönüşümler geçirmiş, tek omurga etrafında gelişmek yerine farklı hikayeler üzerinden büyüyen, çoksesli, çoğulcu bir koleksiyon” sözleriyle tanımlıyor.

Dostoğlu’nun seçkisiyle “Vuslat”, içinden umudun, düşlerin, bu toprakların büyüsünün, geleneğin, gücün, kısacası “bizim” geçtiğimiz filigranlar sunuyor. Sergi 28 Mart 2020’ye kadar görülebilir.

77

Tanabe Chikuunsai IV’ün Mekana Özel Yerleştirmesi

OMM’daki en çarpıcı eser hiç şüphesiz Japon sanatçı ve zanaatçı Tanabe Chikuunsai IV’ün Mekana Özel Yerleştirmesi. Zanaatçı çünkü Tanabe Chikuunsai, Japonya’nın en tanınmış bambu ustası ailelerinden birine mensup. Bambu sanatını çocukluğundan itibaren aynı zamanda ustası olan babasından öğrenmiş. Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin heykel bölümünden 1999’da mezun olduktan sonra çalışmalarını Osaka’da devam ettirmiş.

Chikuunsai ailesinden gelen bambu sanatçıları, her kuşakta, bir yandan bu geleneksel sanatı korurken, bir yandan da eserlerine özgün bir teknikle farklı bir boyut getirmeleriyle tanınıyorlar.

Chikuunsai IV, OMM için Japonya’nın yalnızca Kochi bölgesindeki bir dağda yetişen “kaplan bambu” türünü kullandığı yerleştirmesini anlatırken, “Doğadaki dört elementi tema olarak aldım” diyor. “Su, ateş, hava ve toprak. Beşinci element ise boşluk, ona kimimiz evren, kimimiz uzay diyoruz. Eskişehir’e seyahatlerimde ve burada geçirdiğimiz iki haftada karşılaştığım insanlar, onlarla etkileşimim, beşinci elementin bir parçası oldu.”

Tanabe Chikuunsai IV’ün eserleri, aralarında British Museum, Victoria and Albert Museum ve Metropolitan Museum of Art’ın da olduğu 21 müzenin kalıcı koleksiyonunda yer alıyor.

8 Eylül 2020’ye kadar görebilirsiniz. Bu büyüleyici çalışmayı mutlaka görmelisiniz.

Bugüne kadar hiçbir eserin karşısında bu kadar uzun süre kaldığımı hatırlamıyorum.

10

OMM’un üst katlarına çıktıkça şaşkınlığınız artıyor. Türk ve yabancı sanatçıların yapıtları, binanın yalın ama bir o kadar da şaşırtıcı mimarisi içinde dolaşırken, kendisine hayan bırakıyor. Belki abartıyorum ama böyle bir vizyona tanıklık etmek, gerçekten çok ama çok özlediğimiz bir şey değil mi?

OMM, bozkırda açan çiçek gibi. Belki bu yüzden “Anadolu’nun kalbi” başlığını koydum. Evet Yılmaz Büyükerşen gerçeği var. Eskişehir’i Avrupa’nın en modern kentlerinden biri haline getirdi. Ama “OMM” başka bir şey.

99

“Sevimsiz İnsanların Yüzü Birbirine Benzer mi”

Sanatçı Guido Casaretto’nun “Sevimsiz İnsanların Yüzü Birbirine Benzer mi” adlı dev eseri ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği yapıtlardan biri. Açıklamasında şu ifadelere yer veriliyor; “Üç boyutlu sanal model David’in derisi gerçek insanların fotoğraflarından oluşan bir kolajdır. Casaretto, David’i referans noktası alarak önce bir heykel yapar. Sonra bu heykelin yüzeyine kalemle fotogerçekçi bir deri betimler. Temsili deri, yarısı sanal David’in algoritmasından diğer yarısı kaynağını bulmanın mümkün olamayacağı fotoğraf referanslarından oluşan el ürünü bir kopyadır.”

12

Türklerin hayali uzay istasyonu

Londra’da yaşayan, kıyafetlerini Madonna ve Rihanna gibi ünlülerin de giydiği moda tasarımcısı Dilara Fındıkoğlu’nun OMM için oluşturduğu üniformalar da hayli ilgi çekici. “Dilara Fındıkoğlu OMM ile ortak üretiminde başka bir dünyanın Türkiye’ye ait hayali uzay istasyonunun, gelecekteki yeni bir gezegenin üniformalarını yaratıyor.” OMM’un çıkışındaki hediyelik eşya bölümüne girmeden hemen önce duvarlarda fotoğraflarını görebilirsiniz.

88

Bebekli aileler için sergi turları

OMM’un ziyaret saatleri; salı – perşembe – cuma – cumartesi 10.00 – 18.00

Çarşamba günleri 10.00-20.00

Pazar günü ise 11.00 – 18.00

Giriş ücreti 20 TL.

Rehberli turlar 30 TL.

Cuma günleri 11.00-12.00 saatleri arasında bebekli aileler için sergi turları var. Çok hoş değil mi?

22

‘Bir yerde oteliniz varsa oraya mutlaka bir de müze açın’

Bu yazıyı yayınlamak için çok uzun zaman bekledim. Aslında Erol Tabanca gibi bir vizyoneri yakından tanımak isterdim. Dünya Gazetesi’nde okuduğum haberden alıntılıyorum. Odunpazarı Modern Müze Vakfı Kurucusu Erol Tabanca, Turizm Yatırımcıları Forumu’nda yatırımcılara şu tavsiyeyi veriyor;

“Bir yerde bir oteliniz varsa oraya mutlaka bir de müze açın. Bizim Eskişehir’de otellerimizin doluluk oranları müze açıldıktan sonra yüzde yüz arttı. Bugüne kadar uluslararası anlamda pek çok önemli ticari projeye sahip oldum fakat hiçbirisi insanlar üzerinde OMM kadar etkili olmadı.”

“OMM’da bir Türkiye blog buluşması yapılsa ne şahane olur” dedim içimden.

Merdivenler

“…Yaratıldığımız an, bir merdiven dayandı önümüze ona tutunup yükselebilelim diye.”

Yakup’un merdiveni, Muhammed’in Miracı, Musa’nın dağa çıkışı, İsa’nın öldükten sonra göğe yükselişi; hep insanoğlunun mikro anlamda yaratıcı olabilme düzeyine doğru yükselmesini sağlama yolunda merdiven basamaklarını ifade eder. Bu yolculuk için alt yapıya sahip birey için en önemli özellik sürekli eğitimdir. Bu kişisel gelişim için gayret ve sabır gerekir. Bu yolculuk, beş duyu ötesine geçiş yolculuğudur.

Hakikati arayan kişi için iş hiç bitmez; yolda olan için hayatında karşısına çıkan engeller onun öğrenme, deneyimleme ve bilme yoluna katkı sağlar. Bu merdivenin yukarı doğru çıkan tarafı “Nefs”, merdivenin aşağı doğru inen basamakları ise “Ruh” tur. Merdivenin yukarı doğru çıkan tarafı “Varlık”, merdivenin aşağı doğru inen basamakları ise “Enerji”dir…

İtalya gezisi sırasında, hemen her şehirde mimari harikası birbirinden ilginç merdivenleri görünce Mevlana’nın sözleri aklıma geldi. Beni en çok etkileyen üç merdiveni paylaşmak istedim.

SAMSUNG CSC

Vatikan’ın Spiral Merdivenleri

Bir merdiven ne kadar güzel olabilir ki? Vatikan Müzesi içerisinde yer alan spiral merdivenler insanı büyülüyor. 1932’de ünlü İtalyan mimar ve mühendis Giuseppe Momo tarafından tasarlanan spiral merdiven, göz alıcı süslemeleri ve mimarisiyle sizi başka alemlere götürüyor.

Vatikan, kutsal bir mekandan daha çok dünyanın en önemli tarihi eser ve sanat yapıtlarının yer aldığı devasa bir müzeye benziyor.

Tek tanrıya inanan ilk Mısır Firavunu Amenhotep ile başlayan geziniz, koleksiyonerlerin ve sanatçıların hediye ettiği aralarında Salvador Dali, Henri Matisse ve Edvard Munch dünyanın en önemli modern sanat koleksiyonu ile devam ediyor. Bir çok ziyaretçinin merakla beklediği ve Michelangelo’nun o efsanevi parmaklarını görmek için geldiği Sistina Şapeli ise tek kelimeyle baş döndürücü.

3

Michelangelo Tepesi’ne Tırmanmak

Michelangelo Tepesi, Floransa’nın en popüler yerlerinden. Özellikle gün batımında manzara müthiş. Floransa ayaklarınızın altında. Açık hava konserleri cabası. Ancak burayı görmek için uzun bir merdiven tırmanmanız gerekiyor.

Merdivenin başında bir sokak sanatçısının gitarından çıkan büyüleyici melodi size eşlik ediyor. Merdivenleri çıkıp Floransa’nın göz kamaştıran manzarasını seyrederken, içinizden “Bu güzellik için katlanılır” diyorsunuz.

SAMSUNG CSC

Roma’nın İspanyol Merdivenleri

Roma’nın en popüler turistik yerlerinden birisi İspanyol Merdivenleri (Piazza di Spagna). Burası Roma’daki tüm sokakların kesiştiği bir bölge. Aynı zamanda Prada, Gucci gibi lüks markaların mağazalarını bir arada bulabileceğiniz bir yer. Meydana çıkan ara sokaklarda şahane restoran, cafe ve pastaneler var. Ünlü Aşk Çeşmesi yürüyerek on dakika uzaklıkta. Her zaman kalabalık. Duyduğuma göre merdivenlere oturmak yasak ve para cezası var.

Bir dip not: 1986 yılında, dünyanın heryerine yayılmış dev bir fast food zinciri, Roma’daki ilk şubesini açmak istediğinde bu girişim İtalyanlar tarafından büyük tepkiyle karşılaşıyor. Tam da Roma’da İspanyol Merdivenleri’nin yanında tarihi bir binanın alt katında açmak istiyorlar. Pizza, makarna ve peynirleri ile dünyaya nam salmış İtalyanlar, “Bizim köklü bir yemek kültürümüz var. İtalya’da yemek dendiğinde neyle kızarmış patatesten, hamburgerden ve vasat soslardan çok daha fazlası var. Bizim food a ihtiyacımız yok.” diyerek tepkilerine ortaya koyuyor ve eylem girişiminde bulunuyorlar. Tepkileri, o dev fast food zinciri şubesinin açılmasına değil ama tarihi binanın duvarına yerleştirilen dev amblemin indirilmesine yetiyor. 1986 yılında fast foodun popülerliğine karşı çıkan bu girişimle beraber Slow Food’un ilk adımları atılmış oluyor. (bu hikayeyi Slow Food Antalya Lideri Ezgi Dursun‘dan dinlemiştim)

Troya Müzesi

Troya Müzesi’ni çok sevdim. Çanakkale’nin Tevfikiye köyünde kübik formunda inşa edilen müze, sadeliğiyle göz kamaştırıyor.

Müzede UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan, 5 bin yıllık geçmişe sahip Troya antik kentinden çıkarılan arkeolojik eserler sergileniyor. İnteraktif bir müze, ziyaretçisiyle iletişim kuruyor. Troya’nın kahramanları Hector, Paris, Helen size efsaneden bölümler anlatıyor.

Troya’dan kaçırılan daha sonra Türkiye’nin girişimiyle ait olduğu topraklara dönen paha biçilmez Troya Hazinesi’nin yer aldığı bölüm ziyaretçilerin ilgi odağı.

33

Güzellik Tanrıçası Knidoslu Aphrodite heykelciği, kadın rölyeflerinin üzerine monte edilmiş altın takılar, Marmara mermerinden yapılmış, renkli kabartmalarla süslü Altıkulaç Lahti, Truva kentinin görkemi hakkında ipuçları veriyor.

Geçmişte Troya kazılarında görev yapan arkeologların kullandığı kişisel daktilo ve telefonlar da sergilenen eserler arasında.

Müzenin hediyelik eşya bölümü oldukça geniş. Dünyanın önemli müze ve galerindekiler gibi, magnetlerden, ahşap, metal ve seramik heykellere kadar zengin bir ürün yelpazesi var.

Tek bir cümle ile anlat deseniz;

“Troya Müzesi; Anadolu’nun destansı mirasını, adeta yörede yaşayan mütevazi bir köylünün evini, sofrasını hiç tanımadığı bir misafire açması gibi, içten ve cömert bir biçimde sunuyor” derim.

Yolunuz Çanakkale tarafına düşerse mutlaka görmelisiniz.

Sizi müzenin girişindeki rampanın başında şu yazı karşılıyor; “….Bu coğrafyanın rüzgarını, toprağını, gökyüzünü, denizini, zeytin ağaçlarını ve taşlarını hafızanıza yazın. Az sonra rampadan inerken yıkık burçlar ve Troas’ın verimli toprakları geride kalacak. Rampa, sizi bugün bildiğiniz Troas Bölgesi’nden geçmişe, keşfedilmeyi bekleyen Troya hikayesinin gizemli dünyasına taşıyacak. Burada Troya’dan gelip geçmiş ve bu toprakları miras kabul etmiş insanları anlamaya başlayacaksınız. Topraklarımıza hoş geldiniz.”
Sizi müzenin girişindeki rampanın başında şu yazı karşılıyor;
“….Bu coğrafyanın rüzgarını, toprağını, gökyüzünü, denizini, zeytin ağaçlarını ve taşlarını hafızanıza yazın. Az sonra rampadan inerken yıkık burçlar ve Troas’ın verimli toprakları geride kalacak. Rampa, sizi bugün bildiğiniz Troas Bölgesi’nden geçmişe, keşfedilmeyi bekleyen Troya hikayesinin gizemli dünyasına taşıyacak. Burada Troya’dan gelip geçmiş ve bu toprakları miras kabul etmiş insanları anlamaya başlayacaksınız.
Topraklarımıza hoş geldiniz.”

 

Kelimeler!

“Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz”
Yunus Emre

Dünyanın en etkili sözlüklerinden Dictionary.com yılın kelimesi olarak “Varoluşsal”ı, Oxford, “iklim acil durumu” seçmiş.

“Dictionary.com”un açıklamasında; devam eden krizler, insan ve doğaya yönelik ciddi tehditler, önemli siyasi ve sosyal olaylar nedeniyle “varoluşsal” kelimesinin sözlükte en fazla aranan kelime olduğu belirtiliyor.

Eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in, ABD Başkanı Donald Trump’ı “varoluşsal tehdit” (existential threat) olarak nitelendirmesinin kelimenin kullanımını artırdığına işaret edilirken, Hong Kong protestoları, Notre Dame yangını, Dorian kasırgası ve ABD ile Çin arasındaki krizlerin de kelimenin aranma ve kullanım oranını fazlalaştırdığı aktarılıyor.

Sözlük yöneticilerinden John Kelly, kelimenin insanın hayatta kalma mücadelesine değindiğine dikkati çekerek, 2020 ABD başkanlık seçiminin aday adaylarından Vermont Senatörü Bernie Sanders ve İsveçli iklim aktivisti 16 yaşındaki Greta Thunberg’in iklim değişikliğini “varoluşsal” olarak değerlendirmesinin kelimeyi öne çıkartan unsurlar arasında yer aldığını ifade ediyor.

Tek kullanımlık kaşıktan el yapımı bir oyuncağa dönüşen Forky'nin hikayesini konu edinen "Oyuncak Hikayesi 4" filminin de "varoluşsal" kelimesinin kullanım ve arama sayısını artırdığını belirten Kelly, "Bu (film), bize varoluşsal tehditleri varoluşsal seçimlere çevirme fırsatı veriyor" değerlendirmesinde bulunmuş.
Tek kullanımlık kaşıktan el yapımı bir oyuncağa dönüşen Forky’nin hikayesini konu edinen “Oyuncak Hikayesi 4” filminin de “varoluşsal” kelimesinin kullanım ve arama sayısını artırdığını belirten Kelly, “Bu (film), bize varoluşsal tehditleri varoluşsal seçimlere çevirme fırsatı veriyor” değerlendirmesinde bulunmuş.

Sözlük, 2018’in kelimesi olarak “yanlış bilgi” anlamına gelen “misinformation”u seçmişti.

Oxford Sözlüğü’ne Göre Yılın Kelimesi: ‘Climate Emergency’

Her yıl geleneksel olarak yılın kelimesini seçen Oxford Sözlüğü, 2019 için “iklim acil durumu” anlamına gelen ‘climate emergency’ ifadesini seçti.
Her yılın en çok konuşulan kelimesini seçen Oxford Sözlüğü aynı zamanda “iklim acil durumu” ifadesini, “İklim değişikliğinin sebep olacağı geri döndürülemez hasarı durdurmak veya azaltmak için acil bir şekilde harekete geçilmesi gereken durum” olarak tanımladı.

Oxford, bu seçimle birlikte, hem iklim farkındalığındaki artışı yansıttıklarını hem de konuyu tartışırken nasıl bir dil kullanmamız gerektiğine odaklandıklarını belirtti.

‘İklim acil durumu’, kısa aday listesinde bulunan iklim krizi, iklim hareketi, iklim inkârı, yok oluş, ‘flight shame’ (karbon salımı nedeniyle uçakla seyahatin getirdiği suçluluk duygusu), küresel ısınma gibi ifadeleri geride bıraktı. Komitenin elindeki verilere göre ‘iklim acil durumu’ şeklindeki kullanım yüzde 10,7 oranında arttı. 2019 yılında ‘iklim’ kelimesi diğer bütün kelimelerden daha sık ‘acil durum’la ilişkilendirildi. Bu şekildeki kullanım o kadar yaygınlaştı ki, ikinci sırada gelen ‘sağlık’ kelimesinin üç katı kadar fazla kullanıldı.

Oxford, 2018’de politikadan günlük hayata pek çok alanda kullanılan ‘Toxic’i ‘(zehirli) yılın kelimesi olarak belirlemişti.

Okumanızı öneririm; “Kelimelerin İnsan Hayatındaki Gücü”

Ada’nın Kökleri

Büyüklerimiz “Çınar gibi ömrün olsun” der. Bu çınar tam 625 yaşında. Gökçeada’daki en yaşlı ağaç. Ülkemizin en batısı Gökçeada’nın ucunda Ege’yi selamlıyor. Piri Reis’i ya da Barbaros’u görmüş müdür bilinmez ama hala dimdik ayakta.

Bir Eylül ikindisinde gölgesinde oturduk, sert bir kuzey rüzgarı eşliğinde Ege’ye karşı çay içtik.

Anıt çınar, Pınarbaşı bölgesinde yer alıyor. Gökçeada’nın çeşitli bölgelerinde 5 adet daha anıt ağaç varmış. Çınarlı, Eski Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy’de. Üçünün 400, ikisinin ise 175 yaşında oldukları tahmin ediliyor. Bu ağaçlara gözümüz gibi bakmalıyız.

Adalarda zaman sanki daha ağır ilerliyor. Çınarın gölgesinde ya da Madam’ın Kahvesi’nde otururken zihniniz boşalıyor, sonsuz bir huzur ikliminde yaşadığınızı hissediyorsunuz. Ve ana karadaki o gündelik koşuşturmanın yarattığı stres, telaş, kaostan kurtuluyorsunuz.

1

Gökçeada’da dostlarla çok keyifli bir 48 saat geçirdik. Rumlar’dan kalma eski köyleri gezdik, geleneksel lezzetlerinden tattık. Mustafa’nın Kayfesi’nde sakızlı Türk kahvesi, Barba Yorgo’nun bağında reçine kokulu şaraplardan içtik.

Gökçeada üzerine çok şey yazılabilir, gitmek, görmek, havasını koklamak, yaşamak lazım.

Gökçeada’da ne yapılır derseniz listenin başına Poseidon’da gün batımını yazmalısınız. Türkiye’nin en batısında güneşi batarken izlemek çok keyifli. Poseidon’da tepeye adını veren bir restoran var. Tahta bir iskelenin üzerine kurulmuş. 8-10 masa zor sığıyor.

ada3

Restoranın mottosu “burada hayal kurmak serbest..” Gün batımını güzel bir yemekle taçlandırmak istiyorsanız tam adresi. Ama yer bulmak neredeyse imkansız. En az bir hafta önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Aklınızda bulunsun.

Bir de Efi Badem kurabiyesi ve soğuk sıkım zeytinyağlarından alın.

Genelde adalarda su sıkıntısı olur. Gökçeada’da şelale var. “Ada’nın kalbi adını verdiğim” Marmaros Şelalesi için ayrı bir yazı yazacağım.

ada2

Çınarla başladım bir çınar şiiri ile bitireyim.

Sosyal medyada çınar fotosunu paylaştıktan sonra sağolsun dostlardan çok sayıda mesaj geldi. Ustam Mustafa Uysal taaa Amerika’dan Nazım‘ın “Masalların Masalı” şiirini göndermiş. Bu şiiri ben de çok severim. Ustalara selam olsun;

“Su başında durmuşuz.

Su serin,

Çınar ulu,

Ben şiir yazıyorum.

Kedi uyukluyor

Güneş sıcak.

Çok şükür yaşıyoruz.

Suyun şavkı vuruyor bize

Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…”

 

 

Bisiklet

Küçük dokunuşlar, biraz yaratıcılık ve hayal gücü.
Fotoğraflar ülkemizdeki ilk Citta Slow yani Sakin Şehirlerden Isparta’nın Eğirdir ilçesinden.

Eğirdir Gölü çevresini rengarenk bisikletler ve çiçeklerle süslemişler.
Mesaj çok açık; “Pedal çevirmeye devam ettiğin sürece düşmezsin”

bisiklet

Eğirdir ilçe merkezinde yarım ada çevresinde çok keyifli mekanlar var. İlkbaharda ve sonbaharda gölün insanı dinlendiren eşsiz manzarası eşliğinde kahvaltı yapabilir, ailecek taze balık yiyebilirsiniz. Eğirdir Gölü çevresi Türkiye’nin meyve ambarı. Elma, kiraz ve kayısı başta olmak üzere çok sayıda meyve bahçesi var. Yol kenarlarındaki yöresel tezgahlardan taze ve kurutulmuş meyveler alabilirsiniz.

Hemingway’in Bahçesindeki Ölü Yapraklar

Antalya Kültür Sanat, turistik kentimin dünyaya en açık penceresi.

Kentin, antik çağın mirası ile modern dünyanın kokuşmuşlukları arasına sıkışmış, somurtkan yüzünde, zoraki de olsa gülmeye çalıştıkça ortaya çıkan bir gamze gibi AKS.

Neredeyse işlerden arta kalan tüm zamanlarımı sıklıkla AKS’ın kafesinde ve sergilerinde geçiriyorum. Çevremdeki herkese de tavsiye ediyorum.

 Antalya Kültür Sanat, 2019 güz sezonuna ‘yeni/başka’ dünya tasavvurlarını yapıtlarına yansıtan üç sanatçının sergisiyle başladı. Kendi içinde birbirlerine gizli geçitleri olan ama üçü de birbirinden farklı üç sergi.

tayfun

AKS’nin üçüncü katından başlayarak her katta bir sergi var. Üçüncü katta; tuvallerinde gerçeküstü evrenler kurgulayan sanatçı Elvan Alpay’ın “Cennet Uzaklarda Bir Vaat mi?” adlı sergisi, ikinci katta; kurutulmuş yaprak, çiçek gibi ölü-doğa malzemeleri, doğadaki hallerinin aksine, organize bir biçimde kurgulayarak kompozisyonlar yaratan Tayfun Erdoğmuş‘un “Yeni Dünya Katmanları” adlı sergisi, birinci katta ise; resimlerinde boyanın kimyasına müdahale ederek yeni organik formlar elde eden Melek Mazıcı’nın  “Şeffaf Yansımalar” adlı sergisi.

Sergiyi açılışta sanatçılar Elvan Alpay, Tayfun Erdoğmuş ve küratör Haldun Dostoğlu’nun eşliğinde gezme fırsatı buldum. Harika bir deneyimdi.

Bazen size çok sıradan ve yapımı kolay gelen ya da baktığınız zaman hiçbir anlam ifade etmeyen bir eser, hikayesini sanatçıdan dinleyince, ya da sanatçısıyla tanışınca bambaşka bir yapıta dönüşüyor.

tayfun3

Sanatçı Tayfun Erdoğmuş’un yaprakları gibi. AKS’nin ikinci katında bir duvarı boydan boya kaplayan kirli beyaz, üzeri küçük kahverengi noktalarla bezeli eserin hikayesini dinlerken, kendimi bir anda ünlü yazar Ernest Hemingway’in Küba’daki evinin bahçesinde buldum. Yapıtlarında, doğada ölü halde bulunan yapraklar ve çiçekleri kullanan sanatçı, Hemingway’in bahçesindeki ölü yaprakları topladığını ve bazı eserlerinde bunları kullandığını anlattı.

Bu tablo Almanya’da bir galeride sergileniyor muş.

Sergi ve sonrasındaki söyleşi boyunca Hemingway’in bahçesindeki ölü yapraklara takılıp kaldım. Kim bilir Yaşar Kemal’in bahçesindeki ölü çiçekler ve yapraklardan nasıl bir tablo ortaya çıkar. Ahmet Arif’in, Nazım’ın. Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacının ölü yapraklarından nasıl bir tablo yapılır?

aks31

Galeri Nev İstanbul işbirliği hazırlanan sergilerde sanatçılar kendi “yeni / başka dünya tasavvurları”nı yapıtlarıyla ifade ederken, AKS, yaşamakta olduğumuz iklim krizine karşı  “yeni / başka dünyalar tasavvur etmeli ve yaşama biçimlerimizi değiştirmeliyiz”  fikrini bütün sezon etkinliklerinin ana eksenine yerleştirerek farkındalığa katkı yapmayı amaçlıyor.  Koyu Yeşil Belgeselleri kuşağı ağaç ve ormanı, AKS’ta Sinema distopya filmlerini merkeze alırken çocuk ve yetişkinler için iklim krizi farkındalığını artıracak atölyeler planlanıyor.

1 Aralık 2019 tarihine kadar devam edecek olan üç sergi, Pazartesi hariç her gün 11:00-19:00 arasında, Perşembe günü ise 11:00-21:00 arasında gezilebilir. Sergi girişleri Uzun Perşembe saatleri olan 19:00-21:00 arasında ücretsiz.

Kusursuzluğun Yansıması

“Sizler belki bu fotoğrafları az sonra zihninizden sileceksiniz, fakat; bu fotoğraflar Onların hayallerini temsil ediyor.”

Arnavut fotoğraf sanatçısı Soela Zani’nin sanat tarihinin ünlü tablolarından esinlenerek down sendromlu çocuklarla birlikte gerçekleştirdiği fotoğraf projesinden ilham alınarak oluşturulan “Kusursuzluğun Yansıması” Antalya Kültür Sanat Kaleiçi Evi’nde yeniden hayat buldu. Farkındalık yaratan bu proje Antalya Koleji öğrencileri ve ZİÇEV Antalya işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.

sergi4

Küratörlüğünü sanat tarihçi, sanat eleştirmeni Dr. Ebru Nalan Sülün’ün yaptığı sergi 1 Eylül 2019 tarihine kadar gezilebilir. Sergideki eserlerin bir çoğunu zaten biliyorsunuz. Dünya resim sanatının başyapıtları. Ama sizi etkileyecek olan ve sergiye adını veren, down sendromlu çocuklarımızın rol aldığı eserler gerçekten görülmeye değer.

Ferhat’ın annesi Gülşen Şen’in sözleri projenin amacını özetliyor; “…Bu fotoğraf bir anne olarak sabrımın, mücadelemin ve amacımın göstergesi. Sizler belki bu fotoğrafları az sonra zihninizden sileceksiniz, fakat; bu fotoğraflar bizlerin hayallerini temsil ediyor.”

tepe

Serginin bulunduğu Antalya Kültür Sanat Kaleiçi Evi, Selçuk Mahallesi, Aralık Sokak No 2’de. Kolay tarifi ile Kaleiçi Yat limanı Kırkmerdivenler’den çıktığınızda tam karşınızdaki tarihi Antalya evi.