Evlat yetiştirirken büyür bütün babalar aslında

orhan

Hıdırlık Kulesi tanığımdır. Ben hiç büyümedim. 40 yıl önce 40 yıl sonra…

***

Ömür insanın kendisiyle yarıştığı bir arenadır esasen. Kendini, nasıl “insan” sıfatıyla ve dahi doğru bilgiyle beslemiş olmandır mühim olan. Erdem de diyebilirsin buna… Bunu, eşref-i mahlukatın “iyi olma hali” olarak bilirim, kendinle olan yücelmeyi, sevmeyi, bir diğerinden ayırmadan saymayı, değer vermeyi…

Merdiveni dayadığın yaş basamaklarında daha da bilgeliğe, arınmaya, sadeleşmeye başladığını anlayacaksın. İnsan, önce insan olmalı. İnadına insan olmaya adanmış dünün basamaklarında kaç kez tökezlemişsindir, kim bilir? Ama ne önemi var, işte yeni bir basamaktasın…

Evlat yetiştirirken büyür bütün babalar aslında; alın kırışıklığı, göğüsün kabarması, her yeni yaş almalarında fark etmeden esas yaşı almış sırtlanmış çıkıyorsan merdivenleri, onur da senin, gurur da…

İşte Orhan Kardeşim; hayat böyle geçiyor, bir çiçeğin doğurganlığında iki evlat ve harika bir eş ile… Gün sonu elde olan da bu, aile olmak!

Yeni yaşınla ömrün her daim güzel, iyi ve doğrularla geçsin…

Selam ve muhabbetle.

Hüsamettin.

 

Bir çocuğun hayatından ve sağlığından daha değerli hiç bir şey olamaz

Ramazan ayında yoksul bir aileyi doyurmak, hasta bir çocuğu iyileştirmek, gözü yaşlı bir anneyi gülümsetebilmek ibadetlerin en güzelidir. Ramazan’da Fitre ve Zekatlarınızı LÖSEV’e Verebilirsiniz!

koli2

Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası, fidye ve zekât bağışlarınızı da LÖSEV’e vererek yüzde 87’si asgari gelir düzeyinin altında, yüzde 11’inin ise hiçbir sosyal güvencesi olmayan LÖSEV’e kayıtlı yardıma muhtaç hastalara ulaştırılmasını sağlayabilirsiniz.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, bir kişinin günlük asgari gıda ihtiyacını düşünerek bu Ramazan’da fitre ve fidye miktarını 19,00 TL olarak belirledi.

Zekât, kendilerine zekât verilmesi caiz olan kimselere doğrudan teslim edilebileceği gibi, LÖSEV gibi aracı kurumlar ile de ulaştırılabilir. Bir hayır kurumu veya sivil toplum kuruluşu, topladığı zekâtları Kur’an’da belirlenen yerlere/fakir ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorsa, bu kuruluşlara zekât emanet edilebilir.

LÖSEV, Ramazan’da topladığı fitre, zekat ve fidyeleri hasta ve ailelerine ulaştırmaktadır. Siz de Ramazan’da Lösemili Çocuklarımıza Koli Koli Mutluluk Hediye Edebilirsiniz.

Tüm faturalı hatlardan 3406’ya HAYAT yazıp bir SMS göndererek veya https://www.losev.org.tr/ramazan internet sitesinden bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz.

 

Bu köyde kadınlar ön planda

Sabancı Vakfı’nın toplumsal sorunlara çözüm üreten “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlattığı Fark Yaratanlar programı, dokuzuncu sezonuyla devam ediyor. Fark yaratan çalışmaların kısa videolarının hazırlanıp internette ve televizyonda yayınlanmasıyla projelerin görünürlük kazanmasını ve izleyenlere ilham vermesini hedefleyen Fark Yaratanlar programı, bu sayede toplumsal gelişmeye aktif katılımı artırmayı amaçlıyor.

Dokuzuncu sezonun 11’inci Fark Yaratan’ı köy yaşamını canlandırmak için kurulan Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği oldu.

Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, abisini kaybetmesiyle birlikte doğup büyüdüğü topraklara dönme kararı alan İlhan Koçulu tarafından 2000 yılında kuruldu. Dernekte, Kars’ın Boğatepe köyündeki ağır yaşam koşullarını yönetmenin yolları öğretilirken, bir taraftan da köyün kadınlarına, bitki yetiştiriciliği, mandıracılık ve nesli tükenen tohumlar gibi konularda eğitimler veriliyor. Köyün doğal kaynaklarını tanımanın yanı sıra kadınlar, bilgisayar ve Fransızca gibi farklı branşlarda da eğitimler alarak kendilerini geliştiriyor.

co

‘‘Türkiye’nin ilk eko müzesini kurdular’’

Dernek kurulmadan önce, göç nedeniyle neredeyse insansızlaşmak üzere olan Boğatepe köyünde, derneğin kurulmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. Köyde Türkiye’nin ilk eko müzelerinden biri olan Peynir Müzesi kuruldu ve peynir çeşitliliği artırıldı. Köyün en büyük gelir kalemi olan peynir üretiminin yanı sıra köy sakinlerin de desteğiyle eko-turizm de bir geçim kaynağına dönüştü. Kültür turu için gelen gruplar köyde konaklamaya başladı. Bu sayede 500 kişinin yaşadığı köye senede yaklaşık 7 bin turist gelmeye başladı.

‘‘Bu köyde kadınlar ön planda’’

Köyden kente göçü tam tersine döndüren Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği sayesinde, köyün ekonomisinde kadınlar ön planda yer almaya başladı. Uzmanlar tarafından verilen eğitimlerle şifalı bitkilerden nasıl ilaç üretileceğini öğrenen kadınlar, arıcılık ve hayvancılıkla elde ettikleri ürünlerin de pazarlamasını yaptı. Bu sayede kendi gelirlerini elde etmeye başlayan kadınların, özgüvenleri de artmaya başladı.

Kırsal kalkınmada örnek bir model haline gelen Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin fark yaratan hikayesini 16 Mart 2018 tarihinden itibaren www.farkyaratanlar.org ve www.sabancivakfi.org internet sitelerinin yanı sıra Facebook, Twitter ve Youtube’dan izleyebilirsiniz.

 

Fark Yaratanlar hikayeleriyle ekranlarda

Sabancı Vakfı, Fark Yaratan kişileri televizyon ekranından da izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği ile bir diğer Sabancı Vakfı Fark Yaratan’ı Nöbetçi Kütüphane’nin fark yaratan hikayesi Cüneyt Özdemir’in sunduğu Fark Yaratanlar Programı’na konuk olacak.

Fark Yaratanlar Programı 25 Mart Pazar günü saat 18.15’de CNN Türk ekranında olacak.

Fark Yaratanlar Hakkında:

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişme için hayata geçirdiği Fark Yaratanlar programı 2009 yılında başladı. Başladığı günden bu yana programa 2 bin 300’ü aşkın kişi ve kurum aday gösterildi. Danışma Kurulu’nun seçtiği 171 “Fark Yaratan” kişi ve kurumun ilham veren hikâyelerinin videoları çekildi, internette ve sosyal medyada yayınlandı. Fark Yaratan videoları, Türkiye ve yurtdışında 17 milyon izlenme rakamına ulaştı.

Fark Yaratanlar videolarını izlemek ve paylaşmak için:

www.sabancivakfi.org

www.farkyaratanlar.org

www.facebook.com/FarkYaratanlar

www.twitter.com/farkyaratanlar

www.instagram.com/farkyaratanlar

www.youtube.com/user/turkeychangemakers

www.twitter.com/sabancivakfi

www.facebook.com/sabanci.vakfi

Buğday Tanesi..

Âşık olduğunuzda, yüreğiniz depreştiğinde, “Sevgililer ve Aşk”ı okuyun. Bayram mı geldi? Öyleyse, “Kurban Tarihi”ni okuyun. Bahar mı mevsim? Öyleyse, “Nevruz (Newroz)”u okuyun. Tıp bayramı mı, hekime mi gittiniz? Öyleyse, “Hekimliğin Tarihi”ni okuyun. Tıka basa yemeden önce, “Yeme İçme Uygarlığı”na; tiyatroya, sinemaya gitmeden önce, “Rol Sanatları Tarihi”ne bir bakın. “Üniversite Tarihi”ni okumadan hiç olmaz. Sandığa gitmeden önce de, “Politikacılara Bir Seslenin”i okuyun derim, mutlaka.

“Tarih Ne İşe mi Yarar?”, “Ağrı Dağı”nın sorunu boyundan büyük mü? Zaman Nedir, Nasıl Sayılır; Yılbaşı Nedir? “Savaş ve Barış”ı tarihle anlamak mümkün mü? “Ömür” Nedir? “Ölüm” Nedir? Tüm bunları ve daha fazlasını bir de yazarın gözüyle görmeyi ve kalben duymayı deneyin.

Okurken yazmayı mı merak ettiniz? Öyleyse, “Yazı Üzerine”yi ve “Öyle Bir Yazı Ki”yi okuyun derim. “Kadın”, “Ana”, “İyilik”, “Liyakat”, “Sanat”, “Kültür”, “Fotoğraf”, “Sabah”, “Gönüllülük” veya “Gazeteciler” üzerine bir şeyler mi okumak istediniz? Öyleyse, kapağını açın bu kitabın.

Ve tüm bunları derin, tarihsel bir perspektif ve felsefi yaklaşımla ve en çok da ince bir edebiyat örgüsünden, yani Nevzat Hoca perspektifinden okuyun isterim. Herkes bu kitabın içinde bir yerlerde mutlaka kendince duygular bulacaktır. En çok da iyilikler, güzellikler olacaktır size kalan…

bt

 

 

 

 

Kadınlar toplumu bir arada tutar ve düze çıkarırlar

Business Insider Dergisi Harvard Üniversitesi profesörlerinden, 2018 yılında her öğrencinin okuması gerektiğini düşündükleri bir kitabı paylaşmalarını istemiş. Profesörlerin büyük bölümü Tolstoy’un “Anna Karenina”sını önermiş.

annakarenina

Ekonomi profesörü olan Claudia Goldin “Anna Karenina” tercihini şöyle açıklıyor;

Anna Karenina‘yı yeniden okuyorum. Zeki ve eğitimli kadınların (sadece Anna’yı kastetmiyorum) nasıl görmezden gelindiği, zulme uğradığı ve yasal haklarından yoksun bırakıldığı hakkında yazılmış daha iyi bir roman yok. Kadınlar özenlidir, empati yetenekleri güçlüdür. Her ne kadar rahipler övgüyü üstlerine alsalar da kadınlar toplumu bir arada tutar ve düze çıkarırlar.”

Anna Karenina, daha önce de Kate Atkinson, Julian Barnes, Peter Carey, Paul Auster, Stephen King gibi isimlerin bulunduğu 125 yazarın oylarıyla “tüm zamanların en iyi kitabı” seçilmiş.

Kaynak: www.sabitfikir.com

Bu senin hayatın!

Bazen bir kitapta, sıklıkla internette dolanırken, yüzünüze çarpan bir kaç satır sizi baktığınız ekrandan, oturduğunuz koltuktan kaldırıp, sorular alemine götürür. Holstee Manifestosu* gibi.

Bu senin hayatın!
Neyi seviyorsan onu yap ve bunu sıklıkla yap…
Eğer bir şeyi sevmiyorsan, değiştir.
İşini sevmiyorsan, ayrıl.
Eğer yeterince zamanın yoksa televizyon izlemeyi bırak.
Eğer hayatının aşkını arıyorsan, sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında o seni bulacaktır!
Her şeyi analiz etmeyi bırak, hayat basittir.
Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç!
Bizler farklılıklarımızla bir bütünüz.
Bazı fırsatlar sadece bir kez gelir, onları yakala!
Seyahat et, sıklıkla…
Kaybolmak, kendini bulmanda sana yardımcı olacak.
Bütün duygular güzeldir.
Yemek yediğinde, her ısırığın farkına var ve şükret.
Karşılaştığın insanlara tutkularının ne olduğunu sor, hayallerini onlarla paylaş.
Hayat, tanıştığın insanlar ve onlarla birlikte neler yarattığından ibarettir.
Bu yüzden, şimdi dışarı çık! Ve birşeyler yap.
Hayat kısa, hayalini yaşa ve tutkularını paylaş…

the-holstee-manifesto

Holstee Manifestosu…
ABD’nin San Fransisco şehrinde yaşayan Fabian Pfortmüller, Michael Radparvar ve Dave Radparvar adnıda üç arkadaş hayatlarından fazlasıyla sıkıldıklarını fark eder ve yeni bir arayışa girerler. Union Square Parkı’nda oturup yeni hayatlarına dair akıllarından geçenleri o ana kadar yaşadıkları tecrübelerle birleştirip kağıda dökmeye başlarlar. İşte Holstee Manifestosu da böyle doğar. Hayattaki başarı ve mutluğu tanımladıkları Holstee manifestosunda çok çarpıcı noktalar var! Üç arkadaş en yılgın anlarında insanlığın ortak yaralarını ve paydalarını bulmuş.

Yaşam Ağacı

Sanatçı Katie Paterson ve mimarlar Christoph Zeller ve Ingrid Moye’nin Bristol’de Royal Fort Bahçeleri için tasarladığı “Hollow / Kovuk” isimli yerleştirme tüm dünyadan 10 binden fazla ağaç türüne ev sahipliği yapıyor. “Kovuk”a girdiğinizde gezegen tarihine de bir adım atmış oluyorsunuz. Ayaklarınızın altında 390 milyon yıl öncesinden kalma fosillerin ve etrafınızı çevreleyen eşsiz ağaç örneklerinin her birinin kendi hikâyesini anlattığı bu minyatür orman, zaman ve mekân arasında bir köprü kuruyor. Mimarlar bu eseri, otururken ya da ayaktayken insanı tarihle çepeçevre sarmalayan, içe dönük ve meditasyona yönelik bir mekân olarak tanımlıyor.

sanat-2

Buda’nın altında aydınlandığı söylenen Banyan Ağacı ya da Hiroşima’da atom bombasından kurtulan Japon Ginkgo/Mabet Ağacı gibi 10 bin eşsiz tür, evrensel bir strüktürde bir araya geliyor. Kemerli tepesindeki küçük açıklıklar ışığı, orman etkisi yaratacak şekilde içeri alıyor ve etkili bir mekân oluşturuyor. Royal Fort Gardens’da kalıcı olarak sergilenen esere ayrıca web sitesi üzerinden sanal bir arşiv eşlik ediyor.

sanat-cut

Sanal ormanı ziyaret edebilir, sanat eserini 3 boyutlu olarak inceleyebilir ya da heykeldeki her bir ağacın adına, yaşına, ailesine, bulunduğu yere ve hatta hikâyesine ulaşabilirsiniz.

www.hollow.org.uk

Kayaköy… Kanatsız Kuşlar Mezarlığı

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini

Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki

**

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara

Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense

**

Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz

Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…

Ahmet Telli

img_0908

Fethiye’de bir köy var. Adı: Kayaköy. Sanırım kayaların üzerine kurulduğu için bu adı vermişler. Bana sorarsanız insanlık tarihi boyunca hüküm sürmüş bütün taş kalpli siyasetçilere bir gönderme.

Tarih boyunca yüzlerce insan topluluğu, yaşadığı topraklardan göç etmek zorunda kaldı. Kayaköy bunun en taze örneklerinden biri. Henüz bir asırlık bir geçmişi var.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında çoğunluğu Ege ve Akdeniz bölgesinde yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türkler, devletlerarası bir anlaşmayla yer değiştirdi. Mübadele sonucu binlerce insan evini bırakıp, söz de kendi ülkesine göç etti.

Antalya’nın Şarampol Mahallesi’nde Giritli komşularımızın arasında büyüdüğüm için iyi biliyorum.

Onlar hiç kendi topraklarında olmadılar. Gelenler burada yabancı, gidenler orada.

img_0927

İşte Kayaköy eski adıyla Karmylassos tam da bu mübadelenin cansız tanığı.

Bugün müzekartla ya da 5 lira ödeyerek girdiğiniz turistik bir örenyeri. En çok da fotoğrafçıların uğrak yeri. Fethiye içine girdiğinizde yön levhaları sizi Kayaköy’e götürüyor.

Yamaca dayalı evlerin tamamı 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış. Yapıların ahşap bölümleri kapı vs. doğal etkenlik sonucu tahrip olmuş. Duvarlarda çok az da olsa, mavi ve turuncu boya izleri görünüyor. Buradan anlıyoruz ki, aslında kent bugün göründüğünün aksine renkli cıvıl cıvıl bir yermiş.

img_0850

Aslında kentsel mimari açıdan da derslik bir yer. Kentte her biri 50 metrekare büyüklüğünde birbirlerini manzara ve ışık açısından engellemeyen 400 civarında ev var. 2 büyük kilise, 1 okul ve 1 gümrük binası da ayakta.

Ziyaret saatleri 08.00 – 19.00 saatleri arıasında. Ziyaret saatleri dışında bölgeye girmek yasak.

img_0885

Kayaköy sırtını yamaca dayamış ve yüzünü bereketli bir ovaya dönmüş. Kısa bir yürüyüşle yamacın arkasına geçtiğinizde Gemiler Koyu ve muhteşem bir Akdeniz manzarası sizi selamlıyor. Görmeden dönmeyin.

img_0846

Dip not: “Kanatsız Kuşlar”, ünlü İngiliz yazar Louis de Bernières’nin romanının adı. I. Dünya Savaşı’nın son yılları ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Fethiye’nin bir köyünde birlikte yaşayan ve daha sonra göç etmek zorunda kalar Müslüman ve Hristiyan halkın yaşamını konu alıyor. Mutlaka okumalısınız.

img_0790

img_0921

img_0942

Hayat kusursuzluk hariç her şeydir!

Çok çarpıcı ve derin bir cümle… Daha önce benzer bir cümleyi sevgili arkadaşım Elif kullanmıştı.. Duvardaki seramik tablonun çatlaklarına bakıp, “Hayat gibi” demişti… “Kusursuz değil”…

Sanki hepimiz kusursuz olma yarışına girmiş gibiyiz…

Güzel bir kitap okudum… Laurent Gounelle’in “Mutlu Olmak İsteyen Adam” adlı kitabı…

Aynı yazarın “Tanrı Daima Tebdili Kıyafet Gezer”ini de beğenmiştim.

Kitabı okurken elimden kalem düşmedi… İlginç anekdotları not aldım, bolca satırın altını çizdim…

Onlardan bir kaçını paylaşmak istiyorum…

Şansa inanır mısınız?

….Avrupa’da çok tuhaf bir deney yapıldı. Bazıları kendilerini şanslı gören, bazıları ise görmeyen gönüllüler bir sınava tabi tutuldu. Her birine bir gazete veriliyor ve içinde yayımlanmış fotoğrafların tam sayısını birkaç dakika içinde hesaplamaları isteniyordu. Birkaç sayfa sonra, gazetenin tam ortasında büyükçe bir ilanla karşılaşmışlardı ve ilanda iri puntolarla şöyle yazıyordu; “Saymaya gerek yok: Bu gazetede 46 fotoğraf var.”

Şanslı olduklarını düşünen insanların hepsi bu mesajı okuyunca saymaya son vermişler. Gazeteyi kapatıp araştırmacıya “kırkaltı fotoğraf var” demişler. Peki sizce, şanssız olduklarını düşünenler ne yapmış?

Gazetenin sonuna kadar saymaya devam etmişler. Ama onları ilanı neden dikkate almadıkları sorulduğunda hepsi birden “İlan mı, ne ilanı?” demiş. Hiçbiri ilanı görmemiş.

Siz de herkes kadar şanslısınız ama belki de karşınıza çıkan fırsatlara dikkat etmiyorsunuz.

“Bebeklerden öğrenecek çok şeyimiz vardır. Yürümeyi öğrenen bir çocuğa bakın. İlk seferde başardığını mı sanıyorsunuz? Tam ayakta durmaya çalışırken, hop düşüverir. Acı bir yenilgidir bu, ama yine de derhal yeniden başlar. Yeniden doğrulur, yeniden düşer! Bir bebek yürümeyi öğrenmeden önce ortalama iki bin kez düşecektir.”

 

Eğer hiçbir şeyden vazgeçmezseniz, seçmekten kaçınırsınız. Seçmekten kaçındığınızda, istediğiniz hayatı yaşamaktan kaçınmış olursunuz.”

Hayat başkalarına açılmaktır, kendi içimize kapanmak değil. Başkalarıyla bağ kurmayı sağlayan her şey olumludur.

İnsanları yalnızca bizim ideallerimize uygun davrandıklarında sevmek sevgi değildir… Sevgi dolu bir ailede bile herkes kendi hayatını yaşamalıdır.

Başkalarıyla ilgili şeyler hakkında genelleme yapmaya son verildiğinde ve herkes, aslında kendisini aşan bir bütünün, insanlığın ve hatta daha ötesinde evrenin parçası olsa bile birey olarak ele alındığında, yaşamın içine doğru büyük bir adım atılmış olur.

Üzerine dikkatimizi verdiğimiz şey genişler ve büyür. Eğer projektörleri bir kişinin meziyetlerine çevirirseniz, bunlar önemsiz bile olsa giderek büyür, üstün olana dek gelişirler. Size, sizin niteliklerinize ve kapasitenize inanan insanların çevrenizde olması bu yüzden önemlidir…

Para nasıl kazanılıyor ve nasıl harcanıyor?

Para bütün hayalleri, yansıtmaları, korkuları, nefretleri, hasedi, kıskançlığı, aşağılık komplekslerini, büyüklük komplekslerini ve daha bir çok şeyi somutlaştırır.

Özlem duyulan maddi düzey ne olursa olsun, ona erişildiğinde daha fazlası istenir. Bu gerçekten de sonsuz bir yarıştır.

Para eğer en iyi yanlarımızı vererek yeteneklerimizi uygulamaktan kaynaklanıyorsa sağlıklıdır. Bu durumda onu kazanana gerçek bir tatmin sağlar. Ama eğer başkalarını, örneğin müşterileri ya da iş ortaklarını suistimal ederek kazanılmışsa, bu durumda, sembolik olarak, negatif enerji denebilecek şeyi yaratır.

Şamanlar buna “Huşa” derler. Bu Huşa tüm dünyayı aşağı doğru çeker, ruhları kirletir ve sonuçta soyulanı da soyguncuyu da mutsuz eder. Soyguncu bir şey kazanmış gibi hissedebilir kendini, ama onun içinde biriktirdiği şey, daha fazla mutlu olmasını engelleyecek bu Huşa’dır. İnsan yaşlandıkça bu yüzden okunur, üstelik biriken servet ne olursa olsun, bu böyledir… Oysa ki, kendindeki en iyi şeyi vererek ve başkalarına saygı göstererek para kazanan kişinin kendisi de serpilip gelişerek zenginleşir…

 Maddi mal biriktirmekle yetinilirse, o zaman yaşam anlamını yitirir. İnsan yavaş yavaş kurur.

Başarılı bir hayat nedir?

  “….Başarılı bir hayat, kişinin arzularına uygun sürdüğü, daima kendi değerleriyle uyum içinde hareket ettiği, yaptığı şeye elinden gelenin en iyisini kattığı, olduğu haliyle uyum içinde yaşadığı bir hayattır. Ve mümkünse, kendimizi aşma fırsatını elde ettiğimiz, kendimizden başka bir şeye kendimizi adamadığımız ve insanlığa çok mütevazı da olsa, küçücük de olsa bir şey kattığımız bir hayattır. Rüzgara bırakılmış küçücük bir kuş tüyü. Başkalarına bir gülümseyiş.”

 

 

 

Laurent Gounelle “Mutlu Olmak İsteyen Adam”

Pegasus Yayınları.

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık!

festivall

Esmeray, sahnede “Gel Teskere Gel Teskere” diye seslendiğinde Konyaaltı’nda binlerce insan hep bir ağızdan “Bitsin Bu Hasret” diye bağırmıştık. Babam elime tutuşturduğu turuncu bir Kasımpatı’yı Esmeray’a vermem için beni sahneye göndermişti. Çocuk kalbim hızlı hızlı atarken, sahneye çıkmıştım. Esmeray yanağıma bir öpücük kondurmuştu. (O zaman cep telefonu yoktu, bu yüzden selfie yapamamıştık.)

Bir Barış Manço konseri hatırlıyorum, Konyaaltı Varyantı’ndan sahile insan seli arasında, en az 100 bin kişi hep bir ağızdan “Gül Pembe”yi söylemiştik.

Sahilde çakıltaşlarının üzerine uzanıp yazlık sinemada Kemal Sunal’a katıla katıla güldüğümüz günleri özlüyorum.

Atatürk Caddesi’nde Antalya Lisesi’nin önündeki kaldırımların dili olsa da konuşsa… Televizyon ekranlarından gördüğümüz sanatçılarla “çak” yapabilmek, okul defterine bir imza alabilmek için saatlerce kortej geçişini beklerdik.

**

Altın Portakal mevsimi yaklaşınca hep gözümün önüne yaklaşık 40 yıl önceki bu fotoğraflar geliyor.

**

Biz Altın Portakal’ın en esaslı “figüranları”ydık.

Ve Allah biliyor bu durumdan hiç şikayetçi değildik.

**

Günlerdir şehrin dört bir yanındaki billboardları süsleyen festival afişlerindeki “Başrolde Sen Varsın Antalya” başlığını görünce gülümsemem bu yüzden.

**

The End.