Yaşama doğru sinsice sırıtan Azrail

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“…Ölüm her ne kadar bireyleri yaşamdan ayırsa da yaşama ve bir bütün olarak insanlığa hiçbir şey yapamamaktadır.”

Seni bilmem ama ben gittiğim kentleri, orada daha önce yaşamış sanatçıların gözüyle keşfetmeyi seviyorum. Bu yüzden binaların mimarisi, parklarındaki heykeller, varsa şayet galerilerindeki tablolar, bana görünenin aksine, görünmeyen, bambaşka bir şehrin kapılarını açıyor.

Viyana’da böyle bir şehir. Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen yerleriyle, ziyaretçisine türlü tuzaklar kuran bir şehir. Viyana’da büyük bir ressamın ayak izlerini takip ediyordum; Gustav Klimt.

Klimt, beni bir başka büyük ressamla tanıştırdı; Egon Schiele.

Rehber sana, Klimt’in eserlerinin büyük bölümünün Belvedere Sarayı’nda olduğunu söyleyecektir. Oysa sanatçının belki de yaşamının özeti olan en önemli eseri Viyana’nın ortasında, zengin ama mütevazi bir kutunun – ben de bu çağrışımı yaptı – içinde saklıdır; Leopold Müzesi.

Kalbim beni Müzeler Bölgesi’ndeki (MuseumsQuartier) Leopold Müzesi’ne götürdü.

 

 

 

 

 

 

 

Adından da anlaşılacağı gibi Leopold Müzesi, bölgedeki çok sayıda müzeden sadece biri. Müzeye girişte 11 Euro ödedim. Burası, Avusturya ekspresyonizmine ait başyapıtların sergilendiği yer.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Leopold Koleksiyonu, modern Avusturya sanatına dair dünyanın en iyi koleksiyonlarından biri arasında sayılmaktadır. 5 binden fazla eseri kapsayan Leopold koleksiyonu, sanatsever çift Rudolf ve Elisabeth Leopold tarafından elli yıl içinde bir araya getirilmiştir. 1994 yılında Rudolf Leopold’a ait koleksiyon Avusturya Cumhuriyeti ve Avusturya Merkez Bankası’nın destekleriyle kar amacı gütmeyen bir özel vakıf niteliğindeki Leopold Müzesi’ne ve dolayısıyla Avusturya modernizm eserlerini görmek isteyen ziyaretçilere bağışlanmıştır.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Birkaç dakika sonra kendimi Klimt’in en önemli eseri kabul edilen “Yaşam ve Ölüm”ün karşısında buldum.

“Avusturyalı sembolist ressam Gustav Klimt, 14 Temmuz 1862 yılında dünyaya gelmiş, 6 Şubat 1918 tarihinde ölmüş. Viyana Sezession grubunun önemli üyelerinden biri olan Klimt, tablolarının yanı sıra, duvar resimleri, eskizleri ve diğer eserleriyle de tanınır. Kadın bedenini ustalıkla işleyen Klimt’in eserlerinde ince dekoratif süslemelerle beraber zarif bir erotizm göze çarpar.”

178×198 cm. boyutlarında tuval üzerine yağlı boya ile yaptığı “Yaşam ve Ölüm”, kişisel bir ölümü yansıtmamakta olup, daha çok ölüm meleği Azrail’in ‘yaşam’a doğru sinsice sırıtarak bakmasını anlatmaktadır.

Resmin karşısında durdum.

“…Burada yaşam tüm kuşakları içine almaktadır: bebekten büyükanneye kadar tüm yaş basamaklarını temsil etmekte ve sonsuz yaşam döngüsünü göstermektedir. Ölüm her ne kadar bireyleri yaşamdan ayırsa da yaşama ve bir bütün olarak insanlığa hiçbir şey yapamamaktadır.Yaşam döngüsü, yaşamı oyunbaz bir şekilde kaplayan farklı, güzel, pastel renkli yuvarlak süslerle kaplıdır. Gustav Klimt, 1911 yılında Roma’da Uluslararası Sanat Sergisi birincilik ödülüne layık görülen bu resmini en önemli figüratif eseri olarak nitelendirmiştir. Yine de 1915 yılında eserin bu sürümünden aniden memnun olmamış gibidir ve çerçevelenmiş resim üzerinde çalışmaya başlamıştır. Bir zamanlar sözde altın renginde olan arka plan şimdi gri olmuştur ve hem ölüm hem de yaşam daha çok süslemelerle tamamlanmıştır. Orijinal resmin önünde durduğumuzda Joseph Hoffmann tarafından tasarlanan çerçevenin sol iç kısmında Gustav Klimt’in boyayarak kapattığı hatları görebiliriz.”

Resmin önünden ayrıldığımda, hayretle, gülümsediğimi ama neden gülümsediğimi bilmediğimi fark ettim.

“Ölüm ve Yaşam” beni bir başka büyük ressamla tanıştırdı.

“Sen Klimt’i seviyorsun ama aslında O’nun başka bir hayranı daha var, en az onun kadar ünlü” demişti Zeynep.

Bu ressam 28 yaşında yaşama veda eden ama kısacık ömründe yaptıklarıyla iz bırakmayı başaran Egon Schiele.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“…12 Haziran 1890’da doğan Schiele, Gustav Klimt’in de devam etmiş olduğu Vienna Güzel Sanatlar ve Zanaat Okuluna başvurdu; buradan reddedilerek, daha geleneksel bir sanat eğitimi veren Güzel Sanatlar Akademisine refere edildi. Akademinin giriş sınavlarını büyük başarıyla kazandı ve 16 yaşında, akademi öğrencisi oldu. Hemen ertesi yıl hayranı olduğu Klimt’i ziyaret ederek yaptığı eserleri gösterdi. Klimt, genç sanatçıdaki büyük yeteneği görerek onu desteklemeye başladı. 3. sınıfı bitirdikten sonra Akademi’yi bıraktı ve kendi stüdyosunu açtı. Bazı biyografilere göre bu dönemde pornografi kolleksiyoncuları için ürünler yaratarak geçimini sağladı. Küçük çocukların erotik resimlerini yaptığı için tutuklandı ve bir ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. 1915 yılında stüdyosunun karşısındaki evde oturan Edith ve Adele isimli iki kardeşle tanıştı. İkisi ile de yaşanan bir flört döneminden sonra, Edith ile evlendi. Evlendikten 4 gün sonra askere çağırıldı. Savaş alanından ve savaşın yarattığı yokluklardan uzak geçen bir askerlik dönemi yaşayan sanatçı, savaşa rağmen, Avusturya’nın önemli ressamlarından biri olarak ün yapmaya devam etti. Avusturya’nın, savaştaki tarafsızlıklarını koruyan İskandinav ülkeleri önündeki imajını geliştirmek için devlet tarafından düzenlenen resim sergisinde eserlerini sergilemesi istendi. 1918 yılında gerçekleşen Sezession’un 49. sergisinde baş ressam olması önerildi. Duyuru posterinde kendisini son akşam yemeğini yiyen İsa olarak resmettiği sergi, savaşa rağmen büyük başarı kazandı. 19 Ekim 1918′de karısı Edith, karnında taşıdığı bebek ile birlikte öldü. Karısının ve çocuğunun ölümüne sebep olan İspanyol gribine yenik düşen Schiele de 31 Ekim 1918′de vefat etti. Schiele’nin figürleri kırılgan, çoğu zaman hastalıklı, fakir ve hüzünlüdürler. Buna rağmen çizgilerinde yüzen güçlü bir enerji, yer yer erotizme dönüşerek, yer yer yaşama sevgisi olarak karşımıza çıkar. Figürlerini gerek teknik sebeplerle, gerek sembolik olarak fondan, beyaz, suluboya bir çizgiyle ayırır. Gustav Klimt’ten yoğun olarak etkilenmiş olsa da, özellikle figür tekniğini Onun ötesine götürebilmiştir. Hayatı ve kişiliği tartışmalı olsa da yeteneği ve desen tekniğine getirdiği enerji tartışılmazdır.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Leopold Müzesi, Egon Schiele’ye ait 41 yağlı boya tablo, 180 suluboya ve karakalem resimlerini barındırarak dünyanın en büyük ve en önemli koleksiyonu olma özelliğine sahiptir. Müzede sanatçının dünyadaki tüm müzelerdeki eserlerinden daha fazla yağlı boya tablo yer almaktadır. Ve aynı zamanda Schiele’nin 1910-1915 yılları arasında yaptığı en özgün çalışmaları sergilenmektedir. Bu dönemde, Schiele yaratıcılık gücünün doruk noktasına ulaşmış ve kendisinin Ekspresyonizmin bir usta ressamı olarak nitelendirilmesine neden olmuştur. Leopold Müzesi sanatçı tarafından tam bu süreçte yapılmış en belirgin ve önemli eserlerine sahiptir. Dolayısıyla, Rudolf Leopold’un gerçekleştirdiği en önemli katkı Schiele resimlerini sadece büyük bir koleksiyonda bir araya getirmek değil, sanatçının en etkileyici sanat yapıtlarını uluslararası düzeyde tanıtmak olmuştur.

Leopold Müzesi’nde Edvard Munch gibi başka ünlü ressamların eserleri de var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Müzenin içindeki kafede oturup, bir süre dinlendim. Aşağıda MuseumsQuartier’ın ortasındaki büyük meydanda her biri farklı bir tasarımcının elinden çıkma rengarenk koltuklarda oturan gençlerin yaşam dolu kahkahaları gökyüzüne yükseliyordu. Ve kim bilir ölüm meleği Azrail, gezegenin hangi köşesinde insanlara sinsice gülümseyerek türlü tuzaklar kuruyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adres: Leopold Müzesi

MuseumsQuartier (Müzeler Bölgesi)

Museumsplatz 1 1070 Viyana

Ziyaret Saatleri: Her gün saat 10 – 18 arası (Salı hariç)

Perşembe günleri saat 10 – 21 arası

About The Author

0 Comments