Bozcaada… Bi Küçük Eylül Meselesi

Son dönemde dizi ve film mekanlarının izini sürer olduk. Bilinçli bir seçim değil, bilinç altımızın bir oyunu galiba.

Geyikli – Bozcaada feribotundan Ada’ya indiğimizde kendimizi bir anda “Bi Küçük Eylül Meselesi” filminin başrol oyuncu dev çınar ağacının gölgesi altında bulduk. Çok hoş bir sürpriz oldu.

Engin Akyürek ile Farah Zeynep Abdullah rol aldığı filmi büyük bir keyifle izlemiştim.

4

Bozcaada’ya gelirken onlarca arkadaştan onlarca tavsiye aldık. Biz kendimiz aklımıza estiği gibi davrandık. İyi de yaptık. O nedenle kimseye mutlaka şunu yapın demeyeceğim. Çünkü adanın gündüzü-akşamı, sabahı-ikindisi her hali ayrı güzel.

Ada’dakiler anlattı, bağbozumu sırasında müthiş bir kalabalık varmış. Eylülün son haftası daha sakin ve huzurluydu.

2

Otomobilinizle giderseniz sanki adayı gezmek daha keyifli gibi. Ada’nın çevresini dolaşmak size kalmış. Denize girebileceğiniz irili ufaklı çok sayıda koy var. Ayazma Plajı’nda şezlong, duş, wc, kafe vs mevcut. Unutmadan, Ayazma Türkiye’nin en soğuk denizi imiş.

5

Ada turuna çıktıysanız mutlaka üzüm bağılarını ve şarap mekanlarını ziyaret edin. Bozcaada bağları ve şarapları ile ünlü bir yer. Corvus benim favori markam. Üretim yaptıkları yeri ve tadım&satış mağazasını çok sevdim.

Tuzburnu Feneri ve rüzgar santralleri de yine adanın en fotojenik yerleri. Özellikle rüzgar santralleri gün batımında şahane oluyor.

3

Ara sokaklardaki kafeler ve restoranlar – birinin adını yazsam diğerlerine haksızlık olur- hepsi şahane.

Rengigül Pansiyon ve sanat galerisi… Madam Niça’nın Yeri… Adada Lokanta… Çiçek Pastanesi ve Eski Kahve bende iz bırakan yerler oldu.

Ve tabiki meydandaki dev çınar ağacı. Dallarının altında oturup çay yudumlamak çok güzeldi.

9

Bozcaada’da geçirdiğimiz 48 saat’in her dakikası dolu doluydu. Öyle ki yaşamımın geri kalan eylüllerinde fırsat buldukça Bozcaada’yı ziyaret etmek için kendi kendime söz verdim. Her eylül, özellikle de bağbozumu sonrası…

Mevlana “Seyahat, gücü ve aşkı hayatınıza geri getirir” diyor.

Bozcaada tam da böyle bir seyahat için iyi bir başlangıç noktası.

Üç Güzel Şey!

Yaşamda karşılaştığım hoşlukları paylaşmaya çalışıyorum “Üç Güzel Şey” diyerek.

Aklımda hep şair Gülten Akın’ın “İlk Yaz” şiirinden dizeler.

“Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya”

**

Kabalıkların altını kalınca çizerek, güzel şeyleri görmezden gelerek yaşıyoruz sanki.

Belki bilmek istersiniz, farketmemişsinizdir diye bir saksı, bir mezar taşı ve bir sergi paylaşıyorum bu kez.

muduru

Saksı

“Çiçekler, doğanın renkli kırılgan çocuklarıdır.”

Böyle diyor Mudurnu Belediyesi.

Sokakları güzelleştirirken, şiirsel bir mesaj güzel olmamış mı? Benim çok hoşuma gitti.

mezar1Karı ve Koca Mezar Taşı

Mardin Müzesi’ndeki bu mezar taşı üzerinde Grekçe şöyle yazıyor;

“Papinios oğlu Aigeos yaşarken ve aklı başındayken kendine ve eşi Kyriate için yaptırdı. Anısı hoş olsun” Aklı başındayken… Hoş değil mi?

img_3154

Zamanın Sessiz Tanıkları

Antalya Kültür Sanat, “Zamanın Sessiz Tanıkları – Merey Koleksiyonu’ndan Seçkiyle Türk Resminde Portre – Otoportre” sergisine evsahipliği yapıyor. Sergi bugüne kadar Türkiye’de açılmış en kapsamlı portre sergisi. İbrahim Çallı, Nuri İyem, Neş’e Erdok,  Bedri Rahmi, Abidin Dino, Mehmet Güreli gibi farklı dönem ve üslupları temsil eden sanatçıların eserlerini göreceksiniz. Ve benim hayranı olduğum tiyatro sanatçısı Zerrin Tekindor’un iri gözlü kadın portresini.

Sığacık… Ege’nin Hamsisi

Günümüzde teknoloji ve sosyal ağlar sayesinde kaşifler çoğaldı, keşifler hızlandı. Bir bölgenin “turizm çılgınlığı”ndan nasibini alması fazla uzun sürmüyor. “Tam kafama göre sessiz sakin bir yer buldum” diyorsunuz, bir sonraki gidişinizde o sakinlikten eser kalmamış.

1992 yılıydı… Sabah Gazetesi muhabiriydim… Bir haber için Çıralı’ya gittiğimde köylülerin “sakın haber yapma, bütün insanlar buraya üşüşür, huzurumuz kaçar” dediğini hatırlıyorum. Haksız değiller.

Askerliğini 20 yıl önce İzmir’de yapan ve Ege’yi karış karış gezen biri olarak son yıllarda bu bölgelerde yaşanan gelişmeyi hayretle gözlemliyorum.

Sözü Sığacık’a getireceğim….

Türkiye‘de Sakin Şehir Ağı Citta Slow’un ilk üyelerinden biri olan İzmir’in Seferihisar ilçesinin en çok ziyaret edilen mahallesi Sığacık…

Daha birkaç yıl öncesine kadar kendi halinde bir balıkçı köyü olan Sığacık, son dönem tatilcilerin en gözde rotalarından biri.

s1

Biz Bozcaada – Asos – Ayvalık dönüşünü geçerken uğradık… Yoğun ilgi nedeniyle yer bulamadık. Hangi pansiyona sorduysak yer yoktu.

“Ege’nin Hamsisi” dizisinin çekildiği Sığacık’ta dizi turizmi patlamış. Firtuna Şevket’in Kaleiçi’ndeki mekanı Göksu Kafe’de yer yok. Tıklım tıklım… Tatilciler restoranın önünde fotoğraf çektirmek için yarışıyor.

s4

Biz de oturduk kabak çiçeği dolması, yaprak sarması ve ev yapımı baklavanın tadına baktık. Enfesti. Kendimizi dizi setinde sandık.

Ata Demirer’in Olanlar Oldu filminin çekimleri de burada gerçekleşmiş.

Sığacık’ta özellikle hafta sonları yer bulmak zor muş.

s3

Çiçeklerle bezenmiş dar sokakları, sahildeki balıkçı lokantaları ile cazibe merkezi bir yer.

Sığacık sakini ev hanımları birbirinden lezzetli börek, sarma ve tatlılar ile yöresel lezzetleri evlerinin önünde açtıkları tezgahlarda ziyaretçilerine sunuyorlar. Yine hemen her evin önünde el emeği göz hediyelik eşyalar satılıyor. Gezerken bir yandan alışveriş yapıp bir yandan atıştırabilirsiniz.

**

Dip not: Kızmasınlar ama Sığacık sakinleri son dönemde gördükleri yoğun ilgi nedeniyle şımarmış olsa gerek… Kaleiçi olarak tabir edilen bölgede ara sokaklarda dolaşırken, begonviller ve türlü çiçeklerle renk cümbüşünü andıran pencerelerin önünde fotoğrafı çektirmek isteyen tatilciler sıkça “sandalyelere oturmayınız” “Masa ve sandalyeleri resim çekmek için kullanmayınız” şeklinde uyarı yazılarıyla karşılaşıyor. İnsan evine gelen misafirine “koltuğa düzgün otur, yerlere çekirdek kabuğu atma, çayı karıştırma, kahveyi dökme vb.” uyarılarda bulunur mu?

Sığacık’ta en az 10 evin penceresinde bu tip uyarılar görünce, bir Antalyalı olarak çok şaşırdım ve garipsedim doğrusu… Sığacık’ta güzel bir pencerenin önünde selfie yaparken fırça yiyebilirsiniz benden uyarması.

Seferihisar’a 5, İzmir’e 52 kilometre, Adnan Menderes Havalimanı’na ise 70 km uzaklıkta. İzmir’den otomobille yaklaşık 1 saatte Sığacık’a ulaşabilirsiniz.

Amasra… Kuzeydeki Akdenizli!

Rivayet odur ki; Fatih Sultan Mehmet, Amasra’yı görünce “Lala Lala, Çeşm-i Cihan  – dünyanın gözbebeği – bu mu ola?” demiş.

Bir Karadeniz yolculuğumuz sırasında yolumuz tesadüfen düştü Amasra’ya… Bartın’dan kuzeye doğru Karadeniz ormanları içinde, yeşilin binbir tonu arasında muhteşem bir yolculuktan sonra Kuzey’deki Akdenizli’yle karşılaştık.

Mutlaka yolu uzatıp Bakacak Tepesi’nde mola vermelisiniz. Zira Amasra’yı tepeden gören harika bir nokta. Burada mutlaka Çaycı Yaşare Abla’nın közde demlenmiş çayını içip soluklanmalısınız.
Mutlaka yolu uzatıp Bakacak Tepesi’nde mola vermelisiniz. Zira Amasra’yı tepeden gören harika bir nokta. Burada mutlaka Çaycı Yaşare Abla’nın közde demlenmiş çayını içip soluklanmalısınız.

Gittiğimizde bayram tatiliydi ve yoğun bir trafik vardı. Amasralılara sorduk yaz aylarında hafta sonları hep kalabalık mış… Otopark stresi yaşamak istemiyorsanız, aracınızı Amasra’nın girişinde park edip, yürüyerek ya da bulursanız taksi ile şehir merkezine gitmek akıllıca olur. Biz öyle yaptık.

3

Kalabalık sahili, neşeli ve misafirperver insanları, denizin kokusu, sahil boyunca dizilen ve Karadeniz’in zenginliğini lezzetli bir şekilde sunan balık restoranları ile Amasra, bende bir Karadeniz kentinden daha çok Akdeniz’deki bir sahil beldesi izlenimi uyandırdı.

905

Sahil boyunca yan yana dizili balık restoranları harika. Mutlaka küçük mezgit tavayı denemelisiniz. Ve olmazsa olmazı 30’a yakın farklı malzeme ile yapılan, turptan çiçeklerle süslenen “Amasra Salatası”. Salatanın marka olması bana enteresan geldi. Yakında coğrafi işaret de alınırsa şaşmamalı.

6

Amasra Ceneviz Kalesi UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde. Kale yolu üzerindeki sokak çalgıcıları bir harika… Yolun çevresinde irili ufaklı pek çok hediyelik eşya dükkanı var.

8

Ceneviz Kalesi’ne giderken yol üzerinde eski evler göze çarpıyor. Bazı evlerin dış cephesi, Karadeniz’in kış aylarında eser sert rüzgar ve dalgalardan etkilenmemesi için teneke ile kaplanmış.

1

Karadeniz turu planlıyorsanız rotanıza mutlaka Amasra‘yı da eklemeyi ihmal etmeyin.

7

 

Datça’da beyaz bir Japon gülü

Çocuklarımla birlikte yaptığım yolculuklar beni büyütüyor, geliştiriyor. Yolculuklar da baba olmanın sırrını çözmeye doğru bir adım daha attığımı hissediyorum.

Çünkü “baba” olmaktan anladığım “keşfetmek”tir benim.

Sevdiğim coğrafyaları çocuklarımla birlikte keşfetmek arzusuyla doluyum.

Baba olmaktan anladığım “sevgi”dir. Mesela şu anda, uçsuz bucaksız Akdeniz’in tüm mavilerini ciğerlerime çekerken sevinçle, yüzümde belli belirsiz bir tebessüm, şükrediyorum.

Şu sıralar birlikte çokça şiir okuyoruz, şairlerin yaşamlarını keşfediyoruz. Ayak izlerini takip ediyoruz. (Şimdi bu ziyaretler onlar için çok bir şey ifade etmese de bir gün beni anlayacaklarını umuyorum)

Efe ve Ege ile en keyifli yolculuklarımızdan birini Datça’ya yaptık. Can Yücel’in evinin de olduğu küçük şirin Ege kasabası. Can Baba’nın evi Eski Datça’da. Eski taş evler, saksılarda rengarenk çiçekler, badem ağaçları, şirin kafeler, el işi atölyeleri.

Can Baba’nın kapısı çoğunlukla kapalıymış. Ama kapısında durmak bile güzel. Kapı ve duvarlara bolca “Gezi” ruhu sinmiş.

 

 

O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkıyalar

Onlar da olmasalar

Benim gayri kimim var?

 

 

Büyük şair Can Yücel’in Datça’daki evinin kapısı…

Hiç şüphe yok ki, asırlar geçse de Can Baba’nın sözleri ve O çocuklar yaşayacak…

**

Birden işitilmez olsun ayak seslerim;

Gölgem bir başka sokağa sapıversin;

Unutayım bir anda her şeyi,

Nerde oturduğumu,

Bir tuhaf adem olduğumu Can adında.

Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi,

Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma;

Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah,

İlk defa görmüş gibi dünyayı,

Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi;

Hatırlamam artık değil mi, dostlar,

Hatırlamam artık garipliğimi?

Can Yücel

**

İçimdeki karanlığı patlatacağım

Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla

Ağlaya ağlaya

Yepyeni bir insan

Pırıl pırıl bir can

bitecek toprağa…

Can Yücel’in Datça’da yobazlar tarafından parçalanan mezar taşları evinde bahçenin bir köşesinde ibretlik duruyor. Ve beyaz bir Japon gülü ziyaretçileri selamlıyor.

Sinekli Bakkal, sadece bir roman adı değilmiş. Eski Datça’da sevimli bir bakkal var.

Eski Datça’da adı gibi renkli ve marifetli bir güzel mekan: Hürriyet Abla Marifetli Eller.

Datça akşamları bir başka güzel. Sahil boyunca kurulan masalarda, denizin binbir lezzeti sunuluyor.

İlle de mekan önerisi isteyenlere: Fevzi. Nar ağaçları ve begonviller altındaki masalarda yemek keyfi.

İlçe meydanında kurulan Açıkhava pazarında el sanatları ürünleri satılıyor… Efe ve Ege ebru yapmayı öğrendi.

Anı olarak Datça Havası ve Birten Engin Naliş’in “Mutfak Büyücülerimden Masallar” kitabını aldık.

Datça’da her yer badem ağacı, bademle ilgili sayısız lezzet var. Badem kahvesi ve bademli kabak çiçeği dolmasını mutlaka tatmalısınız.

Knidos ve Sanat Festivali, Palamutbükü Yakaköy etkileyci coğrafyalar. Datça’ya gitmişken, buraları da görmek lazım.

Marmaris-Köyceğiz karayolunda sıradan bir portakal tezgahı… Yıllarca lüks otellerde barmenlik yaptıktan sonra köyüne dönen Onur adında bir genç tezgahtar var. Fotoğraftaki lezzet bildiğiniz frenk yemişi…ama Onur, Frenk yemişini soyduktan sonra dilimliyor, üzerine limon sıkıp, karlama serperek ikram ediyor. İnanılmaz bir lezzet.

 

Martı

“…kanadı kırık bir martı konmuştu, avuçlarıma.

Yaralarımız birbirine benziyordu.
O’nu iyileştirirken, kendim iyileştim aslında.
Mutluluktan omuzunda ağladığım da oldu, içinde yok olup eridiğimde.

Ama artık Martı’mın kanatları iyileşti, eskisinden daha güçlü.
Uçmasına izin vermem gerekiyor.

Biliyorum ki, ne zaman ihtiyacı olsa avuçlarıma konacak yine,
Ve ben ne zaman O’nu özlesem gökyüzüne bakacağım…”