Mevsimsiz bir memlekette…

Mevsimsiz bir memlekette yaşamak kadar kötüsü yok.

Mevsimsiz bir memlekete döndük, korkuyorum.

***

Vücutlarımız yorgun/ çalışmaktan değil ama,

Kaygıdan, anlaşılamamaktan, susmaktan yorgun.

Mevsimsiz bir memlekette, hayal kurmak kadar kötüsü yok.

Hayal kurmaktan korkuyorum.

***

Adam- kaygılı, mutsuz, hüzünlü… Acelesi var mış gibi anlattı aklından geçenleri… Eski bir şiir kitabından sözcükleri kaçırır gibi..

***

Ruhlarımız, memleketi düşünmekten fırtınalı denizde sürüklenen ağaç kütükleri gibi.

 

Gözlerim yaşlanıyor… Yakın gözlüğü takmam lazım, okumakta zorlanıyorum.

Bir yerlerde eski bir fotoğrafla karşılaşınca, eski kışları özlüyorum.

***

Beni düşünmekten vazgeçme.

***

Telefonun diğer ucunda sustu kadın.

***

Araya soğuk ve uzun bir kış daha girdi…

……………………………………………………….

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı…

renklerin peşinden,

sahile vuran bembeyaz köpüklerin peşinden,

bulutların peşinden,

nisan yağmurlarının peşinden

bir çiğ tanesinin peşinden,

bir çocuk sevincinin peşinden…

 

öyle senle doldurdum ki içimi

bıraktım artık

ağustosun ardından gelen eylülün

eylülde dalından kopan sarı bir yaprağın peşinden koşmayı

 

masaya vurulan son kadehin peşinden koşmayı…

 

Hayat Bu Boşver!

Her sabah işe gitmek için evden çıktığımda, servise binmek için hızlı adımlarla yürürken, önünden geçtiğim mezarlıkta, sayısız mezar arasından bir tanesinin başında duran mermer taşın üzerindeki yazıya gözüm takılır; Boşver!

İlk gördüğüm günden beri, bana ilahi bir güç tarafından iletilen bir mesaj olarak algılarım; Boşver!

***
Geçtiğimiz gün sabah yine hızlı adımlarla servise bineceğim durağa yürüyorum ve gözüm yine aynı mezarı arıyor. Fakat o da ne; “Boşver” yazılı mezara bir komşu gelmiş; HAYAT BU!

***
İki mezar yan yana şu mesajı veriyor: HAYAT BU BOŞVER!

***
Bir üçüncü arkadaşları var mı? Varsa ölünce mezar taşında ne yazacak doğrusu merak ediyorum.

mezar

Üç Güzel Eser!

Oldum olası kitapçıları ve sahafları gezmeyi seviyorum. Antalya’ya dair eski yayınları topluyorum.
Yine dolaşırken üç şahane yayın elime geçti.

mustafauysal

Ustam, gazeteci ağabeyim Mustafa Uysal ve sevgili eşi Nazan Uysal’ın hazırladığı “Yaşadığımız Kent Antalya”. 80’li yılların Antalyası var. Mustafa ağabeyin yayıncılık aşkına hayranım. Koleksiyonumun en özel parçası. Bu kitaptan ilham alacağım kesin.

oya

Çemberimde Gül Oya… Antalya iğne oyaları kitabı. Antalya Valiliği tarafından 2005 yılında yayınlanmış. Gözüm gibi saklayacağım bir çalışma. Keşke yeniden basılsa.

antalyals

Son yayın bir Antalya Guide… 1987-88 dönemine ait. Ünlü fotoğrafçı Sami Güner’in fotoğraflarının yer aldığı Life Style Antalya’nın kapağında Hülya Avşar var. Antalya turizminin emekleme döneminde olduğu, Mavi Mavi Masmavi şarkısının ortalığı inlettiği bir dönem. Sayfaları karıştırınca pek çok gülümseten fotoğraf gördüm. Sahilde üstsüz turist kızlarının önünde davul zurna eşliğinde peşrev atan yiğit delikanlılar ve daha neler neler.
Antalya’da sahaflar kent merkezinde Valilik binasının hemen karşısında. Yolunuz düşerse Piyazcı Sami’ye de mutlaka uğrayın.

Dance Me to the End of Love

Leonard Cohen öldü. Ardında enfes şarkılar bıraktı. Her büyük sanatçı gibi ölümünün ardından daha çok rağbet görüyor. Sosyal medyada hemen herkes “Dance Me to the End of Love” şarkısını paylaşılıyor.
“Korkuya rağmen dans et benimle, kendimi güvende hissedene dek. Bir zeytin dalıymışım gibi tut beni ve yuvama götüren güvercin ol. Aşkın gidebileceği yer neresiyse oraya kadar dans et. Düğünümüze kadar dans et, yeniden ve yeniden. Şefkatle dans et, uzun uzun dans et. Aşkımızın altında sadece ikimiz varız; aşkımızın üstünde de. O yüzden aşkın gidebileceği yer neresiyse oraya kadar dans et benimle.”

Ne ilginçtir ki bu bir aşk şarkısı değil. II. Dünya Savaşı’ndaki ölüm kamplarından bahsediyor.

leo2

Başucu bloglarımdan egoistokur‘da gezerken öğrendim.
Cohen, insanların krematoryumlarda yakıldığı ölüm kamplarına dair kitapları okurken, bazı kamplarda mahkûmların birer yaylı çalgılar dörtlüsü kurduklarını öğrenir. En yakınlarındakiler teker teker öldürülüp yakılırken, klasik müzik konserleri veriyorlardır. ‘Yanan bir kemanın sesi eşliğinde güzellik için dans et benimle’ dizesi böyle çıkar.
Cohen, “Güzellik kelimesi sanırım hayatın yok olduğu o anlarda bile tutkunun daim olmasıyla alakalı bir şeydi. Tükenişi anlatırken kullandığımız dilin, âşık olduğumuz kişiye teslim olurken kullandığımız dille aynı olduğunu fark ettiğimde nefesim kesildi” diyor.
Müthiş değil mi?

Kaynak:

Leonard Cohen: “Çirkiniz ama müziğimiz var!”

Bahşiş!

ABD’nin Teksas eyaletinde bir kadın, Applebee’s adlı restorana gitti ve 1 liralık kahve siparişi verdi. Kahvesini içti, hesabı bıraktı, kalkıp gitti.

Kahve fincanını ve hesabı almayan gelen garson masanın üzerinde bin 500 lira bahşiş görünce şaşırdı. Kadın müşterinin parasını unuttuğunu düşündü, taki peçetenin üzerindeki notu okuyana kadar.

Peçetenin üzerindeki notta şöyle yazıyordu:

“Dün annem süpermarket kasasında para ödemekte zorlanırken ona yardım ettin ve ona çok güzel bir kadın olduğunu söyledin. Babamın ölümünden sonra onu hiç bu kadar gülerken görmemiştim.”

pecete2

Yaşamınızı güzelleştiren insanlara iyi davranın.

fis

Kaynak:

http://www.hurriyet.com.tr/1-liralik-siparis-verdi-bin-500-lira-bahsis-verdi-40206125

Kelebek ömrüyle şereflendirildiğiniz şu hayattan gelip geçerken!

2017’ye girerken, yoksulluk ve sevgisizlik, evrende toplu iğne başı kadar bile yer kaplamayan küçük mavi gezegenimizi, bir kanser hücresi gibi ağır ağır yiyip kemiriyor…

31 Aralık günü ille de bir “dilek ve temenni”de bulunmak gerekiyorsa, Yazar Nermin Yıldırım’dan çok sevdiğim bir alıntıyı paylaşmak isterim;

“Kelebek ömrüyle şereflendirildiğiniz şu hayattan gelip geçerken, kumda yürüyen salyangozlar gibi ardınızda iz bırakınız.

Hayatınıza giren, çıkan, hep kalan ve sadece bir süreliğine misafir olan kim varsa, onlar da sizde izler bıraksın. Latif, şirin, tatlı izler olsun hepsi. Hiçbiri acıtmasın…

Hepinize tek saniyesini dahi unutmak istemeyeceğiniz; her anını mutlulukla, neşeyle, gönül ferahlığı ve iç huzuruyla anacağınız şahane bir ömür dilerim.”

Sevgiyle…

 

 

Kavaklarını övmekten, Kuru kuruya sevmekten, Ne çıkar ki memleketim

Antalya’dan Kaş’a, sahilden değil de eskilerin tabiriyle “yayla yolu”ndan gittiniz mi hiç? Doğası, insanları, kültürü ile müthiş bir zenginlik. Masal gibi bir coğrafya…

Şahsen yolum ne zaman Elmalı tarafına düşse heyecanlanıyorum.

Erenlerin diyarında yolculuk ederken her taş, her yaprak ayrı bir hikaye anlatıyor.

 

Beni her seferinde etkilemiştir;

Yol kenarındaki ihtiyarların ve çocukların bakışlarındaki samimiyet… Sedir ağaçları, Abdal Musa, Kıbrıs Çayı Tabiat Koruma Ormanı, Gömbe, Uçansu, Yeşilgöl, Akçay’a girerken yolun iki tarafında yolcuları selamlayan asırlık kavak ağaçları ve meyvesini cömertçe sunan elma bahçeleri…

 

***

Şiir seviyorsanız size çok özel bir yer tarif edeceğim. Mümkünse sonbaharda gidin.

Akçay’ın girişinde “Giledos Kavakları Şiir ve Dinlence Parkı”yla karşılaşacaksınız. Dev çınar ağaçlarının gölgelendiği park hem bedeninizi hem ruhunuzu dinlendirmeniz için… Türkiye’de bir eşi yok..

Kavaklar siz oturup dinlenirken; Nazım Hikmet’in “Kavak”, Pir Sultan’ın “Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan”, Yunus Emre’nin “Geldi Geçti Ömrüm Benim”, Mevlana’nın “Sevgide Güneş Gibi Ol”, Ataol Behramoğlu’nun “Ozan  Gibi”, Kazak Abdal’ın “Eşeği Saldım Çayıra”, Karacaoğlan’ın “İncecikten Bir Kar Yağar” ve Metin Demirtaş’ın “Akçaylı Elmacıların Türküsü” nü fısıldıyor.

 

Öyle sevdim ki bu parkı, Büyük Ozan Nazım Hikmet’in “Kavak” şiirinden iki dize hala dilimde;

Kavaklarını övmekten
Kuru kuruya sevmekten
Ne çıkar ki memleketim

Kara toprağa eğilip
Yüzümün terini silip
Bir tek kavak dikemedim.

 

Bu çok özel park; Akçay doğumlu Şair Metin Demirtaş’ın  emekleri ve Antalya İl Özel İdare Müdürlüğü, Elmalı Kaymakamlığı, Köylere Hizmet Götürme Birliği ve Akçay Belediyesi katkılarıyla yapılmış.

Yolunuz Akçay’a düşerse mutlaka ama mutlaka durup nefes alın…

 

Her Güne Bir Oyun

Önümüzde tam 365 gün var. 365 muhteşem gün. Eğer, her günden sadece bir ânı dondurup saklamam mümkün olsaydı, yani çiçek kurutur gibi kurutabilseydik eğer zamanı ya da kışlık reçel hazırlar gibi eritip kavanozlayabilseydik veya ne bileyim, işlemeli mendillere sarıp kaldırabilseydik; ben her günden, çocuklarımın güldüğünü gördüğüm o anı alıp saklamak isterdim. Birlikte oynanan bir oyundan, birlikte yapılan bir sohbetten, birlikte geçen bir zaman diliminden sonra karşılarına geçip gözlerindeki o bakışları kalbime kaydettiğim anları saklamak isterdim.

Bu takvim, bütün bir yıl boyunca bana ve size yardımcı olsun diye… Çocuklarımızın bizden istediği şey aslında pahalı ve renkli oyuncaklar değil… Çeşit çeşit kurslar, oyun alanları, etkinlik merkezleri, çizgi filmler vs. değil… Aslında sadece bize ihtiyaçları var. Birlikte geçecek kısa ama dopdolu anlara, göz göze geldiğimizde kendilerini önemli hissettikleri anlara ihtiyaçları var.

Her gün için bir kısa mutluluk anı var bu takvimde. Önerilerin altına iki küçük kutucuk koyduk. Oynayınca birlikte gidip işaretlemeniz için. Böylece yıllık bir performans değerlendirmesi yapabilirsiniz. Diğer kutucuğa 5 üzerinden puan verebilirsiniz. Sevdiğiniz oyunları daha sonra tekrar oynarsınız böylelikle. Bu oyunları oynamak ve birlikte gidip işaretlemek keyifli bir rutine dönüşebilir evinizde. Yalnız siz gizlice bir gün önceden bakın, ertesi gün için hazırlık yapmanız gerekiyorsa yapın.
Ve tüm çocuklar adına, ufak bir ricam var sizden. Oynamak için oynamayın. Kendinizi vererek, orada bulunmanızın tadını çıkararak, eğlenerek oynayın. Anlıyorlar…

ATS_2804sb

Yazar: Şermin Çarkacı
Sayfa Sayısı: 28
Yayınevi: Elma Yayınevi

Gözlerini her kırpışında içimden mavi bir martı kanatlanıyor gökyüzüne

Bugün bu şiir düştü payıma… Sıradan bir günün payına.

Biraz taş topladık sahilde. Yuvarlak, ince, biçimli-biçimsiz, renkli-soluk gri  taşlar.

Üzerlerine resimler yapılacak, belki bir baykuş, belki bir kent silüeti..

Dev dalgaların getirdiği, irice bir kütük bulduk sahilde…

Islak ve yalnız..

Tuttuk eve getirdik..

Belki bir sehpa olacak, belki bir saksı, belki bir hiç.

Kilerde öylece unutulup gidecek.

Hatıralar gibi.

Bugün bu şiir düştü payıma… Sıradan bir günün payına;

Mavi

Maviyi mi soruyorsun

Gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi

Mavi bir renk değildir huydur bende

ve belki benim yetinmezliğimdir

ve belki herkesin yetinmezliğidir

denenecektir ki bir süre ve denenecektir

bir akşamüstü düşünmek bir akşam üstünü düşünmekten başka nedir ki?

Edip Cansever

 

Gözlerini her kırpışında içimden mavi bir martı kanatlanıyor gökyüzüne..