Kelimeler!

“Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz”
Yunus Emre

Dünyanın en etkili sözlüklerinden Dictionary.com yılın kelimesi olarak “Varoluşsal”ı, Oxford, “iklim acil durumu” seçmiş.

“Dictionary.com”un açıklamasında; devam eden krizler, insan ve doğaya yönelik ciddi tehditler, önemli siyasi ve sosyal olaylar nedeniyle “varoluşsal” kelimesinin sözlükte en fazla aranan kelime olduğu belirtiliyor.

Eski ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in, ABD Başkanı Donald Trump’ı “varoluşsal tehdit” (existential threat) olarak nitelendirmesinin kelimenin kullanımını artırdığına işaret edilirken, Hong Kong protestoları, Notre Dame yangını, Dorian kasırgası ve ABD ile Çin arasındaki krizlerin de kelimenin aranma ve kullanım oranını fazlalaştırdığı aktarılıyor.

Sözlük yöneticilerinden John Kelly, kelimenin insanın hayatta kalma mücadelesine değindiğine dikkati çekerek, 2020 ABD başkanlık seçiminin aday adaylarından Vermont Senatörü Bernie Sanders ve İsveçli iklim aktivisti 16 yaşındaki Greta Thunberg’in iklim değişikliğini “varoluşsal” olarak değerlendirmesinin kelimeyi öne çıkartan unsurlar arasında yer aldığını ifade ediyor.

Tek kullanımlık kaşıktan el yapımı bir oyuncağa dönüşen Forky'nin hikayesini konu edinen "Oyuncak Hikayesi 4" filminin de "varoluşsal" kelimesinin kullanım ve arama sayısını artırdığını belirten Kelly, "Bu (film), bize varoluşsal tehditleri varoluşsal seçimlere çevirme fırsatı veriyor" değerlendirmesinde bulunmuş.
Tek kullanımlık kaşıktan el yapımı bir oyuncağa dönüşen Forky’nin hikayesini konu edinen “Oyuncak Hikayesi 4” filminin de “varoluşsal” kelimesinin kullanım ve arama sayısını artırdığını belirten Kelly, “Bu (film), bize varoluşsal tehditleri varoluşsal seçimlere çevirme fırsatı veriyor” değerlendirmesinde bulunmuş.

Sözlük, 2018’in kelimesi olarak “yanlış bilgi” anlamına gelen “misinformation”u seçmişti.

Oxford Sözlüğü’ne Göre Yılın Kelimesi: ‘Climate Emergency’

Her yıl geleneksel olarak yılın kelimesini seçen Oxford Sözlüğü, 2019 için “iklim acil durumu” anlamına gelen ‘climate emergency’ ifadesini seçti.
Her yılın en çok konuşulan kelimesini seçen Oxford Sözlüğü aynı zamanda “iklim acil durumu” ifadesini, “İklim değişikliğinin sebep olacağı geri döndürülemez hasarı durdurmak veya azaltmak için acil bir şekilde harekete geçilmesi gereken durum” olarak tanımladı.

Oxford, bu seçimle birlikte, hem iklim farkındalığındaki artışı yansıttıklarını hem de konuyu tartışırken nasıl bir dil kullanmamız gerektiğine odaklandıklarını belirtti.

‘İklim acil durumu’, kısa aday listesinde bulunan iklim krizi, iklim hareketi, iklim inkârı, yok oluş, ‘flight shame’ (karbon salımı nedeniyle uçakla seyahatin getirdiği suçluluk duygusu), küresel ısınma gibi ifadeleri geride bıraktı. Komitenin elindeki verilere göre ‘iklim acil durumu’ şeklindeki kullanım yüzde 10,7 oranında arttı. 2019 yılında ‘iklim’ kelimesi diğer bütün kelimelerden daha sık ‘acil durum’la ilişkilendirildi. Bu şekildeki kullanım o kadar yaygınlaştı ki, ikinci sırada gelen ‘sağlık’ kelimesinin üç katı kadar fazla kullanıldı.

Oxford, 2018’de politikadan günlük hayata pek çok alanda kullanılan ‘Toxic’i ‘(zehirli) yılın kelimesi olarak belirlemişti.

Okumanızı öneririm; “Kelimelerin İnsan Hayatındaki Gücü”

Ada’nın Kökleri

Büyüklerimiz “Çınar gibi ömrün olsun” der. Bu çınar tam 625 yaşında. Gökçeada’daki en yaşlı ağaç. Ülkemizin en batısı Gökçeada’nın ucunda Ege’yi selamlıyor. Piri Reis’i ya da Barbaros’u görmüş müdür bilinmez ama hala dimdik ayakta.

Bir Eylül ikindisinde gölgesinde oturduk, sert bir kuzey rüzgarı eşliğinde Ege’ye karşı çay içtik.

Anıt çınar, Pınarbaşı bölgesinde yer alıyor. Gökçeada’nın çeşitli bölgelerinde 5 adet daha anıt ağaç varmış. Çınarlı, Eski Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy’de. Üçünün 400, ikisinin ise 175 yaşında oldukları tahmin edimliyor. Bu ağaçlara gözümüz gibi bakmalıyız.

Adalarda zaman sanki daha ağır ilerliyor. Çınarın gölgesinde ya da Madam’ın Kahvesi’nde otururken zihniniz boşalıyor, sonsuz bir huzur ikliminde yaşadığınızı hissediyorsunuz. Ve ana karadaki o gündelik koşuşturmanın yarattığı stres, telaş, kaostan kurtuluyorsunuz.

1

Gökçeada’da dostlarla çok keyifli bir 48 saat geçirdik. Rumlar’dan kalma eski köyleri gezdik, geleneksel lezzetlerinden tattık. Mustafa’nın Kayfesi’nde sakızlı Türk kahvesi, Barba Yorgo’nun bağından reçine kokulu şaraplardan içtik.

Gökçeada üzerine çok şey yazılabilir, gitmek, görmek, havasını koklamak, yaşamak lazım.

Gökçeada’da ne yapılır derseniz listenin başına Poseidon’da gün batımını yazmalısınız. Türkiye’nin en batısında güneşi batarken izlemek çok keyifli. Poseidon’da tepeye adını veren bir restoran var. Tahta bir iskelenin üzerine kurulmuş. 8-10 masa zor sığıyor.

ada3

Restoranın mottosu “burada hayal kurmak serbest..” Gün batımını güzel bir yemekle taçlandırmak istiyorsanız tam adresi. Ama yer bulmak neredeyse imkansız. En az bir hafta önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Aklınızda bulunsun.

Bir de Efi Badem kurabiyesi ve soğuk sıkım zeytinyağlarından alın.

Genelde adalarda su sıkıntısı olur. Gökçeada’da şelale var. “Ada’nın kalbi adını verdiğim” Marmaros Şelalesi için ayrı bir yazı yazacağım.

ada2

Çınarla başladım bir çınar şiiri ile bitireyim.

Sosyal medyada çınar fotosunu paylaştıktan sonra sağolsun dostlardan çok sayıda mesaj geldi. Ustam Mustafa Uysal taaa Amerika’dan Nazım‘ın “Masalların Masalı” şiirini göndermiş. Bu şiiri ben de çok severim. Ustalara selam olsun;

“Su başında durmuşuz.

Su serin,

Çınar ulu,

Ben şiir yazıyorum.

Kedi uyukluyor

Güneş sıcak.

Çok şükür yaşıyoruz.

Suyun şavkı vuruyor bize

Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…”

 

 

Bisiklet

Küçük dokunuşlar, biraz yaratıcılık ve hayal gücü.
Fotoğraflar ülkemizdeki ilk Citta Slow yani Sakin Şehirlerden Isparta’nın Eğirdir ilçesinden.

Eğirdir Gölü çevresini rengarenk bisikletler ve çiçeklerle süslemişler.
Mesaj çok açık; “Pedal çevirmeye devam ettiğin sürece düşmezsin”

bisiklet

Eğirdir ilçe merkezinde yarım ada çevresinde çok keyifli mekanlar var. İlkbaharda ve sonbaharda gölün insanı dinlendiren eşsiz manzarası eşliğinde kahvaltı yapabilir, ailecek taze balık yiyebilirsiniz. Eğirdir Gölü çevresi Türkiye’nin meyve ambarı. Elma, kiraz ve kayısı başta olmak üzere çok sayıda meyve bahçesi var. Yol kenarlarındaki yöresel tezgahlardan taze ve kurutulmuş meyveler alabilirsiniz.

Hemingway’in Bahçesindeki Ölü Yapraklar

Antalya Kültür Sanat, turistik kentimin dünyaya en açık penceresi.

Kentin, antik çağın mirası ile modern dünyanın kokuşmuşlukları arasına sıkışmış, somurtkan yüzünde, zoraki de olsa gülmeye çalıştıkça ortaya çıkan bir gamze gibi AKS.

Neredeyse işlerden arta kalan tüm zamanlarımı sıklıkla AKS’ın kafesinde ve sergilerinde geçiriyorum. Çevremdeki herkese de tavsiye ediyorum.

 Antalya Kültür Sanat, 2019 güz sezonuna ‘yeni/başka’ dünya tasavvurlarını yapıtlarına yansıtan üç sanatçının sergisiyle başladı. Kendi içinde birbirlerine gizli geçitleri olan ama üçü de birbirinden farklı üç sergi.

tayfun

AKS’nin üçüncü katından başlayarak her katta bir sergi var. Üçüncü katta; tuvallerinde gerçeküstü evrenler kurgulayan sanatçı Elvan Alpay’ın “Cennet Uzaklarda Bir Vaat mi?” adlı sergisi, ikinci katta; kurutulmuş yaprak, çiçek gibi ölü-doğa malzemeleri, doğadaki hallerinin aksine, organize bir biçimde kurgulayarak kompozisyonlar yaratan Tayfun Erdoğmuş‘un “Yeni Dünya Katmanları” adlı sergisi, birinci katta ise; resimlerinde boyanın kimyasına müdahale ederek yeni organik formlar elde eden Melek Mazıcı’nın  “Şeffaf Yansımalar” adlı sergisi.

Sergiyi açılışta sanatçılar Elvan Alpay, Tayfun Erdoğmuş ve küratör Haldun Dostoğlu’nun eşliğinde gezme fırsatı buldum. Harika bir deneyimdi.

Bazen size çok sıradan ve yapımı kolay gelen ya da baktığınız zaman hiçbir anlam ifade etmeyen bir eser, hikayesini sanatçıdan dinleyince, ya da sanatçısıyla tanışınca bambaşka bir yapıta dönüşüyor.

tayfun3

Sanatçı Tayfun Erdoğmuş’un yaprakları gibi. AKS’nin ikinci katında bir duvarı boydan boya kaplayan kirli beyaz, üzeri küçük kahverengi noktalarla bezeli eserin hikayesini dinlerken, kendimi bir anda ünlü yazar Ernest Hemingway’in Küba’daki evinin bahçesinde buldum. Yapıtlarında, doğada ölü halde bulunan yapraklar ve çiçekleri kullanan sanatçı, Hemingway’in bahçesindeki ölü yaprakları topladığını ve bazı eserlerinde bunları kullandığını anlattı.

Bu tablo Almanya’da bir galeride sergileniyor muş.

Sergi ve sonrasındaki söyleşi boyunca Hemingway’in bahçesindeki ölü yapraklara takılıp kaldım. Kim bilir Yaşar Kemal’in bahçesindeki ölü çiçekler ve yapraklardan nasıl bir tablo ortaya çıkar. Ahmet Arif’in, Nazım’ın. Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacının ölü yapraklarından nasıl bir tablo yapılır?

aks31

Galeri Nev İstanbul işbirliği hazırlanan sergilerde sanatçılar kendi “yeni / başka dünya tasavvurları”nı yapıtlarıyla ifade ederken, AKS, yaşamakta olduğumuz iklim krizine karşı  “yeni / başka dünyalar tasavvur etmeli ve yaşama biçimlerimizi değiştirmeliyiz”  fikrini bütün sezon etkinliklerinin ana eksenine yerleştirerek farkındalığa katkı yapmayı amaçlıyor.  Koyu Yeşil Belgeselleri kuşağı ağaç ve ormanı, AKS’ta Sinema distopya filmlerini merkeze alırken çocuk ve yetişkinler için iklim krizi farkındalığını artıracak atölyeler planlanıyor.

1 Aralık 2019 tarihine kadar devam edecek olan üç sergi, Pazartesi hariç her gün 11:00-19:00 arasında, Perşembe günü ise 11:00-21:00 arasında gezilebilir. Sergi girişleri Uzun Perşembe saatleri olan 19:00-21:00 arasında ücretsiz.

Kusursuzluğun Yansıması

“Sizler belki bu fotoğrafları az sonra zihninizden sileceksiniz, fakat; bu fotoğraflar Onların hayallerini temsil ediyor.”

Arnavut fotoğraf sanatçısı Soela Zani’nin sanat tarihinin ünlü tablolarından esinlenerek down sendromlu çocuklarla birlikte gerçekleştirdiği fotoğraf projesinden ilham alınarak oluşturulan “Kusursuzluğun Yansıması” Antalya Kültür Sanat Kaleiçi Evi’nde yeniden hayat buldu. Farkındalık yaratan bu proje Antalya Koleji öğrencileri ve ZİÇEV Antalya işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.

sergi4

Küratörlüğünü sanat tarihçi, sanat eleştirmeni Dr. Ebru Nalan Sülün’ün yaptığı sergi 1 Eylül 2019 tarihine kadar gezilebilir. Sergideki eserlerin bir çoğunu zaten biliyorsunuz. Dünya resim sanatının başyapıtları. Ama sizi etkileyecek olan ve sergiye adını veren, down sendromlu çocuklarımızın rol aldığı eserler gerçekten görülmeye değer.

Ferhat’ın annesi Gülşen Şen’in sözleri projenin amacını özetliyor; “…Bu fotoğraf bir anne olarak sabrımın, mücadelemin ve amacımın göstergesi. Sizler belki bu fotoğrafları az sonra zihninizden sileceksiniz, fakat; bu fotoğraflar bizlerin hayallerini temsil ediyor.”

tepe

Serginin bulunduğu Antalya Kültür Sanat Kaleiçi Evi, Selçuk Mahallesi, Aralık Sokak No 2’de. Kolay tarifi ile Kaleiçi Yat limanı Kırkmerdivenler’den çıktığınızda tam karşınızdaki tarihi Antalya evi.

Sedir Ağacı

Toroslar’ın zirvelerinde ne zaman bir Sedir ağacı görsem, mutlu oluyorum. Çünkü onlar binlerce yıllık kadim uygarlıkların kültür değerlerini, hayallerini ve inançlarını günümüze taşıyorlar. Sediri gördüğünüzde, önce bir seyredin uzaktan o güzel endamını, sonra dokunun ona, eğer katranı sızmışsa dışarıya mis gibi kokusunu çekin içinize. Hititlerin de dediği gibi “sedir ağacının tatlı kokusunu duyun.”

Sedir ağacı, bilimsel adını aldığı, bayrağına da nakşedildiği Lübnan’ın dağlarında hemen hemen hiç kalmadı. Ne şanslıyız ki Toros Dağlarında, memleketim Elmalı’da sedir ormanları tüm haşmetiyle varlığını sürdürüyor.

Elmalı – Kaş – Finike tarafından nazar değmesin harika sedir ormanları var. Antalya’dan Kaş – Kalkan – Fethiye tarafına sahilden değil de yayladan yolculuk ederseniz şayet bu çok özel ağaçları görebilirsiniz. Zaten rakım yükseldikçe ve zirvelere doğru tırmandıkça, çam ağaçlarının yerini sedir ağaçlarının aldığını hemen fark edeceksiniz.

Ve iri gövdeleriyle yüzlerce yıldır varlığını sürdüren bazı “baba katran”ların, çok eski çağlardan beri bu ormanları mesken tutmuş efsanelerini kulağınıza fısıldadığını duyacaksınız.

orhan444

Okuduğum bir kaynakta çok ilginç bilgilere rastladım.

“Kutsal kitaplarda sedir ağacı, büyüklüğün, kuvvetin, şan ve şerefin, kraliyetin, maneviyatın, şiddetin, takdirin, zenginliğin, yayılış kudretinin sembolü olarak kabul edilmiştir.

Ağacın cins adı olan Cedrus’un kökeni Arapça’da “güç ve kuvvet” anlamına gelen “kedroum” ya da “kedre” ile kozalaklı ağaç anlamındaki “kedros” sözcükleridir. Günümüzde kullanılan “kudret” kelimesinin de aynı kökten geldiği görülmektedir. Anadolu’da halen kullanılan “Dağların kadısı katrandır” sözüyle sedir ağacı kudretli, yargılayıcı ve takdir edici konumdaki erkeksi bir güçle özdeşleştirilmektedir. Hititler döneminden beri Sedir ağacı erkek tanrılarla özdeşleşir. Sedir ağacının kudretli erkek tanrılarla özdeşleşmesinin nedeni çok açıktır: Toros Sediri 1000 yıl kadar yaşayabilir, 40 metre boya 2 metre çapa ulaşabilir. Anadolu’da anıt ormanlar da oluşturan anıt ağaçlardan biridir. 1200-2000 metre yüksekliklerde yetişir. Çok kar yağan alanları seven bir ağaçtır. 1000 yıl yaşayabiliyorlarsa onlarda mutlaka tanrısal bir güç olmalıdır diye düşünmüş olmalıdır Anadolu insanı.

Hititler zamanında Toros Sediri (Cedrus libani) dinsel törenlerde tütsü olarak kullanılırdı. Hititler, tanrıları kaybolduğunda evlerinin önündeki yolda güzel kokulu bitkileri yakarak tanrıyı cezbetmeye çalışırlardı. Kral Murşili, kaybolan Bereket Tanrısı Telepinu’yu geri getirmek için (kıtlığı önlemek için) yaptığı duada “..Sedir ağacının tatlı kokusunu duy, evine, toprağına geri dön…bunlar seni getirsin…” demektedir.

Hititler ayrıca sedir ağacından elde ettikleri sakızı şarap ile karıştırırlar, şaraplarını sedir kokulu içerlerdi.

Antik çağlarda Toros sediri gemi yapımında da kullanılan çok makbul bir ağaçtı. Sedir eski Mısır’da saraylar, tapınaklar, lüks binalar, binaların kapı ve pencerelerinin yapımında, içinin süslenmesi ve döşemesinde ve mobilya yapımında kullanılmıştır. Firavunlarla yüksek düzeydeki devlet adamlarının tabutları sedirden yapılmıştır.

Mısır firavununa yazılan bir mektupta, ağacın yaşadığı yer hakkında “orası göğü tırmalayan.. sedirlerle kaplıdır” denilerek Toros Dağları tanımlanmaktadır.

Altay Türkleri için Sedir ağacı tanrıya dua edilecek yerdir. Sedir ağacı antik çağın yedi harikasından biri olan Efes Artemis Tapınağı ile Gordion Kral Mezarları yapımları gibi pek çok alanda kullanılmıştır.

Sümerlerin Gılgamış destanında da geçen bir ağaçtır sedir.

Tevrat’ta; Hz. Adem’in ölümünden hemen önce tanrıdan merhamet yağını dilediği ve bunun için de oğlu Şit’i görevlendirdiği, Şit’in cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldığı ve babasının ağzına koyduğu, Adem gömüldükten sonra tohumların yeşererek zeytin, sedir ve selvi ağacına dönüştüğü belirtilmektedir.

kaynak:

https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2011/04/01/erkek-tanrilarin-agaci-sedir/

Gerçek Saçlı Bebek!

Biz yetişkinler bir oyuncak gördüğümüzde genellikle çocukluk anılarımız canlanır, eski günleri anımsar tebessüm ederiz, biraz hüzünlensek de mutlu oluruz. Bu sefer öyle olmadı!

Antalya’da kentin ilk sanayi tesislerinden Dokuma Fabrikası yıllarca atıl vaziyette metruk bir halde durduktan sonra 2017’de Kepez Belediyesi tarafından “Dokumapark”a dönüştürüldü. Fabrikanın en özel bölümlerinden olan Fabrika Kreşi ise artık “Anadolu Oyuncak Müzesi”. Fabrika çalışanlarının çocuklarının seslerinin çınladığı kreş, oyuncak müzesi oldu. Çok anlamlı ve güzel değil mi?

İşte bu müzede antik çağdan günümüze binlerce oyuncak var. Hepsi birbirinden özel, değerli, anılarla süslü. Antalya’daki blog yazarlarıyla beraber Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü ve Müze Müdürü Emrah Ünlüsoy ile müzeyi gezme fırsatım oldu.

Zaman zaman eğlendik, güldük zaman zaman hüzünlendik. Dünyanın ve Türkiye’nin bir çok yerinden toplanmış 20 bine yakın oyuncak sergileniyor. Müzedeki her oyuncağın ayrı bir hikayesi var.

Küratörlüğünü ünlü arkeolog Nevzat Çevik’in yaptığı Anadolu Oyuncak Müzesi dünyadaki benzerlerinden çok farklı. Müzedeki oyuncakların hepsi kullanılmış oyuncaklar.

170 yaşında bir oyuncak at. Osmanlı şehzadelerinin oynadığı atın bir benzeri. İki dünya savaşı gören bu at, Almanya Bavyera dağlarında bulunmuş ve müzeye kazandırılmış.
170 yaşında bir oyuncak at. Osmanlı şehzadelerinin oynadığı atın bir benzeri. İki dünya savaşı gören bu at, Almanya Bavyera dağlarında bulunmuş ve müzeye kazandırılmış.

Anadolu’nun derin geçmişindeki farklı kültürlerden gelen oyuncaklar yanında geleneksel geçmişimize ait yerel oyuncaklar müzeyi dünyadaki benzerlerinden farklı ve benzersiz kılıyor. Dünyadaki benzerlerinde bulunmayan bu özgünlük aynı zamanda mimari, iç mimari ve teşhir tanzim konusunda da kendini gösteriyor. Özenle hazırlanmış müze bahçesi, atölyeleri ve çevre düzenlemesi de adeta bir müze gibi kurgulanmış. 15 salonda 15 ayrı tema ve 15 farklı düzenleme söz konusu.

Anadolu Oyuncak Müzesi sadece çocuklar için değil, her yaş ve kültür grubundan insana hitap eden koleksiyonlar ve düzenlemeler içeriyor.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında ait bir ilkokul sınıfı. O kadar canlı ki, bir an okul yıllarına gidiyorsunuz. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Okuma fişlerinin bir kısmı Ağrı’nın dağ köylerinden getirilmiş.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında ait bir ilkokul sınıfı. O kadar canlı ki, bir an okul yıllarına gidiyorsunuz. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Okuma fişlerinin bir kısmı Ağrı’nın dağ köylerinden getirilmiş.

Dünyanın her yanından oynanan oyuncaklardan örnekler çokça varsa da, ağırlığı geleneksel geçmişimizden gelen yerel oyuncaklardan oluşuyor. Müzede her yaştan çocuklar için masum bir tebessüm dünyası yaratılmış.

Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, “Oyuncaklar oyuncağın ötesinde bir anlam ifade ederler” diyor ve ekliyor; “Bir ülkenin geleceği çocukların hayallerinde gizlidir. Politikacıların vaatlerinde değil.”

Gerçek saçlı bebek Auschwitz Toplama Kampı. Almanya - 1941
Gerçek saçlı bebek
Auschwitz Toplama Kampı.
Almanya – 1941

Müzeyi gezerken Başkan Tütüncü bir kız bebek önünde durup eliyle işaret etti: “Bu bebek gerçek saçlı.”

İlk bakışta anlayamadık.

Müze Müdürü Emrah Ünlüsoy açıkladı;

“İkinci Dünya Savaşı döneminde Almanya’daki en büyük toplama kampı ‘Auschwitz’e esir olarak getirilen Yahudi kız çocuğunun kesilen saçlarının dikildiği 78 yıllık bu bez bebeği tesadüfen Almanya’da bir kolleksiyonerde gördük. Müzemizin özelliğini anlatınca ve ısrarcı olunca bize vermeyi kabul etti.

Müzemizin en kıymetli eserlerinden biri. Nazi Almanya’sında ‘Auschwitz’ toplama kampında günde ortalama bin Yahudi katlediliyordu. O tarihlerde kız çocukları katledilmeden önce saçları kesilip, o saçlarla zengin Alman çocuklarına bebek yapılırdı.”

Ünlüsoy, kayıp çocuklarına ve yakınlarına ulaşmak isteyen bir Yahudi aileye DNA testi için özel izinle bebeğin saçından birkaç tel verdiklerini anlatırken, içimiz burkuluyor, gözlerimiz nemleniyor.

O sırada müzenin duvarlarına yazılmış Şair Edip Cansever’in sözleri yüzümüze çarpıyor;

“Gökyüzü gibi birşey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor.”

Kentte ne hikayeler gizli. Keşfetmek lazım.

2201222

Turgut Özal’ın Mektubu

Oyuncak Müzesi’nin dikkat çeken eserlerden biri de merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 16 Ekim 1984 tarihinde Anavatan Partisi yeni genel merkezinin açılışı dolayısıyla yazdığı anı yazısı. Özal’ın altını çizerek işaret ettiği “Özel Önem Vermemiz Gereken: Gençler ve Çocuklar” vurgusu ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Özal’ın Gürel Oyuncakları Atölyesi’ni ziyaret ederken bir fotoğrafı da müze de sergileniyor.

333333

Gepetto Usta’nın Marangozhanesi

Antalya Pamuklu Dokuma Fabrikası’nın Marangoz Atölyesi için 1962’de Almanya’da yapılmış ve 40 yıl kullanılmış olan orijinal marangoz tezgahı ve malzemeleri, Oyuncak Müzesi’nde Pinokyo’nun yaratıcısı Gepetto Usta’nın atölyesinde sergileniyor.

Başkan Hakan Tütüncü’nün objektifinden Sirkeci Garı’nın fotoğrafı müzenin duvarını süslüyor.
Başkan Hakan Tütüncü’nün objektifinden Sirkeci Garı’nın fotoğrafı müzenin duvarını süslüyor.

Delik Deniz

Memleketin her yeri ayrı bir zenginlik… Keşfet keşfet bitmiyor. Hafta sonu yolumuz bu kez son günlerin popüler yerlerinden Gazipaşa yakınlarındaki Delik Deniz’e düştü.

Tuhaf bir ismi var ama Antalya bölgesindeki en çarpıcı noktalardan biri. Yöre halkı Delikli Deniz’de diyor, Kral Koyu’da.

“Doğa harikası” tanımının hakkını veren bir yer.

Gazipaşa – Mersin karayolunun 23. kilometresinde Muz Kenti geçtikten hemen sonra, Güneyköy’e gelmeden “Antiochia Ad Cragum” antik kenti tabelasını takip etmeniz yeterli.

d2

Yarı asfalt, yarı toprak yol sizi koya götürüyor. Bir yanınız muz bahçeleri bir yanınız çam ormanı ve deniz, 3-4 km araçla yol aldıktan sonra kalenin eteğinde aracınızı bırakıp yaklaşık 500 metre kadar yokuş aşağı yürümeniz gerekiyor. Bisiklet ya da motosikletiniz varsa bu mesafe kısalabilir.

İtiraf edeyim yaz sıcağında epey zahmetli. İlkbahar ya da sonbahar da gitmek daha keyifli olabilir.

Kral Koyu’na iniş zor, bu güzelliği içinize çektikten sonra çıkış çok daha zor. Ama manzara tüm bu zorluklara değer.

Hafta sonları çok kalabalık. Tatlı su, duş, wc vs. yok. Zaten olmasın. Bırakalım olduğu gibi doğal kalsın. Bir de lütfen çöplerinizi yanınızda götürmeyi unutmayın.

d3

Adını anmamız gereken ilk kişi!

Türkiye’nin turizm başkenti olarak gösterilen ve Rus turistler tarafından da yoğun ilgi gören Antalya, yeni bir klasik müzik festivaline kavuştu. Günümüzün en büyük keman sanatçıları arasında yer alan Şef Vladimir Spivakov’un Genel Sanat Yönetmenliğini yaptığı “Türk Rus Klasik Müzik Festivali”, sanatseverlerde öyle bir iz bıraktı ki, “2019 Yılı’nın En Önemli Sanat Olayı” olarak nitelendirilmeyi hak ediyor. İlk gün yağmurun azizliğine uğrasak da, antik çağın en görkemli yapılarından Side Antik Tiyatrosu’ndaki bu muhteşem sanat olayına tanıklık ettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Side Antik Tiyatrosu’nun kapısından içeriye adım attığınız andan itibaren kendimizi adeta bir masalın içinde bulduk. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Konukların karşılanmasından, ışık ve ses düzenine, üç dilde hizmet veren güvenlik görevlilerinden, sahne renklerine kadar müthiş bir ahenk vardı. Baştan sona kusursuz bir organizasyondu. Emeği geçenleri kutluyorum. Bir mayıs akşamı ancak bu kadar keyifli olabilirdi.

side-2

Kültür, sanat,  tarih, doğa, spor gibi birçok konuda toplum yararına sosyal sorumluluk projelerini hayata geçiren önemli turizm gruplarından Barut Hotels tarafından düzenlenen Festival, Antalya ve Türkiye’deki bir çok önemli sanat etkinliğinde olduğu gibi Kadir Dursun imzası taşıyor. Bu ikili haziran ayında ikincisi gerçekleşecek Akra Caz Festivali’nin de yaratıcıları.

Side’ye dönersek; iki ülke tarafından “Türk – Rus Kültür ve Turizm Yılı” ilan edilen 2019’un, iki ülkenin dostluğunu daha da pekiştirmesi ve kökleri çok eskilere dayanan bu dostluğu müzikle sergilemek amacıyla düzenlenen Festivalin ilk günü  Şef Vladimir Spivakov ile Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası, 3000 yıllık Side Antik Tiyatrosu’nun etkileyici atmosferinde, “İki Dost Ülkenin Bestecileri”nin eserlerini seslendirdi. Türk Besteci Nevit Kodallı’nın 10. ölüm yıl dönümü anısına, 1969 yılında bestelediği ‘Telli Turna Süiti’ ve Şostakoviç’in 1924-1925’te yazdığı “Prelüd ve Scherzo” adlı eseri, dinleyenleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşun ilk yıllarına Mustafa Kemal Atatürk’ün genç Türkiyesi’ne götürdü.

Avrupa’da “Cecilia Bartoli’nin kız kardeşi” olarak anılan Soprano Anna Aglatova, opera literatürünün en gözde aryalarını seslendirdi. Konserin sonunda dünyaca ünlü Türk piyanist ve besteci Fazıl Say, Mozart’ın ‘12.Piyano Konçertosu’nda solist olarak sahneye çıktı. Antik tiyatroyu dolduran yerli yabancı sanatseverlerin dikkatle ve hayranlıkla izlediği Say, yoğun ilgi ve alkışa cevaben sahneye geldi ve Kara Toprak eserini, sürpriz bir kolajla “İzmir’in Dağlarında ezgisine bağlayarak yeniden Veysel ile bitirdi. Tiyatroyu dolduran sanatseverler, bu eşsiz doğaçlamayı dakikalarca ayakta alkışladı.

side-1

Bu festival, O’nunla başladı!

Vladimir Spivakov’in konsere dair sözlerinin altını çizmek istiyorum;

“Bu festivalde adını anmamız gereken ilk kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Şostakoviç, Oystrakh ve dönemin en ünlü Rus opera-bale sanatçılarını Türkiye’de günlerce ağırlamış, konserler verdirmiş ve dinlemiş. Bu festival, O’nunla başladı. Biz de Antalya’da birçok konser verdik. Ancak ‘Türk-Rus klasik müzik dostluğu’ olan bir festivalde  konser vermek, farklı bir heyecan ve gurur kaynağı! Fazıl Say gibi büyük bir sanatçıyla da her konserimiz unutulmaz. Sanki O’nunla, sürekli birlikte konser veriyor gibi uyum sağladık. Anna’nın da Türk dinleyicisi önünde başarısı, bizim için ayrı mutluluk kaynağı oldu. Moskova Virtüözleri için, 40.yılında unutulmaz bir konserdi.”

Türk-Rus Klasik Müzik Festivali’nin ikinci konserinde Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası, bu kez Spivakov’u şef ve solist olarak Vivaldi ‘Keman Konçertosu’ eşliğinde ağırladı. Sonrasında da Spivakov idaresinde, Rusya’nın en başarılı flüt sanatçılarından olan Sergey Zhuravel’e Vivaldi’nin ‘Flüt Konçertosu’nda eşlik etti. Topluluk konserini, Spivakov idaresinde seslendireceği, Boccherini ve Çaykovski eserleriyle tamamladı.

11 Mayıs akşamı Piazzolla-Gala” isimli kapanış konserinde ise Maestro Spivakov ve Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası, en yetenekli genç kuşak Rus sanatçılar arasında gösterilen akordeon sanatçısı Nikita Vlasov ile orkestranın kendi üyeleri olan Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası solistlerine eşlik etti. Yüzyılımızın romantik eserleri içinde daima özel bir yeri olan Astor Piazzolla’nın eşsiz eserlerinden oluşacak olan kapanış konseri ile festival son buldu.

Sarımsak Tarlası

Genç adamın biri, dermiş babasına her gün; “Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi…” Baba itiraz eder, olmaz öyle çok dost. Hakikisi belki bir belki iki, fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki dostun…

Devam eder durur konuşma… Aralarında başlar bir tartışma, karar verirler bir sınava, dostun hakikisini anlamaya…

Bir akşam bir koyun keserler, ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna:
“Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dost bildiklerine”

Çuvaldan kanlar damlamakta. Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.

O dost bakar ki çuvala hem de kanlı bir çuval, kapar hızla kapıyı delikanlının suratına. Almaz içeri arkadaşını.

Böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. Evlat geriye döner, ama içten yıkılır.

Babasına dönerek:
“Haklıymışsın baba” der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana…
Baba:
– “Hayır evlat” der. Benim bir dostum var bildiğim. Hadi çuvalı sırtla ve bir kere de ona git, selamımı söyle. Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından terler, çuvaldan kanlar damlar.

Gider, baba dostuna, selam verir. Kabul görür sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye, bir çukur kazarlar birlikte, koyunu gömerler, adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak belli olmasın diye dikerler üzerine sarımsak.

Genç adam gelir babasına;
– “Baba işte dost buymuş” diye konuşunca, babası:
– “Daha erken, o belli olmaz daha, sen yarın git O’na, çıkart bir kavga, atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden. İşte o zaman anlaşılacak dostun hakikisi… Sonra gel olanları anlat bana.”

Genç adam aynen yapar babasının dediğini, maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokat!..

Der ki tokatı yiyen dost;
“Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!..”

Bu hikaye Hüsamettin Oğuz ağabeyimden. Aramızda uzak yollar, dağlar, tepeler olsa da kalbimiz birdir bizim. Sağolsun yine üşenmemiş;

“Bugün kadim dost Orhan Çakmur ‘un doğum günü.
Orhan için sıradan bir kutlama mesajı yazmak istemedim. Bazı kadim dostlukların anlatılması gerekir. Öyle durup dururken de anlatılmaz hani… Bir bahane lâzım… Belki dostluğunu ifade edebileceğim Mevlâna’dan bir hikâye ile hem doğum gününü kutlar hem de dostluğun ehemmiyetini hatırlatmış olurum eşref-i mahlûkata…” diyerek benim için bu hikayeyi kaleme almış.

Ben de mutlulukla blogumda paylaşırken, başta sevgili oğullarım olmak üzere, okuyan herkesin hikayedeki gibi gerçek dostlar bulmalarını diliyorum.