Zeytinin dirilişi!

Sosyal medyada paylaşılan bir yorum çok hoşuma gitmişti; “Bu ülkede bir kadın olmak bir de ağaç olmak çok zor” diyordu.

Bir süredir zeytinlikleri bitireceği öngörülen yasa tasarısı tartışılıyor.

Ömrünü Patara kazılarına adayan güzel insan Havva İşkan hocamız “Patara 2008 yangınında kül olup taşlaşan zeytin ağacı üç yıl önce yeniden filiz verdi büyümeye başladı. Zeytin insandır dokunmayın; günahtır…” notuyla paylaştı.
Şahane değil mi?

Yasalar, dozerler falan filan hepsi hikaye. Ne yaparsan yap yok edemiyorsun işte!

zey22

Patara Antik Kenti’nde yeniden filizlenen zeytin ağacı…

Kaptan Eudemos’un gün misali kısa ömürlü gemisi

Olimpos Antik Kenti’nin denize açılan ağzında “Kaptan Eudemos’un lahti” olarak adlandırılan lahtin üzerinde 10 satırlık Yunanca bir yazıt var…

Yarıya yakın kısmı hazine avcıları tarafından kırılarak yok edilmiş olan yazıtın son dört satırı insanı derinden etkiliyor;

“…Son limana girdi demirledi gemi, çıkmamak üzere

 Çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık;

 Işık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos,

oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi,

Kırılmış bir dalga gibi…”

***

 

 

 

 

Dipnot:

Olimpos Antik Kenti’ne giriş 18 yaş altı ücretsiz. 18 yaşından büyükler içinse 5 TL. Otomobiller için  otopark ücreti 4 TL. Bu büyülü coğrafyayı görmek için bedava gibi bir şey…

 

Daha fazla fotoğraf için;

http://photoantalya.blogspot.com.tr/2014/05/olimposta-kaptan-eudemosun-gun-misali.html

 

Yazın peşinden koşar mısınız?

Canon, Türkiye’nin de dahil olduğu 19 ülkede, kazanan kişinin dünyayı gezeceği ‘Live For The Story’ kampanyasını duyurdu. Herkesin, çektiği herhangi bir fotoğrafla Instagram üzerinden katılabileceği yarışmayı kazanan kişi, uçak bileti ve konaklamanın yanında her ay 1.500 Pound harçlık alarak dünyayı gezebilecek. Şanslı kişi, rotasını kendisi belirleyip yazın peşinden koşacak!

Fotoğraf makinası veya herhangi bir cihazla herhangi bir yerde çektiği fotoğrafı Instagram üzerinden paylaşanlar arasından bir kişi ‘365 gün yaz’ isimli yarışmanın kazananı olacak ve tüm yıl yazın peşinde koşabilecek. Canon, ‘Live For The Story’ kampanyasıyla her fotoğrafın arkasında müthiş bir hikaye olduğuna dikkat çekmeyi hedefliyor.

Nasıl başvuruluyor?

İnsanları kendi hikayelerini bulmaya özendirecek fotoğraflara sahip olduğunu düşünen adaylar, en unutulmaz yaz hikayelerini @canoneurasia ve #LiveForTheStory etiketleriyle Instagram’da paylaşarak başvuracak. Yarışmaya katılmak için fotoğrafın altına en fazla 50 kelimelik bir kısa hikaye yazılacak. 17 Mayıs’ta başlayan yarışmaya katılım hakkı 28 Haziran’da sona erecek. Bu eşsiz ödül için başvurular Lenny Kravitz’in kızı ve oyuncu, prodüktör, müzisyen, hikaye anlatıcısı Zoe Kravitz ile bir jüri tarafından değerlendirilecek.

Yazın peşinden koşacak

Başarılı olan aday dünyanın dört bir yanına seyahat ederek yaz mevsiminin peşinden koşacak, Lizbon’dan Melbourne’e, Rio de Janeiro’dan Barselona’ya kadar istediği şehirleri dolaşarak kendi yaz hikayesinin küratörlüğünü yapacak. Başvurular hikaye anlatma yeteneği, görsel çekicilik, orijinallik ve ilham kaynağı olma gibi çeşitli kriterler üzerinden değerlendirilecek. Şanslı kişi tur boyunca ilham verici hikayeler bulmak için özgürce kendi rotasını çizecek, çektiği fotoğraf ve hikayeleri yine Instagram üzerinden dünya ile paylaşacak.

Hediye neyi kapsıyor?

Şanslı kişi, toplam 33 bin Euro’luk bütçe ile ödüllendirilecek. Ödül dünya çapında, kendi ülkesine dönüş de dahil olmak üzere,7 adet ekonomi sınıfı uçuş biletini kapsıyor. Talihli kişi 6 destinasyonda 2’şer gecelik konaklama ve seyahat ettiği her ay için 1.500 Pound harçlık almaya da hak kazanıyor. Ayrıca kapsamlı bir seyahat sigortası da yapılıyor.

Kampanya ile ilgili detaylı bilgi için:

http://www.canon.com.tr/live-for-the-story/
http://www.canon.com.tr/live-for-the-story/terms-and-conditions/

Kelebekten Sığınak

“Kafesteki Kalp” ve “Aynadaki Göz” adlı kitapların yazarı Kezban Şahin Taysun’un yeni kitabı “Kelebekten Sığınak” okurla buluştu.

Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan “Kelebekten Sığınak”, doğal kaynakları hızla azalmış, yaşam alanı beton tarlasına dönüşmüş günümüz insanının, bu değişime uyum sağlamaya çalışırken duvarlar arasında kalmış duyguları, yoksunlukları ve huzur arayışına tanıklık ediyor.

kelebek
İlişkilerdeki sığlıklar, zamanın çöplüğüne atılan seviler, yüreğe inen yumruklar, tozlu sayfalardaki aşklar ve bellekteki izler mercek altına alınıyor. Bunun yanı sıra çağdaşlığı özümseyememiş, zihni karanlık erkek egemen toplumda kadın olmanın zorlukları ve yaşanan acılar, emekçilerin yeraltında ve yerüstünde yaşadığı trajik olaylar, hak ve özgürlük ihlalleri ile geçmişteki değerler, doğa, barış ve erdemli insana özlem gibi sorun ve kavramlara dem vuruyor.
Kitaba adını veren öyküde ise doğanın gizemli cankurtaranları ile tanıştırıyor okuru; “…İşte tam da bu anda beklenmedik bir olay oldu. O kelebek sürüsü yeniden belirdi ve içinde olduğum çalının üzerine kondu. Sürü ansızın duvar örüp üzerimi örttü. Yaşadıklarıma inanamıyordum! Kelebekler sanki çığlığımı duyup koşup gelmişlerdi yanıma…”

Mevsimsiz bir memlekette…

Mevsimsiz bir memlekette yaşamak kadar kötüsü yok.

Mevsimsiz bir memlekete döndük, korkuyorum.

***

Vücutlarımız yorgun/ çalışmaktan değil ama,

Kaygıdan, anlaşılamamaktan, susmaktan yorgun.

Mevsimsiz bir memlekette, hayal kurmak kadar kötüsü yok.

Hayal kurmaktan korkuyorum.

***

Adam- kaygılı, mutsuz, hüzünlü… Acelesi var mış gibi anlattı aklından geçenleri… Eski bir şiir kitabından sözcükleri kaçırır gibi..

***

Ruhlarımız, memleketi düşünmekten fırtınalı denizde sürüklenen ağaç kütükleri gibi.

 

Gözlerim yaşlanıyor… Yakın gözlüğü takmam lazım, okumakta zorlanıyorum.

Bir yerlerde eski bir fotoğrafla karşılaşınca, eski kışları özlüyorum.

***

Beni düşünmekten vazgeçme.

***

Telefonun diğer ucunda sustu kadın.

***

Araya soğuk ve uzun bir kış daha girdi…

……………………………………………………….

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı

ben bıraktım artık kelimelerin peşinden koşmayı…

renklerin peşinden,

sahile vuran bembeyaz köpüklerin peşinden,

bulutların peşinden,

nisan yağmurlarının peşinden

bir çiğ tanesinin peşinden,

bir çocuk sevincinin peşinden…

 

öyle senle doldurdum ki içimi

bıraktım artık

ağustosun ardından gelen eylülün

eylülde dalından kopan sarı bir yaprağın peşinden koşmayı

 

masaya vurulan son kadehin peşinden koşmayı…

 

Hayat Bu Boşver!

Her sabah işe gitmek için evden çıktığımda, servise binmek için hızlı adımlarla yürürken, önünden geçtiğim mezarlıkta, sayısız mezar arasından bir tanesinin başında duran mermer taşın üzerindeki yazıya gözüm takılır; Boşver!

İlk gördüğüm günden beri, bana ilahi bir güç tarafından iletilen bir mesaj olarak algılarım; Boşver!

***
Geçtiğimiz gün sabah yine hızlı adımlarla servise bineceğim durağa yürüyorum ve gözüm yine aynı mezarı arıyor. Fakat o da ne; “Boşver” yazılı mezara bir komşu gelmiş; HAYAT BU!

***
İki mezar yan yana şu mesajı veriyor: HAYAT BU BOŞVER!

***
Bir üçüncü arkadaşları var mı? Varsa ölünce mezar taşında ne yazacak doğrusu merak ediyorum.

mezar

Üç Güzel Eser!

Oldum olası kitapçıları ve sahafları gezmeyi seviyorum. Antalya’ya dair eski yayınları topluyorum.
Yine dolaşırken üç şahane yayın elime geçti.

mustafauysal

Ustam, gazeteci ağabeyim Mustafa Uysal ve sevgili eşi Nazan Uysal’ın hazırladığı “Yaşadığımız Kent Antalya”. 80’li yılların Antalyası var. Mustafa ağabeyin yayıncılık aşkına hayranım. Koleksiyonumun en özel parçası. Bu kitaptan ilham alacağım kesin.

oya

Çemberimde Gül Oya… Antalya iğne oyaları kitabı. Antalya Valiliği tarafından 2005 yılında yayınlanmış. Gözüm gibi saklayacağım bir çalışma. Keşke yeniden basılsa.

antalyals

Son yayın bir Antalya Guide… 1987-88 dönemine ait. Ünlü fotoğrafçı Sami Güner’in fotoğraflarının yer aldığı Life Style Antalya’nın kapağında Hülya Avşar var. Antalya turizminin emekleme döneminde olduğu, Mavi Mavi Masmavi şarkısının ortalığı inlettiği bir dönem. Sayfaları karıştırınca pek çok gülümseten fotoğraf gördüm. Sahilde üstsüz turist kızlarının önünde davul zurna eşliğinde peşrev atan yiğit delikanlılar ve daha neler neler.
Antalya’da sahaflar kent merkezinde Valilik binasının hemen karşısında. Yolunuz düşerse Piyazcı Sami’ye de mutlaka uğrayın.

Dance Me to the End of Love

Leonard Cohen öldü. Ardında enfes şarkılar bıraktı. Her büyük sanatçı gibi ölümünün ardından daha çok rağbet görüyor. Sosyal medyada hemen herkes “Dance Me to the End of Love” şarkısını paylaşılıyor.
“Korkuya rağmen dans et benimle, kendimi güvende hissedene dek. Bir zeytin dalıymışım gibi tut beni ve yuvama götüren güvercin ol. Aşkın gidebileceği yer neresiyse oraya kadar dans et. Düğünümüze kadar dans et, yeniden ve yeniden. Şefkatle dans et, uzun uzun dans et. Aşkımızın altında sadece ikimiz varız; aşkımızın üstünde de. O yüzden aşkın gidebileceği yer neresiyse oraya kadar dans et benimle.”

Ne ilginçtir ki bu bir aşk şarkısı değil. II. Dünya Savaşı’ndaki ölüm kamplarından bahsediyor.

leo2

Başucu bloglarımdan egoistokur‘da gezerken öğrendim.
Cohen, insanların krematoryumlarda yakıldığı ölüm kamplarına dair kitapları okurken, bazı kamplarda mahkûmların birer yaylı çalgılar dörtlüsü kurduklarını öğrenir. En yakınlarındakiler teker teker öldürülüp yakılırken, klasik müzik konserleri veriyorlardır. ‘Yanan bir kemanın sesi eşliğinde güzellik için dans et benimle’ dizesi böyle çıkar.
Cohen, “Güzellik kelimesi sanırım hayatın yok olduğu o anlarda bile tutkunun daim olmasıyla alakalı bir şeydi. Tükenişi anlatırken kullandığımız dilin, âşık olduğumuz kişiye teslim olurken kullandığımız dille aynı olduğunu fark ettiğimde nefesim kesildi” diyor.
Müthiş değil mi?

Kaynak:

Leonard Cohen: “Çirkiniz ama müziğimiz var!”

Bahşiş!

ABD’nin Teksas eyaletinde bir kadın, Applebee’s adlı restorana gitti ve 1 liralık kahve siparişi verdi. Kahvesini içti, hesabı bıraktı, kalkıp gitti.

Kahve fincanını ve hesabı almayan gelen garson masanın üzerinde bin 500 lira bahşiş görünce şaşırdı. Kadın müşterinin parasını unuttuğunu düşündü, taki peçetenin üzerindeki notu okuyana kadar.

Peçetenin üzerindeki notta şöyle yazıyordu:

“Dün annem süpermarket kasasında para ödemekte zorlanırken ona yardım ettin ve ona çok güzel bir kadın olduğunu söyledin. Babamın ölümünden sonra onu hiç bu kadar gülerken görmemiştim.”

pecete2

Yaşamınızı güzelleştiren insanlara iyi davranın.

fis

Kaynak:

http://www.hurriyet.com.tr/1-liralik-siparis-verdi-bin-500-lira-bahsis-verdi-40206125